in

Azur Kral – Bölüm 27 – Kızıl Krallık

Azur Kral Kapak Foto

Azur Kral – Bölüm 27 – Kızıl Krallık


Önceki Bölümden…

Uzun süren sohbetlerinden sonra güzel bir yemek yediler ve Alper Us, Deniz Parvana’ya Mavi Krallık’a kadar eşlik etti. Alper Us, Deniz Parvana’yı Mavi Kral’a teslim ettikten sonra hızlı bir şekilde oradan ayrıldı.

“Demek kutsal arena lideri Kıdemli Alper Us’ın çekirdek öğrencisi oldun ha… HAHAHAH! Bu mükemmel. Mükemmel. Böyle bir sonucu hayal bile edemezdim. ”

“Evet babacım. Teknikleri seçtikten sonra ustam Alper ile bir araya geldik ve bana öğrencim olmanı istiyorum dedi. Ve… Bende kabul ettim.”

“Hahahaha! Bu mükemmel. O halde artık her şeyi sana devretmenin zamanı da gelmişti.”

“Babacım… O konu da bir sıkıntı var.”

 

** 27 – Kızıl Krallık

“Sıkıntı mı var? Ne sıkıntısı var?”

“Babacım, ben kutsal arena lideri Alper Us’u ustam olarak kabul ettim. Kendisi de beni ana Parlak Gökkuşağı Kıtasındaki 12 Güneş Derin Deniz klanına giriş sınavlarına götürecek. Büyük ihtimalle sonrasında orada olacağım. Elbette fırsat buldukça geri döneceğim.”

“Oğlum… Deniz’im… Bende senin güçlenmeni ve özgür olmanı istiyorum ama biliyorsun ben çok hastayım ve hayatımın ne zaman sona ereceğini bilemiyorum.”

“Babacım o konuyu artık sıkıntı etmenize gerek yok. Ustamdan aldığım bilgiler ve elde ettiğim teknikler sayesinde hastalığını tedavi edebileceğim. Üstelik kardeşimi de tedavi edeceğim. Yani ben gitmeden önce ikinizde sağlığınıza kavuşacaksınız.”

“Bu… Bu doğru mu?”

“Evet babacım. Bu konuda yalan söylemem mümkün değil. Bu zamana kadar yaptığım araştırmalar sonucunda vardığım sonuç… ”

Deniz Parvana derin bir nefes alıp yumruklarını sıktıktan sonra devam etti.

“Kızıl Kral’ın sizi zehirlemiş olduğudur. Vücudunuzdaki zehir ateş element tipli bir zehir. Üstelik etkileri bilinen hiçbir büyülü canavar zehri ile uyuşmuyor ki bu da bu zehrin yapay olduğunu belli ediyor. Birileri bu zehri üretti. Yine araştırmalarımda Kızıl Kral’ın iyi bir zehir ustası olduğunu da öğrendim. Şu anda elimdeki bulgular bunlar.

Bu yüzden önce sizi iyileştireceğim sonrasında da intikamımızı alacağım. Ancak bunu hemen yapmam. Bir süreliğine krallıktan ayrılmam ve diğer krallıkları gezmem gerekiyor. Bu zamana kadar sadece su ve buz temelli Qi geliştirdiğim için vücudunuzda gezen ateş temelli Qi ‘yi temizleyemem. Öncelikle Kızıl Krallığa girip, hem Kızıl Kral hakkında bilgi toplayıp hem de ateş tipi Qi ‘de anlayış kazanmam gerekli.”

“Oğlum. Bu dediğin şeyin imkansız olduğunu biliyorsun değil mi? Dediğin gibi biz su ve buz Qi ‘si üzerine yoğunlaştığımızdan vücudumuzda gezen Qi su ve buz temelli. Vücudundaki Qi tipini değiştirmeden başka tipteki Qi ‘yi kontrol etmen mümkün değil.”

“Hayır babacım. Bu mümkün. Ustam Alper Us’tan ve kutsal arena kütüphane görevlisi Kaan’dan aldığım bilgilere göre imkansız değil. Elbette çok güçlü teknikler kullanamam ama element tipleri hakkında anlayış kazandığımda en azından küçük bir ateşte olsa yakabilmeliyim.”

Mavi Kral, bu zamana kadar böyle bir şeyin mümkün olmayacağını biliyordu. Hatta birkaç denemiş ama başarılı olamamıştı. Şimdi Deniz Parvana’nın söylediklerinden sonra mantıklı gelmeye başlamıştı. Çünkü kendisi hiçbir zamana ateş elementi üzerine bir anlayış kazanmaya çalışmamıştı.

“Pekala oğlum. Sana güvenim tam. İstediğin gibi olsun.”

Deniz Parvana, ayrılmadan önce babasına 500 tane mavi hap verdi ve “Babacım, bunlar kendi geliştirdiğim Buzul Qi Haplarıdır. Bunlar vücudunuzdaki zehri temizleyemez ama ilerlemesini durdurur.”

Deniz Parvana, Buzul Qi Haplarını babasına teslim ettikten sonra ona sarıldı ve birkaç teselli cümlesi söyledikten sonra kardeşi Aspar Parvana’nın yanına geldi.

“Abicim. Bugün seni iyi gördüm.”

Aspar Parvana, kardeşini gördüğü anda büyük bir heyecan ile ona doğru ilerledi ve “Hahaha!  5 Krallığın en güçlü kişisi gelmiş. Hoş geldin kardeşim. Turnuva nasıldı anlatsana!”

“Abicim. Özür dilerim bu sohbeti ertelemek zorundayız. Benim acilen ayrılmam lazım. Son kontrollerimden sonra son haline yaklaşan hapları sana vermek için geldim.”

Deniz Parvana, kardeşi için ürettiği ilaçtan 500 adet kardeşine teslim ettikten sonra “Burada 500 tane hap var. Her gün bir tane almalısın. Ben ne zaman döneceğimi bilemiyorum ama en az bir yıl Mavi Krallıkta olamayacağım.”

Aspar Parvana’nın suratı biraz düşse de kısa bir süre sonra gülümseyerek, “Önemli değil kardeşim. Ailemiz ve krallığımız için o kadar çok şey yaptın ki… Bunları anlatarak bitiremeyiz. Yine yapacağın şey bizimle ilgili değil mi?”

“Evet abicim. Özellikle de babamız için… O halde ben gideyim. İlaçları düzenli kullanırsan tekrar geldiğimde beni yürüyerek karşılayabilirsin.”

Deniz Parvana, abisine de veda ettikten sonra Mavi Krallık’tan ayrılma yollarına düştü.

**

Deniz Parvana, Mavi Krallıktan ayrıldıktan sonra ilk istikamet olarak Kızıl Krallığa yöneldi. Bir hafta sonra Kızıl Krallığa vardığında kıyafetlerini değiştirdi ve bir tüccar görünümünde Kızıl Krallığa girdi. Deniz Parvana tüm krallıklarsa tanınıyordu. Bu yüzden yüzünü kapatmıştı. Hatta birkaç bitkiden yüzünde kötü ve gerçekçi görünen iki yara izi de yapmıştı.

Kapıdaki görevli yine de anlayacakmış gibi olduğunda, Buz Çağı Ankası tekniğinin ilk cildinin son aşamasının canlıların bedenindeki suyu kontrol etme tekniği ile görevlinin kafasını karıştırmıştı.

Bu tekniği tam güçlü kullanabilmesi için rakibi ile temas etmesi ya da aralarında birkaç cmlik bir mesafe kalmış olmalıydı. Aksi takdirde kontrol gücü düşüyordu. Rakibi kendisinden 3 metre uzakta ise kontrol etmeyi bırakın zar zor hissedebiliyordu.

Krallığın sınır kapısından girdiği anda etrafındaki nem oranının büyük ölçüde azaldığını ve havanın 9, 10 derece kadar ısındığını hissetti.  Bu tarz etkiler Mavi Krallık’tada vardı.

Kızıl Krallığın merkezinde devada bir dağ vardı. Bu devasa dağın zirvesinde ise kalın ve yoğun kara dumanlar vardı. Biraz soruşturma ile bu dağın aslında bir volkan olduğunu öğrendi. Adı Öfkeli Kızıl Dağ olan bu dağ bütün Kızıl Krallığa yetecek kadar ateş Qi’si yayılıyordu. Volkana ne kadar yaklaşırsa o kadar güçleniyordu.

Deniz Parvana, böylesi sıcak bir krallıkta bile bir damla bir ter dökmemişti. Küçüklüğünden beri ateş ve sıcaklık onu etkilemiyordu. Bunun sebebini asla öğrenememişti. Üstelik bu istemdışı bir durumdu. Yani özellikle açılıp kapanan bir teknik değildi. Onun etinden ve kanından gelen bir özellikti.

İlk sınır kapısından girdikten sonra büyük araziler boyunca irili ufaklı küçük yerleşimler göze çarpıyordu. Merkeze yaklaşıldıkça bu yerleşimler daha sıklaşıyor ve büyüyordu. Daha çok yaklaşıldığında ise yine devasa bir sur bu büyük arazi ile volkan arasında bir set oluşturuyordu.

Deniz Parvana son hızı ile arazileri geçmiş ama başkente girişi engelleyen surdaki kapının önüne gelmişti. İlk sınır kapısında yapmış olduğu yöntem ile sorunsuz bir şekilde sınır kapısından geçmişti.

Başkent’e girdiği anda hissettiği ateş Qi ‘si kapının arkasında hissettiğinin neredeyse 20 katıydı. Bu farkı gördüğünde burada özel bir bariyer olduğunu düşünmüştü. Öyle bir bariyer ki ateş Qi’sinin büyük bir kısmını içeride tutuyordu.

Kapıdan içeri girdikten sonra derin bir nefes aldı ve volkan dağına doğru ilerlemeye başladı. Ancak yol üzerinde bir herbalist dükkânı gördü ve içeri girdi.

“Merhaba. Hoş geldiniz.”

“Merhaba.”

“Ne arzu etmiştiniz?”

“Güçlü bir zehir üretecek bitkiler arıyorum. Enjekte edilen kişiyi içten yavaş yavaş yakacak bir zehir…”

“Efendim bizde öyle şeyler bulunmuyor.”

“hmm?” Deniz Parvana şüpheli gözlerle dükkân sahibine baktıktan sonra, önündeki tezgâhtan bir etrafına hoş koku ve kırmızı ışık saçan bir çiçeği aldıktan sonra adama uzattı.

“Gün Dönümü Ateşi Çiçeği… Ateş Qi Hapı’nın en temel malzemesidir. İnce ama keskin ateş Qi’si taşır. Bir kişi bu çiçekten ard arda 10 tane yerse midesinden başlayarak içten içe alev alır ve kısa sürede ölür.”

Tekrar başka bir çiçek aldı ve devam etti.

“Bu da Gece Yakan Kötü Çiçek… Yeryüzü ve Yaşam Diyarları arasındaki engeli kırmaya yardımcı olan Basit Son Dayanak hapının temel malzemesidir. Bir kişi bu çiçekten ard arda 3 tanesini yerse midesinden kurumaya başlar ve 3 gün içinde geriye kemikleri bile kalmayacak şekilde toza döner…”

Deniz Parvana bu şekilde 3 tane daha bitki saydıktan sonra tezgahtara dönerek “Hala elinizde öyle malzemeler olmadığını inkâr edecek misiniz?”

Tezgahtar, yıllardır bu işi yapıyor olmasına rağmen bu çiçekler hakkında bu kadar bilgi sahibi olamamıştı. Kendisi sadece hangi bitkinin hangi hap ve iksirde kullanıldığını bilebiliyordu. Bu yüzden ne diyeceğini bilemez bir durumdayken arka taraftan yaşlı bir kadın sesi geldi.

“Hey. Veli, müşteri ne istiyormuş?”

“Güçlü bir zehir yapacak malzemeler istiyormuş hanımım! Sanırım bu müşterimiz ile siz ilgilenseniz iyi olur.”

“Hohou. Geliyorum geliyorum!”

Yaklaşık 5 dakika sonra yaşlı görünen ama dimdik bir kadın geldi. Deniz Parvana’yı baştan aşağı bir kere süzdükten sonra söze girdi. “Güçlü bir zehirden kastınız nedir acaba?” dedi.

“Kişiyi içten dışa yavaş yavaş yakan bir zehir. Dışarıdan etkileri görünmeyecek ama günden güne kişiyi öldürecek bir zehir.”

“Hohou… Evet. Aynen tarifinize uygun bir zehir var ve bende onun tarifini ve malzemelerini biliyorum. Ancak bu zehri Kızıl Krallık’tan olmayan hiç kimseye veremem. Çünkü bu bahsettiğim zehir Kızıl Krallığa özeldir. Çünkü bu zehir aynı zamanda ateş tipi Qi’ye sahip olanların ateş tipi Qi’ye olan yatkınlıklarını arttırıp daha fazla ateş tipi Qi emebilmelerini sağlıyor. Yani Kızıl Krallıktan olanlar için bir lütuf iken başka krallıktan olanlar için… Büyük bir felakettir.”

 

********************************************************************************

Umarım seriyi okurken keyif alıyorsunuzdur.

Seri Sayfasına buradan ulaşabilirsiniz.

********************************************************************************

Azur Kral – Bölüm 28 – Sonsuz Ateş Hapı ve Zehri
Azur Kral – Bölüm 26 – Zehir ve Yeni Güçler

Bir cevap yazın

Loading…

Azur Kral Kapak Foto

Azur Kral – Bölüm 26 – Zehir ve Yeni Güçler

Azur Kral Kapak Foto

Azur Kral – Bölüm 28 – Sonsuz Ateş Hapı ve Zehri