Azur Kral – Bölüm 149 – Ak Sarayın Karanlık Arka Planı

Azur Kral – Bölüm 149 – Ak Sarayın Karanlık Arka Planı

** 149 – Ak Sarayın Karanlık Arka Planı

“Maalesef öyle bir yer yok. Bu bölgede hiç suç işlenmez ve halkın silahlara ihtiyacı yoktur. Ayrıca sadece bölgeyi koruyan askerlerin silah taşımaya izni vardır. ”

“Bu gerçekten çok ilginç. Bir saldırı olursa?”

“Dedim ya askerlerimiz yeterlidir. Halkın savaşmasına ihtiyaç yoktur. Üstelik bu yıldız sisteminde bizi tehdit edebilecek bir güç yok.”

“Anlıyorum. O halde gezintiye başlayalım mı?”

“Tabi ki…”

Deniz Parvana ile Layla güneşler batana kadar tüm bölgeyi gezmişlerdi. Gerçekten bir tane bile silah ve zırh satan bir mağaza yoktu. Tıbbi ilaçlar yapabilecek malzemeler satan bir mağaza bile yoktu. Bu insanların nasıl bu kadar güçlendiğini ne kadar düşünse de bulamadı. Sadece Ak Ejderha kalıntıları ile bu kadar çok insanın böylesi yüksek seviyelere ulaşmasına imkân yoktu.

“Madem bu kadar güçlüsünüz o halde neden kraliyet okulunuz var. Güçlü insanlar çocuklarını koruyabilir.”

“Elbette koruyabilirler ancak eğitimsizlik suç oranını yükseltecektir. Bu istemediğimiz bir durumdur. Bu sebeple her çocuk akademiye girmek zorundadır. Özellikle bazı çocuklar asker olma potansiyeli ile doğar. Bazı çocuklar ise bir alim olma potansiyeli ile doğar. Kraliyet Akademisi bu potansiyelleri ortaya çıkarır.”

“O halde akademi de teknikler öğretmiyorsunuz.”

“Sadece asker olma potansiyeli ile doğanlar savaş eğitimi alırlar. Diğer çocuklar ise tarih, bilim gibi çeşitli konularda eğitimler almaya başlayıp potansiyellerine göre özel eğitimlerle devam ederler…”

“Kral Max neden turnuvaya katılmamı istedi peki? Askerleriniz gerçekten güçlüler.”

“Evet güçlüler ancak bu turnuva çok büyüktür. 10 büyük yıldız sistemi arasında yapılır. Kral Max, kral olduğu günden itibaren iç savaşlarımız ve sorunlarımız sıfırlandı ancak çeşitli savaş gücünden de yoksun kaldık. Diğer yıldız sistemleri ise bizim durumumuzu bildiklerinden önlem almaları kolaylaşıyor bu yüzden her zaman son sıralarda yer alıyoruz. Ama senin varlığın bizi küçük görenleri ters köşe yapacak. Bu yüzden Kral Max, senin turnuvaya katılmanı istedi.”

“Anladım. Bu kötü mü iyi mi karar vermekte zorlanıyorum. Askerlerinizin karşı koyamayacağı bir düşmanla karşılaşırsanız ne olacak?”

“O zaman Kral Max ve ben devreye gireriz. Yüzbinlerce yıldır bizi aşan bir düşman ile karşılaşmadık.”

Cümlesini bitirirken Layla ani bir irkilme yaşadı. Belli etmemek için uğraştı ancak artık çok geçti.

“Yakaladım!” diye bağırdı Bald. “Çok güçlüler kabul ancak böyle düşük bir seviyede yüzbinlerce yıl yaşayabilmelerinin tek yolu var.”

“Nedir?”

Tilbe, “Takım Yıldız Tanrıları tarafından kesinlikle yasaklanmış olan bir teknik. Yaşam Özümseme tekniği…” dedi. “Bu teknik titanların kullandığı bilinen en kötücül tekniktir. Tüm izleri yok edilmiş olmalıydı.”

Bald, “Yok edildi. Ancak o kral denen it, Ak Ejderha’nın gözleri ile çekirdeğini kendine almış ve anılarına ulaşmanın bir yolunu bulmuş. Tekniğin tüm izleri yok edilmiş olsa da hala o tekniği bilenler var ve Ak Ejderha onlardan biriydi.”

“O halde bu insanlar, başkalarının yaşamlarını mı özümsüyor?”

“Tam olarak öyle. Normalde çoktan fark edilmeleri lazımdı ancak Ak Ejderha’nın aurası onları gizliyor gibi görünüyor.”

“O halde ne yapmalıyız?”

Tilbe, “Yapılacak iki şey var. Birincisi kaçmak ikincisi bu durumu yüksek seviyelere bildirmek ve kaçmak.”

“Her şekilde kaçmamız mı gerekiyor?”

“Kaçmazsan bunlar senin sırlarını araştırıp senin yaşam özünü alacaklar. Yaşamın özü, sahip olduğun Ki, ruhun ve bilincini kapsar. Ki çekirdeğindeki devasa Ki ile çok daha güçlü olacaklar ve bu zamana kadar öğrendiğin her şeyi de öğrenmiş olacaklar. Sadece bir tahmin ama Karabars’nın Kılıç Kalbi ‘ni de el geçirmeye çalışacaklar…

Yüksek seviyelere bildirmek ve kaçmanın sebebi ise bu insanların sana yapmak istediklerini, onların da yapabilecek olması. Farklı yollar ile olsa da sonuç senin ölümün olur.”

“Öyle yapacaksan buraya gelmemizin ne anlamı kaldı ki? Neden beni böyle saçma bir yere gönderdi anlamıyorum.”

Bald, “Muhtemelen buradaki Ak Ejderha’yı biliyordu ve senin bunları toplamanı istedi.”

“Neden bunu istemiş olabilir? Senin Ak Ejderha ile olan durumunu mu biliyordu acaba? Belki de Ak Ejderha’nın bedeninin kalıntılarını da ele geçirebilirsem daha da güçleneceğimi düşündüğü için mi? Sonuçta daha önce bir Kan Ejderhası kalıntılarını özümsemiştik. Ama Helios’u da özümsemiştin. Bu da diğer tüm canavarları özümseyebileceğimiz anlamına geliyor. Peki neden özellikle beni buraya göndermiş olabilir?”

Bald, “Dur! Dur bir sakin ol. İlk olarak her canavar konusu yanlış. Helios’un durumu da farklıydı. Helios temelde basit bir canavardı. Ak Ejderha ise çok nadir bir varlıktır ama aramızdaki ilişkiyi biliyor olması pek ihtimal dahilinde değil.”

“Off! Çok kafam karıştı burası çok saçma geliyor. Nasıl güçleneceğim burada?”

Tilbe “Sana verdiğim tekniği hatırlıyorsun. O teknikte hızlıca çalış ve ustalaş. Ne yapacağımızı biliyorum. Saraya girip araştırma yapacağız. Nasıl olsa iki canımız var. Ölümsüz Karanlık Kristaline sahipsin. Öleceğin bir duruma girersek o varlık seni geri çekecektir. Elbette bende boş değilim. Her ne kadar son ana kadar bir harekette bulunmayacak olsam da büyük bir tehlike anında bir kereliğine mahsus yardımcı olabilirim. Ancak bu ruhuma zarar verecek. En iyi ihtimalle topladığım enerjimi tüketmek zorunda kalacağım. Tabi bu ölmekten daha iyidir.”

Deniz Parvana, 3 günün sonunda Kraliyet Akademisine başladı. Akademine olmadığı her Yıldırım Serabı tekniğine çalışıyordu. Her ne kadar ilerleme kaydediyor olsa da arkasında izler bırakıyordu.  O kadar hızlı olmalıydı ki arkasında bir iz bırakmamalıydı.

**

Kraliyet Akademisine başladığından beri, ders veren eğitmenlerin aslında çocukların beyinlerini nasıl yıkadıklarını görmüştü. Eğitim gören çocukların neredeyse tamamın tenleri bembeyazdı. Gözleri ölü balıkların gözleri gibi donuk ve halsizlerdi.

Gün geçtikçe bu durumda olan çocukların sayısı artıyordu. Bir süre sonra düzelen çocuklar kısa sürede tekrar eski hallerine geliyordu. Deniz Parvana, ne kadar araştırma yapsa da bu çocukların neden bu hale geldiklerini çözemedi.

Aradan 6 aylık bir zaman geçtikten sonra Layla tamamen Deniz Parvana’ya bağlanmıştı. Deniz Parvana, Yıldırım Serabı tekniğinde de ustalaşmasına daha doğrusu istediği aşamaya gelmesine az bir süre kalmıştı.

Layla ile sürekli olarak saray hakkında konuşuyor ve bilgiler alıyordu. Tüm gizli giriş ve çıkışları öğrendikten sonra saraya girecek ve o dağın derinliklerine inecekti.

**

Bir ay kadar daha süre geçtikten sonra Deniz Parvana, tekniğinde istediği aşamaya gelmişti ve alabileceği tüm bilgileri almıştı. Saraya girme zamanı gelmişti.

Kral Max’ın da güvenini çoktan kazandığından saraya istediği gibi girip çıkabiliyordu. Girişte bir sorun yoktu ama içeride biraz sorun yaratırsa çıkışı da garanti altına alınmıştı.

“Her şey tamam bu gece giriyoruz.”

Deniz Parvana, sarayın giriş kapısında rahatlıkla girdikten sonra etrafında kimsenin olmadığını anladığında yaptığı plan doğrultusunda fark edilmeden dağın derinliklerine giden geçidin önüne gelmişti. Bu girişte özel bir formasyon vardı ancak Layla’dan aldığı bilgiler sayesinde geçmek zor olmadı.

Formasyondan geçtiği anda Ak Ejderha aurasını daha net hissetmeye başladı. Ayrıca daha önce hiç duymadığı kadar derin ve acı dolu bir ses duydu. Bu ses bir çocuğun iniltisi gibiydi. Sadece sesten bile sesin sahibinin acı çektiği hissediliyordu.

Yıldırım serabı tekniği ile hızlı bir şekilde ilerledi ve birkaç formasyonu daha geçtikten sonra devasa bir salona ulaştı. Girdiği tünel bu salonun tavanına yakın bir yerdeydi. Çok fazla kullanılmayan bir tünel olduğu belliydi.

Salonun hemen dibinde olduğundan az önce duyduğu sesi çok daha güçlü olarak duydu. Kendini belli etmeden bir süre salonu ve salonda yaşanan olayları baktığında ise gözleri yavaş yavaş sonuna kadar gibi açıldı. Adeta gözleri yuvalarından fırlamak üzere gibiydi.

Gözleri kararmaya başladı ve tüm hücrelerinden bir öfke patlaması yükseldi. Her ne kadar öfkesine hâkim olmaya çalışsa da bu imkansızdı. Kaçınılması mümkün olmayan bir kıyametin gelişi gibiydi.

Azur renkli gözleri yavaşça karardı ve sararmaya başladı. Güneş gibi parlak hale gelen gözlerinin içinde kızıl bir nokta belirdi ve cehenneme açılan bir girdap gibi dönmeye başladı. Girdap giderek daraldı ve sarı gözlerinin ortasında cehennem çukurlarına benzeyen iki kızıl çizgi belirdi.

Gözlerinin altı, altı ve bedenini çeşitli yerlerinde kızıl renkli pullar çıkmaya başlarken tüm dağı titreten bir kükreme vererek salonun ortasına indi. Deniz Parvana’nın ejder gözleri dolmaya başladı. Ancak gözlerinden damlayan gözyaşları anında buharlaşıyordu.

********************************************************

Yazar’ın Köşesi 🙂

Yeni bölümler her Cuma, Cumartesi ve Pazar günleri saat 09:00’da… (İnşallah 🙂 )

Bir kaç teknik sorundan dolayı bölümler gecikti. Cuma ve Cumartesi için bölümleri şimdi atıyorum.

Umarım serinin ilerleyişini beğeniyorsunuzdur. Seri ve ilerleyiş hakkındaki yorumlarınızı bekliyorum.

Takipte kalın.

NOT: Arkadaşlar sitemizin tam ortasında yer alan Abone Ol kısmından abone olursanız her yazımızda mail alırsınız. Bu şekilde bir bölüm attığımda haberiniz olur. 😉 

Keyifli Okumalar…

Seri Sayfasına buradan ulaşabilirsiniz.

********************************************************

NE DÜŞÜNÜYORSUN?

Bir cevap yazın

Loading…

Little Witch Academia Anime Tanıtım ve İnceleme

Azur Kral Kapak Foto

Azur Kral – Bölüm 150 – BEN KAN ATEŞİ EJDERHA TANRISIYIM!