in

Azur Kral – Bölüm 8 – Antik Mavi Krallık

Azur Kral Kapak Foto

Azur Kral – Bölüm 8 – Antik Mavi Krallık


Önceki Bölümden…

Kızıl Kral’ın kızı Alev, ses etmeden odadan ayrıldı. Kapıdan çıktığından sırtını duvara yasladı ve yumruklarını sıkarak, “Seni lanet olası inatçı ihtiyar. Hala bana güvenmiyor. Göreceksin bu görevi 5 Krallık turnuvasından çok önce çözeceğim. Hayır hemen çözeceğim!”

**

Deniz dışarıdaki olaylardan habersiz bir şekilde son hızla hedefine doğru ilerliyordu. Okyanusun bu kısmını çok iyi bilse de bir şeyin varlığından habersizdi. O da son zamanlarda Mavi Krallık sularını işgal eden bir sualtı büyülü canavarı olan Kral Hidra’nın varlığıydı.

 

** 8 – Antik Mavi Krallık

Deniz, içi rahat bir şekilde son hızı ile ilerlerken, içinde heyecan aklında ise hedefi vardı. Hedefinin düşündüğü yerde olup olmadığından da emin değildi. Sadece bulabildiği bütün bulgular orayı gösteriyordu.

Karanlık sularda ilerlemeye devam ederken birden çok derinden bir kahkaha duydu ve anında durdu.

“Hahahahahaha”

Öylesine güçlü ve derin bir kahkahaydı ki Deniz’in tüyleri diken diken olmuştu. İlk defa böylesine bir korku yaşamıştı.

“Bir insaaaaan. Haaaaayır. Senn, nesinnnnn?”

Deni bir çok kez sağına soluna altına üstüne baksa da sesin kaynağını bulamamıştı. Sanki ses her yönden geliyordu.

Deniz, “Sen kimsin! Önce kendini tanıt!” dedi ama aslında korkuyordu. Sadece belli etmek istemiyordu.

“Bir insann gibi görünüyorsunnnn amaaaa bir balık gibi de görünüyooorsunnnn… Sennnn… Aaaaah… Anladımmmm. Sennn… Okyanusun çocuğuuusunnnn. O haldeeeee, sennn, Azurrrr Krallığııııınııı arıyorsunnnnn.”

“Evet. Antik Mavi Krallığı arıyorum. Ama sen kimsin? Kendini göster!”

Kral Hidra “Bir başını kesersennnnn…” dediği anda sözün devamını Deniz tamamlamıştı.

“Yerine iki tane çıkar!… Sen bir hidra mısın?”

“Eveeeet okyanusun çocuğuuuuu… Ooooo, banaaaa Kraaal Hidraaa derdi. Ooooda seninnnn gibiydiiiii. Okyanusun çocuğuuuu idi… Veee benim dostummmduuuu…”

“Kral Hidra o dediğin kim?” Deniz’in aklında bir şeyler vardı ama emin olmak için duymak istemişti.

“Azur Kralllll… İnsanlarrrr onaaa Azurrr Kralll derdiiii.”

“Azur Kral mı? Antik Mavi Krallık’tan mıydı?”

“Evettt. Onunn, ilk ve sonn gerçek kralıydı…”

“Gerçek kralı mıydı? Gerçek kral ile ne demek istiyorsun? Sadece bir tane mi kralı oldu? Kaç yıl ayakta kaldı?”

“Azur Krallığıııınıı bulduğundaaa anlaayacaksınnnn! Tabiii bunaaaa layıksannn. Onu bulduğundaaaa dikkatliii ollll…”

Bu sözlerden sonra Kral Hidra’nın verdiği baskı ortadaki kaybolmuştu. Kral Hidra’nın baskısı kaybolduğu anda Deniz’in kalp atışı hızlanmıştı. Derin bir heyecana kapılmıştı. Çünkü az önce öğrendiği bilgiler ile hedeflerinin gerçek olduğunu kanıtlıyordu. Kafasına takılan birçok şey vardı ama bunlar Antik Mavi Krallığı, hayır Azur Krallığının kalıntılarını bulduğunda çözülecekti.

En büyük sorunu onu bulabilecek miydi? Daha önce defalarca bu kısımlara ve daha açıklara girip çıkmıştı ama Kral Hidra’nın varlığını ilk defa hissetmişti. Ve bu Kral Hidra gerçekten Kral seviyesindeydi. Kendisi daha Yaşam Diyarının son seviyesindeydi. Kral Hidra ise Kral Seviyesindeydi. Aralarında 5 koca diyar vardı. Her diyar öncekinden 100 kat daha geniş olduğu hesaba katılırsa bu Kral Hidra en az 1000 yaşında olmalıydı.

Deniz hızına hız katarken hedefine doğru ilerliyordu. Kendisine saldıran diğer büyülü yaratıklardan ya kaçıyor yada onları öldürüp depolama yüzüğüne atıp yoluna devam ediyordu.

** 2 hafta sonra

Deniz artık hiç bilmediği bölgelere gelmişti. Şu an okyanus yüzeyine çıksa hiçbir kara parçası göremezdi. Mavi Krallıktan binlerce km uzaktaydı.

“Huuh… Sonunda buradayım. Buralarda bir yerlerde olmalı. En azından bir giriş bulabilmeliyim.”

Okyanusun dibine kadar indi ve bir giriş gibi yerler aramaya başladı. Gördüğü birçok mağaraya girip çıkmıştı ama içeride birkaç özel güç taşları, derin enerji taşları farklı türlerde enerji taşları bulabilmişti.

Okyanusun dibine oturmuş biraz düşünmeye başlamıştı. Günlerdir bir giriş arıyordu ama bulamıyordu. Aramaktan yorulmuş ve bıkmış bir haldeydi.

“Nerede bu lanet giriş!” diye bağırıp anlık bir sinirle üzerine oturduğu taşa sert bir yumruk atmıştı ki bir anda okyanusun tabanı titremeye başladı. Bir deprem oluyor gibiydi. Hemen hızlıca tabandan uzaklaştığında okyanus tabanının yarılışını ve oluşan bu derin yarıktan sızan azur renkli ışığı fark etmişti.

“İşte buldum!”

Diyerek ne olacağını düşünmeden direk azur ışığa doğru hareket etmişti. Sağdan soldan düşen kayalara aldırmadan ilerliyordu. Azur ışığa sonunda ulaşıp içinden geçtiği anda bambaşka bir dünyaya giriş yapmıştı.

Yeryüzü gibi görünen ıssız ve devasa bir su altı krallığı karşısındaydı. Deniz yavaş yavaş taba kadar indi. Buradaki yapılar Mavi Krallıktaki yapılara hiç benzemiyordu. Araştırmalarına göre burası Antik Mai Krallık’tı yani Mavi Krallık önceden bir şekilde okyanusun yüzeyindeydi ya da havadaydı. Bir şekilde okyanusun dibine gömülmüştü. Sonrasında Antik Mavi Krallık halkı sabit bir yer arayışına girmişti ve şimdiki yeri bulup yerleşmişlerdi.

Ancak buradaki yapılar ile mevcut yapılar arasında alaka yoktu. Yollara benzer bölgelerden ilerlerken sürekli etrafına bakıyor ve o zamanın teknolojisini anlamaya çalışıyordu.

“Vaow! Antik olmalarına rağmen teknolojileri çok ilerlemiş. Acaba neden okyanus dibine çöktü? Tabi en çok ilgilendiğim şey hazineler. Hehehe”

Deniz yavaş adımlarla etrafını inceleye inceleye ilerliyordu.  Burada ne gibi hazineler bulacağını düşünüyordu. Şehrin tam merkezinde devasa bir bina vardı. Büyük ve ihtişamlı bir saray gibiydi. Yavaşça saraya doğru ilerliyordu. Gördüğü irili ufaklı evlerin birçoğuna girip bulabildiği değerli eşyaları toplamıştı. Kılıçlar, kalkanlar, mızraklar, zırhlar, derin taşlar, enerji taşları çeşitli mücevherler, çeşitli iksirler birçok şey bulmuştu.

Sarayın önüne geldiğinde saray gözüne çok daha büyük görünmüştü. Saray kapısının boyu ve eni onlarca metre yükseklikteydi. Kapının sağında ve solunda yaklaşık beşer metre uzunluğunda iki savaşçı heykeli vardı. Kapının üzerinde ise üç başı olan ejderha benzeri bir canavar vardı. Deniz’in tahminlerine göre bu canavar daha önce karşılaştığı Kral Hidra idi.

Bu heykellerin üçü de canlı gibiydi. Üzerleri büyük ölçüde yosun kaplanmış olsa da renkleri solmamıştı. Tam sarayın kapısına yaklaştığı anda heykeller, ellerinde tuttukları mızrakları Deniz’in önüne indirmişlerdi. Heykeller, Deniz’in girmesini engellemişti. O anda kapının üstündeki üç başlı hidranın kafalarındaki gözler bir anda parlamıştı ve başlar hareketlenmeye başlamıştı.

Heykelin başları giderek uzamış ve Deniz’in önüne kadar gelmişlerdi.

“Deniz Parvana… Saraya girmek istiyorsan testi geçmelisin. Layık olmayanlar saraya asla giremez.”

“Test mi? Bu test her zaman var mıydı? Neden teste girmem gerekiyor?”

“Sen Kadim Azur Krallığına ait değilsin. Bu krallığa ait olmayanlar testten geçmek zorundadır. Testi kabul edecek misin yoksa çekip gidecek misin?”

“Ben ne kadar zamandır burayı arıyorum biliyor musun? Tarihimizde köklerimizin burası olduğunu yazıyordu. Ve bende bunun doğruluğunu test etmek için geldim. Nasıl geri dönerim? Testini kabul ediyorum!”

“Güzel. O zaman sorularımı yanıtlamalısın.”

Deniz, “Tamam. Lütfen sor.”

“Her şeyi yer ama asla doymaz.”

Deniz, “Heh bu çok kolay değil mi? Bu şey tabi ki ‘Ateş’ tir.”

“Doğru.”

Hidra heykeli doğru dediği anda mızraklardan birisi geri çekildi.

“Daima karşındadır ama yakalayamazsın ve göremezsin.”

“Bu da çok basit bu da tabi ‘Gelecek’ tir.”

“Doğru”

Hidra heykeli doğru dediği anda mızraklardan birisi geri çekildi.

“Ortada bir gümüş yüzük var, ay gelir almaz, güneş gelir alır.”

“Uhh. Bu nasıl bir bilmece böyle? Ne olabilir ki?”

Deniz yaklaşık bir saat kadar bu bilmeceyi düşünmüştü. Aklına gelen tek şeyi emin olmadan söylemişti.

Deniz, “Bu şey ‘Buz’ olabilir mi?”

“Doğru”

“Zeka testinden geçtin. Şimdi de güç testi var. Bunu da geçersen giriş kapısı sana açılacak. Ancak saraya girdiğinde başka testler de olacak. ”

O anda giriş kapısının önünde bir delik açıldı ve içinden devasa bir Mavi Güç Taşı çıktı. Heykel hidranın kafaları taşın arkasına geçti ve “Kadim Güç Taşı’na dokun ve gücünü aktar. Saray seni kabul ederse kapılar açılacaktır.”

“Bu kadar büyük bir Mavi Güç Taşı görmemiştim. Daha önce 19 kere gücümü ölçmeyi denedim ama bütün taşlar seviyem belirlenmeden parçalandı. Bu taşın parçalanması bana bir sorun çıkarmaz değil mi?”

“Antik Güç Taşına dokun ve kapılar seni test etsin.”

Deniz, yavaş adımlarla devasa Mavi Güç Taşı’nın yanına geldi ve iki elini taşa dayadı ve her zaman yaptığı gibi gücünü taşa aktarmaya başladı. Ancak bunu zaten defalarca denediğinden gözlerini kapatmasına gerek yoktu. Kaldı ki böylesine büyük bir Mavi Güç Taşı bulmuşken teorisinin sonucunu görmesi gerekiyordu.

Devasa Mavi Güç Taşı, sürekli artarak parlamaya devam etti. 1 dakika geçti. 5 dakika geçti. 10 dakika geçti. Neredeyse bütün krallık bu parlaklıkla boğulmuştu. Ve parlaklığın artması durduğu anda Deniz’in kabuslarına kadar giren o acı ses tüm krallıkta yankılandı.

CRAK!!

CRAKKKK!!

 

**

YN:Deniz’in Antik Mavi Krallık olarak bildiği yer aslında Azur Krallık’tır. O yüzden bir Antik Mavi Krallık bir Azur Krallık geçiyor. İkisi de aynı yer aslında 😉 Bazen Azur Krallık bazen Antik Mavi Krallık olarak görebilirsiniz.

Seri Sayfasına buradan ulaşabilirsiniz.

Azur Kral - Bölüm 9 - Deniz’in Potansiyel ve Güç Seviyesi
Azur Kral – Bölüm 7 – Kızıl Krallıktaki Gerginlik

Yorumlar

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Loading…

One Piece Hasır Şapka Tayfası

One Piece Hasır Şapka Tayfası Liseli Olursa…

Goblin Slayer

Goblin Slayer: Goblin’s Crown Yayın Tarihi Açıklandı