Bir Kitap Bir Anime – 1

Hello Hello Hellooo. Nasılsınız? Ben iyiyim. Bütünleme sınavlarım yeni bitti ve üzerimden büyük bir yük kalktı. Kilden heykel yapmak ne zahmetli işmiş. Sinir etti resmen. Ama çok şükür hallettim. Şimdilik bir sıkıntı gözükmüyor. Bu yüzden bunu yeni bir yazı ile kutlamak istedim. Daha doğrusu yeni tarz bir yazı ile.

Daha önce söyledim mi bilmiyorum ama ben yeni bir anime izlemeden önce hep bir kitap bitiririm. Eski bir alışkanlık.  Eğer iki üç sezonluk bir anime izleyeceksemde her seri için ayrı kitap bitiririm. Liseden beri böyle yapıyorum. Geçenlerde dedim ki bizim sayfamızda kitap okumayı seven bir kitle var. Neden onlara hitap eden bir şey yapmayayım. İşte o an bir ampul yandı ve Bir Kitap Bir Anime fikri aklıma geldi. Güzel fikir değil mi?

Bence benim gibi yapabilirsiniz. Ben bir defter tutuyorum. Bu şekilde önceden ne izleyeceğimi ve ne okuyacağımın çetelesini tutuyorum. Liste yapmaya karşı anlamlandıramadığım bir sevdam olduğu için bu benim için çok eğlenceli oluyor. Hatta izleyeceğim animeleri bile başka bir deftere alfabetik sıraya göre listeledim. Yeni başlayacağım animeyi de kura ile karar veriyorum. Bütün harflerin yazılı olduğu bir kura hazırladım kendime ve kurada hangi harf çıkarsa o harfteki istediğim bir animeye başlıyorum. Bunu böyle yazıp okuyunca aslında oldukça tuhaf bir sistemim olduğunu farkettim 😂

Amaaan neyse. Kim normalde ben tuhaf olayım değil mi? Bu kadar konuşma yeter. Haydi kitap ve animemize geçelim. Önce kitap sonra anime.

 

Agatha Christie – Mezopotamya’da Cinayet

Konusu: Hemşire Amy Leatheran son işi için Irak’a gider. Ünlü Arkeolog Doktor Leidner’in eşi Louise Leidner’a refakatçilik yapacaktır. Genç kadın hemşireye söylemediği bir şeyden ya da birinden korkmaktadır ve bu yüzden sinirleri altüst olmuştur. Üstelik gergin olan sadece Louise Leidner değildir. Kazı ekibindeki herkes bir nedenden diken üstündedir. Gene güzel bir günde odasına uyumaya çıkan Louise Leidner ölü bulunur. Ama bunu kim yapmıştır. Kazı ekibinden biri mi? Yoksa dışarıdan biri mi?

 

Benim düşüncem…

Agatha Christie gene harika bir şaheser yazmış. Bu arada belirtmeden edemeyeceğim ben büyük bir Agatha Christie hayranıyımdır. Bende bu kitabın eski basımı var ve bu basımdan önceki adı Gece Gelen Ölüm. Eğer görürseniz iki farklı kitap sanmayın diye belirtmek istedim. İkiside aynı kitap.

Kitap konusunda da bahsettiğim hemşire tarafından anlatılıyor. Çünkü aslında kazı ekibinin bir üyesi olmayan tek kişi o. Kendisi Louise Leidner için çağırılmış bir hemşire. Aslında şans eseri orada olduğu için onu hemşire olarak istiyorlar. Kendisi başka bir hastaya yol boyunca refakat etmek için Irak’a gitmiş. Yani bütün bu şeylere tamamen şans eseri karışıyor.

Louise Leidner’a gelirsek (öldürülen kadın) kendisi hem sevilen hem de nefret edilen bir kadın. Kimi kadın ondan nefret ediyor. Erkekler ise pek etmiyor gibi. Kocası deseniz zaten kadına tapıyor neredeyse. Ama konuda da dediğim gibi kadın anlamlandıramadığımız bir nedenden dolayı hep diken üstünde. Yabancı birini görünce bayılacak gibi oluyor. Kimden korktuğunu söylemem bence sıkıntı olmaz. Zaten kısa sürede öğreniyoruz.

Louise Leidner tehdit mektupları almakta ve bunların öldü sanılan eski kocasından geldiğine sıkı sıkıya inanıyor. Ama herkes adam öldü diyor. Cesedi bile var adamın ama Louise bu mektupların eski kocasından geldiğine emin. Kadının ölümü de çok ilginç. Odasında yerde ölü bulunuyor ama odaya kimsenin girmediğine dair görgü tanıkları var. Pencereden de girilemez çünkü hem sıkıca kapatılmış hem de demirlikler var. Yani giriş imkansız. Peki bu kadın nasıl öldürüldü? Bu benimde bir türlü anlayamadığım bir şeydi. Sır çözülene kadar bu şekilde okudum resmen.

 

 

Kitapta birde çok önemli bir dedektif var. Agatha Christie okuyanların kimden bahsettiğimi anladığını düşünüyorum. Elbette Hercule Poirot’tan bahsediyorum. Kendisi başka bir iş için yakınlardaydı ve polis bu davayı bir türlü çözemeyince ona başvurma kararı alıyor. Böylece Hercule Poirot’da olaylara dahil oluyor ve işler daha da eğlenceli hale geliyor. Kitabın konusunda Hercule Poirot’tan da bahsetmiyordu o yüzden onu kitapta görmek beni de çok şaşırttı. Bu kitabı daha da severek okumamı sağladı.

Dedektiflik romanları sevenler için harika bir kitap. Üstelik çok da kalın değil. Sıkılmadan okursunuz.

 

Şimdide sıra anime‘de.

 

Senryuu Shoujo

Tür: Okul – Shounen – Komedi – Yaşamdan Kesitler

Bölüm Sayısı: 12

Konusu: Yukishiro Nanako sevimli ve oldukça neşeli bir lise öğrencisidir. Ama küçük bir sorunu vardır. Nanako insanlarla konuşmaktan çok utanır. Bu yüzden senryuu yazarak insanlarla konuşuyor. Aileside dahil olmak üzere. Sınıf arkadaşı Busujima Eiji ise görüntüsünün aksine oldukça nazik ve neşeli bir çocuktur. Edebiyat Kulübünde olan bu ikili diğer insanların ne dediğini önemsemeden yakın arkadaş olurlar.

 

Benim yorumum…..

 

Senryuu Shoujo oldukça eğlenceli bir animeydi. Ben konusunu okuyunca içinde biraz dram olur diye düşünmüştüm. Çünkü kız kimseyle konuşamıyor.  Nanako’nun neden insanlarla konuşamadığına biraz daha değinmelerini isterdim. Tamam dışarı ile konuşamıyor onu anladık ama neden ailesi ilede konuşamıyor? Bu bende bazı soru işaretleri bıraktı. Ha birde saçma bir şey daha vardı. Nanako konuşmuyor yazı yazıyor ve hiç ses çıkmıyor ama insanlar arkaları dönükken bile yazsa sanki ona seslenmiş gibi fark ediyorlar ve ona dönüyorlar. Bu biraz saçma olmuş.

 

Bu arkadaşta Busujima Eiji. İnsanlar onu okulun kabadayısı olarak görüyor ama aslında çocuk çok nazik ve eğlenceli biri. Nanako ile birlikte Edebiyat kulübüne üye ve beceremesede Senryuu yazmayı çok seviyor.

Çok şirin ve komik biri ama bir şeyi beni çok rahatsız ediyor. Biri bir şey diyor bu da ardından bağırarak ‘Ben ir erkeğim böyle şeyden etkilenmem’ diyor. Ya senin bir şeyden etkilenip etkilenmemenin erkeklikle ne alakası var. Üstelik kendisi domuz olduğuna inandığım Agu adında bir tavşana sahip. Buna rağmen erkeğim ben etkilenmem deyip duruyor.

Animedeki tek tuhaf tabiki de bu ikisi değil. Başka bir sürü tuhaf arkadaşları var. Ama benim favorim Kino. O da Nanako gibi insanlarla konuşmaktan çekiniyor ve resimler ile anlaşıyor. İzlemesi çok eğlenceli 😂

 

Animenin bölüm süresi’de 13 dakika o yüzden rahatlıkla bir günde izlenebilecek bir seri. Hemencecik bitiyor. Oldukça güzel bir anime. İzleyin bence bir şey kaybetmezsiniz. Oldukça eğlenceli bir okul animesi.

 

Bu yazımızdan da bu kadar. Başka bir yazıda görüşmek üzere 😊

NOT: Sizinde önermek istediğiniz kitap ya da anime olursa yorumlara yazmayı unutmayın.

 

Bir cevap yazın

Loading…

Haftanın Tavsiyesi: Üçkağıtçılar (Matchstick Men)

Fantastik Anime Önerileri

Canavarların Avlandığı Fantastik Anime Önerileri