Fate/Grand Order Berserker Sınıfındakilerin Gerçek Hikayeleri

Merhaba arkadaşlar. Nasılsınız? Bende iyiyim. Okullar açıldı onunla ilgileniyorum. O yüzden bulduğum ilk arada Fate/Grand Order Berserker yazısını yazmak istedim. Fate/Grand Order Berserker sınıfı çoğunlukla yarı canavar ya da yaptıklarıyla canavar olabilecek kişileri içeren bir sınıf. Bu yüzden animelerde de Berserker sınıfı kontrol edilmesi en zor sınıf olarak gösteriliyor. Fate/Zero izleyenler Lancelot‘u hatırlarlar. Çoğu aynen öyle karakterler.

Hazır Lancelot demişken Fate/Grand Order Berserker listesine onunla başlayalım ne dersiniz?

Fate/Grand Order Berserker Sınıfındakilerin Gerçek Hikayeleri


Lancelot

Lancelot Kral Arthur’un en sadık şövalyelerinden biri ve aynı zamanda Yuvarlak Masa Şövalyelerinin bir üyesidir.  Lancelot daha bebekken göl kenarına bırakılıp terk edilmiştir. Gölün perisi olarak bilinen Vivianne tarafından bulunduktan sonrada Avalon’a gönderilmiştir. Bu yüzden adı Lancelot du Lac (Gölün Lancelot’u) olmuştur.

Lancelot ve Kral Arthur’un eşi Leydi Guivenne’in birbirlerine aşıktırlar. Lakin bu aşk duyulduğunda Kral Arthur onları ayırır. Lancelot afaroz edilir. Yıllar sonra ülkeye dönebildiğinde ise Kral’ının öldüğünü öğrenir ve geri kalan hayatını bir manastırda geçirmeye karar verir.

Anime’de kafayı yemiş bir şekilde olmasının nedeni Kral’ının öldüğünü öğrendiğinde bunu kaldıramamış olmasıdır.


Heracles

Herkül Miken Kralı’nın kızı Alkmene ile Yunan Tanrılarının Efendisi Zeus’un yarı tanrı oğludur. İnsan ve Tanrı arasında geçen romantik bir hikayenin aksine gerçekte Zeus Alkmene’ye aşık olur ve kocasının kılığına girip onunla birlikte olur. Bu birliktelikten doğan Herkül yarı tanrılığın verdiği güç ile normal bir insandan çok farklıdır. Daha iki yaşındayken Hera’nın onu öldürmek için yolladığı iki yılanı çıplak elleriyle öldürdüğü söylenmektedir. Herkül on sekiz yaşındayken Kitharion ormanındaki efsanevi canavarı yok etmiştir ve bunun ödülü olarak Thebai Kralı’nın kızı Megara verilmiştir. Üç çocuğu olan Herkül ilerleyen zamanlarda Hera’nın onu öldürmek için yaptığı türlü hileler yüzünden kafayı yemiştir ve hem karısını hem de çocuklarını öldürmüştür.


Spartacus

Trakya bölgesinde doğduğu tahmin edilen Spartacus MÖ 73 – 71 yılları arasında yaşamıştır. Spartacus Roma Ordusunda süvarili askerler arasında görev yapmaktadır. Kesin bir bilgi olmasa da savaşta üstleri kendi halkına saldırmak istediğinde onlara karşı gelmiştir ve bu yüzden askerlikten köleliğe düşmüştür. Üstleri askerlere Spartacus’ü yakalama emri çıkartmasına rağmen Spartacus asker arkadaşları ile kaçmayı başarmıştır. Bir süre kapısıyla dağlarda yaşasada Roma askerlerinden kaçamadı ve yakalandı.

Spartacus İtalya’daki bir gladyatör okuluna satılmıştır ve orada eğitim görüp insanların eğlencesi için dövüşen gladyatörlerden biri olmuştur. Kazandığı dövüşler ile halkın arasında büyük bir üne kavuştu. Bu sırada kapısını ve en yakın arkadaşı Varro’yu kaybeden Spartacus intikam yemini etmiştir. 78 diğer Gladyatör okulundan kaçan Spartacus Vezüv Yanardağına sığınmıştır. Gaius Claudius Glaber’in 300 kişilik askeri ordusu tarafından kuşatılan Spartacus ve adamları asma dallarından yaptıkları halatlarla uçurumdan inerek askerleri şaşırtıp mağlup etmiştir.

Spartacus kendisine katılan ve sayıları 100 bine ulaşan gladyatörler ve kaçak kölelerden oluşan ordusu ile Luciana’ya doğru yürümüştür. Zorlu bir savaşın ardından Publius Varinius’u yener ve Thuria ile Metapontion kentlerini yağmalar. Roma Senatosu Spartacus tehlikesini farkeden ve MÖ. 72’de iki konsülün yönetimindeki askerler Spartacus’ün üzerine gönderildi. Spartacus askerleri yendikten sonra rotasını Kuzeye Alplere doğru çevirdi. Köleler ve gladyatörler artık Alpleri geçip özgürce dağılabilirdi ama hiçbiri İtalya’dan ayrılmak istemedi. Spartacus ister istemez Güneye yürümek zorunda kaldı ve orada ilk kez Marcus Crassus’a yenildi.

Spartacus Sicilya’ya geçmeyi planladı ve onu kaçırmaları için korsanlarla anlaştı ama korsanlar sözlerinde durmadılar MÖ. 71’de savaştan sağ kurtulup Roma’yı terkettiği söylenmektedir. Başka bir rivayete göre Roma’lı askerler tarafından savaşta öldürülmüştür. Cesedinin bulunamamasının nedeni de savaşta aldığı yaralardan tanınmayacak hale gelmiş olmasıdır. Ancak cesedine asla ulaşılamamıştır. Bu konuda bir sürü şey söylensede aslında Spartacus’a ne olduğunu kimse bilmemektedir.


Frankenstein

Frankenstein İngiliz yazar Mary Shelley tarafından yazılmış bir romandır.

Genç bilimadamı Victor Frankenstein hastalıklara son verebilmek için insanları yeniden yapak istemektedir. Bu şekilde ölümsüzlüğe ulaşabileceğine inanmaktadır. Araştırmaları sonucunda yaşamın sırrını keşfeden Victor bu bilgiyi üstün bir insan yaratmakta kullanmaya karar verir. Çeşitli mezarlardan topladığı ceset parçalarıyla 2,50 metre boyunda bir insan yapar. Simya, Galvanizm ve elektrik gücünü kullanarak aslında isimsiz olan ama herkesin Frankenstein olarak bildiği canavarı yaratır. Ondan çok korkan Victor kaçar. Canavar yaratıcısını tanıyordur ama insanların neden ondan korkup kaçtığını bir türlü anlayamıyordur.

Victor’u bulup ondan hesap sormaya karar verir. Aslında çok nazik ve iyi biri olmasına rağmen görüntüsü yüzünden insanlar ondan korkup kaçmaya başlar. Gizlice bir aileyi izleyen canavar ailenin birbirini nasıl sevdiğini görünce kendini çok yalnız hisseder. Bu yüzden Victor’dan ona bir eş yapmasını ister. Ancak Victor onun duygularını önemsemez ve bu yüzden hırçınlaşan canavar ondan intikam almak ister. Önce Victor’un en küçük kardeşini öldürür. Cinayet yüzülen açılan davada ise Victor’un diğer kardeşi suçlu bulunur ve idam edilir. Daha yeni evlendiği Elizabeth’de canavar tarafından öldürülür.

Frankenstein’i öldürmeyi kafasına koyan Victor onun peşinden Kuzey Kutbuna gider. Ama durumu kötüleşir ve bu sırada Kaptan Robert Walton tarafından kurtarılır. Victor ona hikayesini anlattıktan kısa süre sonra ölür. Kaptan canavarın Victor’un cesedinin başında ağladığını görür. Canavar ona hayatından nefret ettiğini ve vicdan azabından kurtulmak için Kuzey Kutbu’na gelip kendini yakacağını söyler. Ardından bir buz parçasına atlar ve karanlık sisin içinde gözden kaybolur.


Lu Bu

Lu Bu Çin’in Han Hanedanlığı döneminde yaşamış bir savaş ağası ve komutandır. Başlangıçta küçük bir savaş ağasına bağlı olan Lu Bu ona ihanet edip öldürdü ve MS 192 başlarında Han Merkezi yönetimini kontrol eden savaş ağası Dong Zhuo’ya kaçtı. Dong Zhuo’ya da ihanet etti ve Wang Yui ile Shisun Rui’nin kışkırtmalarıyla onu da öldürdü ancak kısa süre sonra Dong Zhuo’nun takipçileri tarafından yakalanıp uzaklaştırıldı. MS 190 – 195 yılları arasında Ota ve Kuzey Çin’de gezinen Lu Bu ard arda savaş ağalarına sığınmaya başladı. MS 194 yılında yan eyalet Cao Cao’yu Cao’yu terkedenlerle birlikte ele geçirmeyi başardı. Ama Cao Cao iki yıl içinde orayı geri almayı başardı. Ms 196 yılında Lu Bu Xu eyaletine sığınmak istedi ama ardından Liu Bei’ye karşı durdu ve eyaletin kontrolünü ele geçirdi. Yuan Shu ile ittifak yapmayı kabul etmesine rağmen Yuan kendini İmparator ilan ettikten sonra onunla bütün balarını koparmıştır. Cao Cao ve diğerleri ile Yuan’a karşı ittifak kurmuştur. Buna rağmen MS 198 yılında Yuan Shu’ya tekrardan sığınmıştır. Liu Bei’nin ve Cao Cao’nun birleşik kuvvetleri tarafından saldırıya uğrar ve MS199 yılında Xiapi savaşında yenilir. Lu Bu Cao Cao’nun emriyle yakalanır ve idam ettirilir.


Beowulf

Beowulf bir Afganistan destanıdır. Lakin Anglosaksonlardan değil İskandinavyalıalrdan bahseder. İngilizlerin en eski destanı olarak bilinir.

Danimarkalılar Grendel adlı bir canavar ile mücadele etmektedir. Grendel gürültüyü sevmediği için insanları öldürürmüş. Herkes Grendel’i öldürebilecek bir kahraman aramaktaymış. Geatler’in ünlü savaşçıs Beowulf Grendel’i duymuş ve Danimarka’ya gitmeye karar verip Grendel’i öldürür. Ancak Grendel’in bir annesi vardır. Onuda öldüren Beowulf ülkesi Geatland’a döndüğünde oranın kralı olur.


Salome

Lou Andreas – Salome Rus asıllı bir psikanalist ve yazardır.

Salome babası bir rus generali olmasına rağmen başına buyruk bir şekilde büyür. Zürih’te teoloji, sanat ve felsefe okuduktan sonra annesi onu arkadaşının yanına Roma’ya gönderir. Malwida von Meysenburg ile birlikte yaşamaya başlayan Salome orada Paul Ree ile tanışır ve onu kendine aşık eder. Fakat Paul Ree’nin evlilik teklifini kabul etmez. 1882’de de filozof Nietzsche ile tanışıp onu da kendine delicesine aşık eder. Nietzsche’ye bir sürü acı çektiren bu tek taraflı aşk bir sürü insana ilham verir. Irvin D. Yalom’un Nietzche Ağladığında ve Lance Olsen’ın Nietzche’nin Öpücükleri romanları bunlardan bazılarıdır. Salome’nin Nietzche’nin kadınlardan nefret etme sebebi olduğu söylenmektedir.


Paul Bunyan

Paul Bunyan Amerikan halk hikayelerinde adı geçen bir oduncudur.

1976 Ağustos ayında Amerikan ordusunun korumasındaki Güney Kore ile Kuzey Kore sınır noktalarından birinde, askerden arındırılmış bölgede nöbetçi kulübelerinin görüşünü engelleyen bir kavak ağacının budanması gerekmektedir. Budama işlemi her sene yapılan rutin bir şeydir. Ama Kuzey Kore bunu Güney Kore ve Amerika’nın hazırladığı bir işgal planı olduğunu düşünür. Bu yüzden ağacın budanması için aradaki bölgeye girmek askerlere izin verilmeyeceğini duyurur.

Ama 18 Ağustosta ağacı budamak için giden 2 Amerikalı, 1 Güney Koreli Subay ve 9 asker 30 kadar Kuzey Koreli asker tarafından sıkıştırılır. Tartışma kısa sürede kavgaya dönüşür ve bunun sonucunda 2 Amerikalı ölür ve 9 Güney Koreli asker yaralanır.

Vietnam Savaşından yenik düşmüş olan ABD Hükümeti bu aşağılamaya çok sert tepki gösterir. Bu yüzden Henry Kissinger Kuzey Kore’nin bombalanmasını ister. Başkan Gerald Ford ise önce ağaç kesilsin eğer tepki verirlerse bombalarız demiştir. (Ne kadar rahat canını sıkanı bombalıyor adam)

21 Ağustos 1976’da Paul Bunyan tarihin en tehlikeli ağaç kesme operasyonuna başlar. Bu süre boyunca Kore’deki tüm ABD askeri tetikte beklemektedir. Hava kuvvetlerine ait çok sayıda B52 ağır bombalar hazırda beklemektedir. Lakin beklenen olmamıştır. ABD askerleri ağacı kökünden kesip yerine bir anıt dikerken Kuzey Kore askerleri sınırlarında kalır.

Şuna bak. Az kalsın 3. Dünya savaşı çıkacakmış. Hemde basit bir kavak ağacı yüzünden. Ne diyeceğimi bilmiyorum.


Mori Nagayoshi

Mori Nagayoshi 16. yy Sengoku Döneminde yaşamış Oda Klanı’nın bir subaydır. Nagayoshi’nin acımasız bir karaktere sahip olduğu ve savaşlarda normalinden daha da acımasız olduğu söylenmektedir. Şeytan adıyla ün yapmıştır. Komaki ve Nagakute’nin zorlu geçen savaşı sırasında Toyotomi Hideyoshi’nin canını almıştır. Savaş sırasında Nagayoshi hep ön saflarda savaşmıştır ve bayrağını çılgınca sallamıştır. Çoğunlukla beyaz bir Jinbaori giyerek savaşmaktadır ve bu yüzden rahatça göze çarpmaktadır. Bu göze çarpma yüzünden kibrit tüfeği ateşleyen bir Ashigaru tarafından başından vurularak öldürülür.


Ibaraki Douji

Ibaraki Douji Heian dönemlerinde anlatılan masallarda yer alan bir Oni’dir. (İblis)

Ibaraki Douji Shuten Douji’nin (Fate/Grand Order Assassins) en önemli hizmetkarıdır.

Doğum yerinin Settsu ya da Echigo olabileceği söylenmektedir. Ibaraki Douji doğduğundan beri dişlere sahiptir ve bir Oni’ye benzemektedir. Oni olduktan sonra Shuten Sgouji ile tanışır ve onun astı olur. Birlikte Başkenti hedef alırlar.


Asterios

Asterios bilinen adıyla Minotor. Minotor Yunan Mitolojisinde yarı boğa yarı insan yaratıktır.

Minator klasik bir Yunan Mitolojik karakteridir. Öyküsü üç bölümden oluşur.

Theseus’un Doğuşu

Atina Kralı Egeus’un bir sürü kadınla evlenmesine rağmen çoğu olmaz. Egeus Troezen Kralı’nın kızı Ethra ile evlenir ve Ethra Troezen’de hamile kalır. Ancak Egeus Ethra’nın doğum yapasını beklemeden Atina’ya döner. (sonunda çocuğu olmuş ama adam bırakıp Atina’ya gidiyor. Ayıp ayıp) Gitmeden önce kılıcını ve sandaletini büyük bir kayanın altına bırakıp Ethra’ya çocuklarının savaşabilir hale geldikten sonra bunlar sayesinde hanedan üyesi olduğunu kanıtlayabileceğini söyler. Theseus yıllar sonra babasının emanetini alıp Atina’ya yola çıkar ve yoldaki bir sürü zorluğa göğüs gerip Atina’ya varır. 

Minotor

Girit’te hüküm süren Kral Minos, gücünü ispatlamak için Poseidon’dan ona kuran etmek için bir boğa ister. Poseidon Minos’a istediği boğayı verir. Fakat Minos boğayı çok sever ve bu yüzden onu kurban etmez. Onun yerine başka bir boğayı kurban eder. Bunu farkeden Poseidon çok öfkelenir ve Eros’tan okuyla Minos’un karısını kendi verdiği boğaya aşık etmesini ister. Boğaya aşık olan Pasiphae boğayla çiftleşir ve yarı boğa yarı insan bir bebek dünyaya gelir. Bebeğe Minos’un boğası anlamına gelen Minotor adı verilir. Herkese ve herseye zarar veren Minotor bu yüzden Daidalos’un yaptığı Labyrinthos adlı içinden çıkılması imkansız bir yapıya hapsedilir.

Minotor’a Gönderilen Kurbanlar ve Sonuç

Minos’a yenilen Atinalılar haraç olarak yedi yılda bir en güzel yedi genç kız ve genç erkeği Minotor’a kurban olarak göndermek zorunda kalırlar. Theseus Minotor’u öldürüp bu duruma bir son vermek istemektedir. Babası vazgeçirmeye çalışsada Theseus’un fikrini değiştiremez. Sonunda tek bir şartla buna izin verir. Eğer Theseus Minotor’u yenerse Atina’ya dönerken gemisine siyah yelken değil beyaz yelken takacaktır.

 Theseus kurbanlar ile birlikte Girit’e geldiğinde onları doğrudan Labyrinthos’a götürürler. Minos’un kızı Ariadne kurbanlar halka gösterildiği sırada Theseus’u görür ve ona ilk görüşte aşık olur. Bu yüzden Theseus’a Labyrinthos’tan kolayca çıkabilmesi için bir strateji önerir. Bu plana göre Theseus Ariadne’nin verdiği ipliği girişte bir yere bağlayacaktır ve dönüşte ipi takip edip oradan çıkabilecektir. Theseus Labyrinthos’a girdiğinde Minotor ile bire bir dövüşe tutulur. Theseus Ariadne’nin dediği gibi Minotor’a eski adıyla seslenir ve onu şaşırtır. Bu bir anlık şaşkınlıktan faydalanıp Minotor’u öldürür. İp yardımıyla diğer kurbanlarla birlikte Labyrinthos’tan çıkan Theseus Ariadne’yi de yanına alıp Atina’ya döner. Lakin beyaz yelkenleri takmayı unutmuştur ve siyah yelkenleri gören babası oğlunun öldüğünü düşünüp denize atlayıp intihar eder. İnsanlar onun adını anmak için adını intihar ettiği denize verirler. 

İşte Ege Denizi adını buradan alır arkadaşlar. 


Chacha

Chacha diğer adıyla Yodo-dono. Sengoku döneminde ciddi bir yere sahip biridir. Oichi’nin kızı ve Ohatsu ile Oeyo’nun kız kardeşidir. Japonya’nın en güçlü adamı olarak görülen Toyotomi Hideyoshi’nin cariyesi ve ikinci karısıdır. Ayrıca Hideyoshi’nin halefi Hideyori’nin annesidir. Siyasete ve yönetime ilgi duyan Yodo-dono Hideyori’nin koruyucusu olarak Beş Büyükler Konseyi’nin çöküşünden sonra Toyotomi klanının yeniden yapılanmasında aktif rol oynamıştır. Oğlu Hideyori’nin yanında Osaka Kuşatmasında Tokugawa Shogunluğu direnişine öncülük etmiştir.


Xiang Yu

Xiang Ji doğumlu Xiang Yu Çin’in Chu-Han çekişmesi döneminde Batı Chu’nunda Ba Wang ya da Hegemon’da Krallık yapmaktadır. Soylu biri olan Xiang Yu Qing hanedanına karşı isyan etmiştir ve bu şekilde önde gelen bir savaş ağalarından biri olmuştur. Chu Devletinin Kralı tarafından Lu Dükü ünvanını almıştır. Ardından Zhang Han liderliğindeki Qin orduların karşı Julu savaşında Chu kuvvetlerini zafere götürmüştür. Xiang Yu Qin’in düşüşünden sonra Batı Chu’nun Hegemon Kralı ünvanıyla tahta çıktı. Han Hanedanlığının kurucu İmparatoru Liu Bang’ı Chu-han çekişmesi olarak bilinen uzun bir güç mücadelesine dahil etti. Ama sonuç yenilgi oldu. Ardından Xiang Yu Wu Nehri kıyısında intihar etti.


Kiyohime

Kiyohime Japon Masallarında geçen bir karakterdir.

Kiyohime Anchin adında budist bir keşişe aşık olur ancak Anchin tarafından reddedildikten sonra onu gizlice izlemeye başladı ve Dojo-ji Tapınağında saklandığı bir çanda onu öldürmeden önce öfkesi sayesinde bir yılana dönüştü.


Eric Bloodaxe

Eric Bloodaxe oldukça ünlü bir vikingtir.

Eric 10’lu yaşlarından 20’li yaşlarına kadar Avrupa Kıyılarında yapılan saldırılara katılmıştır. Eric’in babası Güzel Saçlı lakaplı Norveç Kralı Harald’dır. Harald’ın taht için savaşacak dokuz oğlu vardır lakin Eric sekiz kardeşini hiç düşünmeden öldürmüş ve tahta çıkmıştır. Kardeşlerini acımasızca katlettiği için ona Kanlı Balta adlı Bloodaxe ismi takıldı. 934 yılında Norveç’ten kovulan Eric 954 yılında York Kralı oldu. Bir savaş sırasında öldü.


Kijyo Koyo

Kijyo Koyo Japon efsanelerinde çoğunlukla Momiji adıyla geçmektedir.

Uzun zaman önce Nagano dağlarında Momiji adında güçlü bir cadı yaşıyordu. Ağaçlardan düşen kırmızı, turuncu ve sarı yaprakların altında yapılan festivaller için dağa bir sürü insan gelmektedir. Bu süre zarfında Taira no Koremochi adında bir samuray yerel bir Hachiman Tapınağı tarafından Oni avlamakla suçlandı. Avının peşinden kötü bir kilonun yaşadım söylenen Tgakushi dağına gitmiştir.

Keromochi ve hizmetçileri dağa tırmandılar ve yapraklar için parti veren küçük bir aristokrat grubu ile karşılaştı. Soruşturması için hizmetçilerinden birini yollayan Keromochi partiyi asil bir prensesin yaptığını öğrendi. Avının peşinden gitmeye karar veren Keromochi ve hizmetçilerinin yolu partideki bir bayan tarafından kesildi. Keromochi’nin adını daha önce duyduğunu ve bu yüzdenonu da partiye davet etmek istediğini söyleyen kadının teklifini geri eviremeyen Keromochi partiye katılır.

Partide savaşçılar genç ve güzel bir kadın olan Prenses Sarashina’ya tanıtıldı. Hep birlikte oturup sake için dökülen yaprakları seyrettiler. Kısa süre sonra erkekler sarhoş bir şekilde ağaçların altında uyuyakaldılar.

Koremochi Tanrı tarafından rüyasında Prenses Sarashina’nın aslında kılık değiştirmiş Kijyo Koyo olduğunu görür. Tanrı ona kutsanmış kılıç Kogarasumaru ile Kijyo Koyo’yu öldürmesini söyler. Keromochi uyandığında rüyasında gördüğü kılıcın elinde olduğunu görür. Kadınları kovalarken birden büyük bir ateş patlaması olur. Alev ve rüzgar dağı yakmaya başlar. Birden yanan ağaçların arasından boynuzları olan on metrelik bir Kijyo ortaya çıkar. Samuray ve Şeytan arasında zorlu bir savaş gerçekleşir. Sonunda Keromochi büyülü kılıcı sayesinde Togakushi Dağı’nın cadısını öldürür.


Caligula

Gaius Julius Caesar Augustus Germanicus daha çok Caligula takma adıyla bilinen, 27 – 41 yılları arasında Roma imparatorluğunun üçüncü imparatorluğunu yapmış kişidir.

Aşırı savurganlığı, ahlaksızlığı, aımasızlığı ve tuhaflıklarıyla tanınan Caligula despotluğuyla da hatırlanır. Kendi muhafızlarının bazıları tarafından 41 yılında öldürülmüştür.


Florence Nightingale

 

Florence Nightingale İngiliz sosyal reformcu, istatikçi ve modern hemşireliğin kurucusudur. Kırım savaşı sırasında yeni eğitim gören hemşirelerin yönetici olarak öne çıkmıştır ve savaşta yaralanan askerlerin tedavilerini yapmıştır. Onun sayesinde hemşirelik mesleğe olumlu gözle bakılmaya başlanmıştır ve bu sayede Viktorya kültüründe ikon haline gelmiştir. Gece gündüz demeden hasta askerlerle ilgilendiği için ona Lambalı Kadın denmeye başlanmıştır.

Bazı insanlar Nightingale’in fazla abartıldığını, sadece halkın kahraman ihtiyacını gidermek için öner çıkarıldığını söylemiştir. 1860 yılında Nightingale Londra’da St. Thomas Hospital’de kendi hemşirelik okulunu açmıştır. Bu okul dünyadaki ilk model sivil hemşire okulu olmuştur.


Hijikata Toshizou

 

Hijikata Toshizou Shekaji’nin ünlü bir kılıç ustasıdır. Aynı zamanda Meiji Restorasyonu’na direnen en yetenekli askeri liderlerden biridir.

Japonya Bakumatsu döneminde kurulan Shinsengumi polis teşkilatının yardımcı komutandır.


Penthesilea

 

Penthesilea Yunan Mitolojisinde Ares ve Otrera’nın kızıdır. Kendisi Amazon’ların kraliçesidir.

Quintus Smyrnaeus Penthesilea’nın Truva Savaşı’na gelişini böyle anlatır;

Penthesilea kardeşi Hippolyta’yı geyik avladığı sırada mızrakla öldürür. Bu kaza Penthesilea’yı ölmek isteyecek kadar üzer ancak bir Amazon olarak ölümü bir savaşta onurlu ir şekilde olmalıdır. Bu yüzden Truva savaşına katılmayı kabul eder ve Truva’nın savunma saflarında savaşır.


Darius III

 

III. Darius diğer adıyla Kodomannus İran’da Ahameniş İmparatorluğu’nun son hükümdarıdır. MÖ. 336 – 330 yılları arasında tahtta kalmıştır. Büyük İskender’in (Fate/Zero Rider) Pers topraklarına girmesinin ardından İmparatorluk devrilmiştir.


Minamoto no Raiko

 

Minamoto no Raiko olarak tanınsada gerçek adı Minamoto no Yorimitsu’dur. Kardeşi Yorinobu ile birlikte Fujiwara Klanına hizmet etmiştir. Sadık hizmeti sonucu Izu Eyaleti, Kozuke ve yüksek hükümet pozisyonlarının yanında bir dizi Valilikler de kazandırmıştır. Yorimitsu İmparatorluk Muhafızlarının alay komutanı ve Savaş Bakanlığı’nda sekreterlikte yapmıştır. Babası Minamoto no Mitsunaka öldüğünde Settsu Eyaleti ona miras kaldı.

Yorimitsu Shuten Doji (Fate/Grand Order Assasins) efsanesinde ve Tsuchigumo efsanesi’de dahil olmak üzere bir dizi efsane ve asalda da yer aldı.


Fate/Grand Order Berserkeyazısını beğendiniz mi? Fate/Grand Order Berserker sınıfı oldukça ilginç bir sınıf öyle değil mi? Bazıları gerçekten de efsanelerde geçen canavarlar bazılarıysa karakterleri yüzünden bu sınıfa girmiş insanlar. Bazıları da sadece kafayı yemiş insanlar 😂 İlginç bir toplama kampı gibi. 

Umarım Fate/Grand Order Berserker yazımızı beğenmişsinizdir. Diğer Fate yazılarımız için buraya bakabilirsiniz.

Kaynakça: Wikipedi

NE DÜŞÜNÜYORSUN?

Bir cevap yazın

Loading…

Hotaru no Haka Tanıtım ve İnceleme

Fate/Grand Order Ruler Sınıfındakilerin Gerçek Hikayeleri