Azur Kral – Bölüm 145 – İlginç ve Hoş Bir Karşılaşma

Azur Kral – Bölüm 145 – İlginç ve Hoş Bir Karşılaşma

** 145 – İlginç ve Hoş Bir Karşılaşma

Karabars, “Deniz, bunu bana bırak. Uzun zamandır kontrolsüzce savaşmıyordum. Biraz ısınmak iyi olacak.”  Dedi.  Deniz Parvana bu sözler üzerine biraz geri çekildi ve izlemeye koyuldu.

Yer sarsıntıları giderek artarken topraktan bir dağ gibi büyük simsiyah kuyruk çıktı. Bu kuyruğun ucunda ise inanılmaz sivrilikte bir diken vardı. Kuyruktaki boğumlardan ve ucundaki iğneden bu canavarın akrep türünde bir canavar olduğunu anlamışlardı.

Canavar, o devasa kuyruğu ile inanılmaz bir hızla Karabars’a saldırdı. Bir dağ gibi büyük olmasına rağmen aşırı hızlıydı. Ancak böyle açık bir saldırının isabet etmesine imkan yoktu.

Karabars, boyutundan İmparator Seviyenin zirvesinde olan bir çift zifiri siyah kılıç çıkardı. Kılıçları eline aldığı anda ayakları biraz kuma batmıştı. Sadece bu durumdan kılıçların ne kadar ağır olduğu tahmin edilebilirdi.

Karabars, simsiyah kılıçlarını savurduğu anda canavarın kuyruğundan iki parça et kopardı.

“Çok sertsin. Bu iyi. Aslında iğneni senden almak istemiştim.”

Canavarın kanı gökyüzünden yağmur gibi yağarken yer sarsıntıları tekrar geldi. Acı ile kükreyen canavarın çığlıkları ruhlarını bile tırmalayacak kadar şiddetliydi. Kısa bir süre sonra canavar kendisini gösterdi.

Deniz Parvana hayatı boyunca bu kadar büyük bir canavarı hiç görmemişti.

Canavar ortaya çıktığı anda ağzından güçlü bir asit saldırısı yapmıştı. Asit Karabars’ın kıyafetlerine değdiği anda eritmeye başlamıştı. Hızlıca kıyafetlerinin üst kısmını yırtıp atmıştı. Eğer bu asit tenine değseydi kolayca kurtulamazdı.

“En sevdiğim kıyafetlerimi mahvettin. Sanırım bir maksimum denemeliyim ama kılıçlar bunu kaldırabilecek mi bilemiyorum.”

Karabars, Kılıçlarını yanlara açtı o anda etrafındaki toz bulutu kılıçlar ikiye ayrılmış gibi yanlara dağıldı. Karabars’ın tuttuğu kılıçların etrafında hafif silik siyah bir duman oluşmaya başladı. Birkaç saniye geçtiğinde, Deniz Parvana uzaktan kılıçların titreyişinden gelen sesi duyabiliyordu. Deniz Parvana bir an Karabars’ı devasa ve ölümcül bir kılıç şeklinde görmüştü.

Cenneti ve cehennemi ikiye ayırmak isteyen kötücül bir tanrının kılıcı gibiydi. Kılıçlarını havaya kaldırıp birleştirdi ve dikey bir savuruş yaptı.

Ne bir ses çıkmıştı ne de bir kum tanesi havaya kalktı. Birkaç nefeslik süre sonunda çöl gözün alabildiği uzaklığa kadar içe çökmeye başladı. Kumlar içe çökerken de devasa akrebin bedeni sağa ve sola doğru devrildi.

Akrep öldükten sonra Karabars, akrebin bedenini boyutuna çekti ama iki imparator seviyesinin zirvesindeki kılıç toza dönmüştü.

“O saldırı kılıç niyeti miydi?”

“Hehe, Aynen öyle. Üstelik her yerde göremeyeceğin türden. O teknik bana aittir. Adı ise Boyutsal Kesiş’tir. Ne bir ses ne bir titreşim hissedebilirsin çünkü boyutun kendisini kesebilen bir saldırıdır. Bu gördüğün tam potansiyeli bile değil.”

“Ne! Tam potansiyeli bile değil mi?”

“Evet. Çünkü bu tekniği tam potansiyeli ile kullanabileceğim kadar güçlü bir kılıcım hiç olmadı. Bu tekniği hangi kılıçla kullandıysam toza karıştı. İmparator seviyesinden düşük kılıçlar daha yükleme aşamasında toz oluyorlar.”

“Bunu bana da öğretmelisin.”

“Mümkün değil. Kılıç Niyetini Zirve aşamaya getirmeli Kılıç Kalbi’ni edinmelisin.”

“Kılıç Kalbi mi? O da nedir?”

“Sana daha çok uzak bir terim bu. Her şeyin zirvesinde o şeyin kalbi aşaması vardır. Ateş Kalbi, Su Kalbi, Müzik Kalbi felan. Bundan daha ileri aşamalarda var tabi. Kılıç Kalbi, Kılıç Bedeni ve Kılıç Ruhu aşamaları. Kılıç Ruhuna erişebilmiş birin basit bir ağaç yaprağı ile bir gezegeni temiz bir şekilde ikiye bölebilir.”

“Ağaç yaprağı ile gezegen bölmek mi?”

“Haha! Aynen öyle… Bu sadece duyduğum bir şey. Bir rivayete göre sadece takım yıldız tanrıları bu aşamaya gelebiliyormuş. Onlar için bile kolay bir iş değil.”

Tilbe “Doğru söylüyor. Benim babam bile Kılıç Bedeni aşamasına gelebilmişti ve ömrü tükenene kadar Kılı Ruhu aşamasına geçemeyeceğini söyleyip dert yanardı.” Dedi.

“Bir takım yıldız tanrısı bile ulaşamıyor mu?”

“Aynen. Sadece söylemesi kolay. Yapması… sadece Cennetlere değil cehennemlere bile meydan okumak gibi.”

Karabars, “Hadi gidelim.” Dedi. “Yakında bir şehir var gibi görünüyor. Bir bakalım.”

“Hihihi… İşte bu çok ilginç bir durum. Bakalım o kişi ne diyecek? Hihihi.”

Karabars ve Deniz Parvana, hızlıca hissettikleri şehre giderken izlendiklerinin farkına varmamışlardı. Uzaklarda bir çift göz boyutsal kapıdan geçtikleri andan beri onları izliyordu.

Şehrin kapısına vardıklarında iki devasa asker ikiliyi durdurdu.

“Geçiş kartlarınızı gösterin.” Dedi bir asker.

Karabars ve Deniz Parvana biraz şaşırmışlardı. Bu asker açık bir şekilde farklı bir dil konuşuyor olmasına rağmen anlayabilmişlerdi. Ama bu şaşkınlıklarını göstermediler. Bu durum onları buraya gönderen varlığın yaptığı bir şey olduğunu düşündüler.

“Geçiş kartları mı? Bizde öyle bir şey yok” dedi Deniz Parvana.

“O zaman geçemezsiniz! Geçiş kartı olmayan kimse şehre giremez.”

O anda kapıların yanındaki kulübeden bir ses geldi ve askerlerin birisi koşarak kulübeye girdi. Birkaç saniye içeride kaldıktan sonra koşarak diğer askerin yanına geldi ve kulağına bir şeyler fısıldadı.

“Tamam! İzin geldi! Geçebilirsiniz. İçeri girdikten sonra beyaz kıyafetli ve beyaz saçlı biri sizi karşılayacak. O zata zorluk çıkarmayın.”

Karabars ve Deniz Parvana bir şey anlamadı ama açılan kapıdan içeri girdiler. İçeri girdikleri anda askerin dediği gibi bir kadın ikiliyi karşıladı.

Bu kız 16, 17 yaşlarında görünen bembeyaz saçlarına ek olarak bembeyaz kedi kulakları olan biriydi. Çok uzun sayılmayan boyu ve kan kırmızısı dudakları ile cennetlerden inmiş bir melek gibiydi. Bu kızın kadim aurasının yanı sıra gözleri de tuhaftı. Bir gözü sarı bir gözü ile mor renkliydi. Hafif sarımtırak beyaz renkli tacı ve kıyafetindeki aynı tür metalden yapılmış süslemeler ile saçı gibi bembeyaz olan kıyafeti muazzam bir uyum içerisindeydi.

Ancak etrafına yaydığı aura görüntüsünün aksine dehşet vericiydi. Kısa süre önce karşılaştıkları o devasa akrep bile bu kızın yanında basit bir böcek gibi kalıyordu. Tüm bu farklılıkların yanı sıra yanındaki dört sarılı beyazlı kedi ise çok sevimli görünüyordu.

Deniz Parvana bu kızı gördüğü anda ona bir sıcaklık hissetmişti. Sanki kaybettiği çok değerli bir şeyi bulmuş gibi bir histi.

“Lütfen beni takip edin. Kral sizi bekliyor.”

“Kral mı?” dedi Karabars ama beyazlı kız bir cevap vermeden döndü ve ilerlemeye başladı. Bu kız Karabars’ı bile biraz korkutmuştu. Onun ekim seviyesini görememişti. Dehşet verici aurasına bakılırsa kendisi ile bir oyuncak gibi oynayabilirdi.

İkili, beyazlı kızı bir süre boyunca takip etti. Şehirde birbiri ile alakası olmayan mimarilerde evler gördüler. Birkaç büyük bina dışında evlerin geneli iki katlı görünüyordu. Şehirde birçok farklı ırka mensup canlılar vardı. Kedi kulaklılar, yeşil tenliler, uzun kulaklılar, tek boynuzlular uyum içinde yaşıyorlardı.

Seyahatleri boyunca tek bir evsiz görmediler. Genel olarak herkesin keyfi yerinde görünüyordu.

Hava kararmaya başladığında bir dağın bir yamacına kurulmuş devasa büyüklükte bir saray onları karşıladı. Dağ o kadar büyüktü ki zirvesi gökyüzündeki bulutların arkasına kadar uzanıyordu.

Dağın yamacına kurulmuş olan kapıdan geçip saraya girdiler. Saraya girdikleri anda Deniz Parvana’nın tüm kanı kaynamaya başladı. Nedenini anlamıyordu ama saraya yaklaştıkça daha fazla heyecanlandığını hissediyordu.

“Deniz, ne oluyor? Neden bu kadar heyecanlandın?”

“Bilmiyorum. Kapıdan girdiğimiz andan beri böyleyim. Saraya yaklaştıkça giderek artıyor.”

O sırada Bald nihayet uyandı.

“Hey! Bu his de ne böyle? Neredeyiz?”

Tilbe, “Oooo. Uykucumuz da uyandı sonunda” dedi. “Günaydın.”

“Nydia Yıldız Sistemi, Velas Gezegeni’ndeyiz. Yeni geldik sayılır.”

Bald, “Ne! Bu… Bu gerçekten doğru mu? Evrenin diğer ucu, en ücra köşesine mi geldik? Buraya nasıl gelebildik. Bu Deniz için imkânsız. Benim bile geçemediğim bariyerden nasıl çıkabildiniz.”

“Öyleymiş.” Dedi Deniz Parvana… “Ne oldu?”

“Bu his… Bu aura… Aahhhh!”

“Bald ne oldu söylesene! Çatlatma adamı…”

********************************************************

Yazar’ın Köşesi 🙂

Yeni bölümler her Cuma, Cumartesi ve Pazar günleri saat 09:00’da… (İnşallah 🙂 )

Hadi bakalım, yeni bölümler yazmaya başlayabildiğimden hafta sonu da bölümler geliyor. Yazmaya devam edebilirsem önümüzdeki hafta içi de her gün atabilirim. 🙂

Umarım serinin ilerleyişini beğeniyorsunuzdur. Seri ve ilerleyiş hakkındaki yorumlarınızı bekliyorum.

Takipte kalın.

NOT: Arkadaşlar sitemizin tam ortasında yer alan Abone Ol kısmından abone olursanız her yazımızda mail alırsınız. Bu şekilde bir bölüm attığımda haberiniz olur. 😉 

Keyifli Okumalar…

Seri Sayfasına buradan ulaşabilirsiniz.

********************************************************

NE DÜŞÜNÜYORSUN?

Bir cevap yazın

Loading…

Azur Kral Kapak Foto

Azur Kral – Bölüm 144 – Yeni Bir Macera!

Azur Kral Kapak Foto

Azur Kral – Bölüm 146 – Ak Ejderha