Azur Kral – Bölüm 116 – Mental Alem ve Zodyak Tanrıları

Azur Kral – Bölüm 116 – Mental Alem ve Zodyak Tanrıları

** 116 –  Mental Alem ve Zodyak Tanrıları

Deniz Parvana, buralardan gideceği konusunda emindi. Zaten son zamanlarda öğrendiği şeylerden sonra bundan daha emin olmuştu. Ancak her ne olursa olsun burada sevdikleri vardı. 12 Güneş Derin Deniz Klanı evi gibiydi. Ustaları Alper Us ve Kaim Bu’yu seviyordu. Ve diğerleri her ne kadar biraz yabancı olsalar da aralarında kötülük geçmemişti. Doğa Kaol ve Melek Parvana ile araları zaten iyiydi. Sadece Alev Kızıl vardı. Ancak onu ilk gördüğünde, turnuva zamanlarındaki hâlinden farklı olduğunu anlamıştı. Zaten ona karşı da bir garezi yoktu.

Deniz Parvana meditasyon yaptığı süre boyunca Bald’ın tavsiyeleri ile Mental Alem’de yükselmeye çalışıyordu. Bu alemde Ki seviyesinin pek önemi yoktu. Sadece zihin bölme işlemi ve zihin kavrayışı yükseltmesi vardı.

Ancak yeni bir şey öğrenmişti. Mental Alem’den istediği zaman çıkabileceğini biliyordu, ama yeni öğrendiği şey Yükselişin Kıyameti idi. Mental Alem’den çıkıp üst aleme Ruhani Alem’e geçmek istediğinde başına gelecek olan olaydı Yükselişin Kıyameti… Bu olay herkesin başına gelirdi ve kişi ne kadar güçlüyse o kadar güçlü hale geliyordu.

Mental Alem’e yükselebilmiş bir kişinin normalde sınırı 3 zihin olurdu. Çok az kişi 4 Zihin’e geçebilirdi. 5 Zihin’e geçebilenler gerçek dâhiler olarak görülürken 6 Zihin ise sadece efsanelerde geçen bir olaydı. 7 Zihin ise eşi görülmemiş bir durumdu. Sadece Yaratıcı Tanrıların bu seviyede olduğu düşünülüyordu.

Zihin bölme işlemi sadece kişinin yeteneğine bağlı değildi. Bu doğuştan gelen bir şeydi. Bir kader… Daha doğrusu kişinin potansiyeline bağlıydı. Normal bir insan doğduğunda zihni bölünmeye hazır olarak beklerdi. Bölünebilecek her zihin kendi içinde, zaten bölünmüş gibi görünür ama birbirlerine bağlı olurlardı. Bölünmesine ramak kalmış hücreler gibi. Tam bölünmek üzere ama hala bağlı olur…

Kimilerinde bu durum ileri evrelerde olurdu ki bu kişinin zihnini bölmesini kolaylaştırırdı. Parçalar iplik denecek kadar ince bir bağ ile bağlı olurlardı. Bazıları için ise sadece bir yumru gibi olurdu. Bu şekilde olduğunda o zihni bölebilmek çok daha zorlaşır ve zaman gerektirirdi.

Birinin zihnini bölmesi demek yeni bir zihin demek değildi. Mevcut zihni ikiye bölmek, bir tamı ikiye bölmek ile aynıdır. Zihin kapasitesi düşer ancak aynı anda iki şey yapabilme gücü verir. Kaldı ki kişi zamanla zihin parçalarını sürekli kullanacağından dolayı parçalar birbirlerinden bağımsız olarak gelişebilir büyüyebilirdi.

Kişi zihnini bölebilme sınırına geldiğinde bunu anlardı. Ya orada kalmayı seçer ya da hayati bir risk alıp üst aleme geçmeyi isterdi. Bu durumda Yükselişin Kıyameti’ne maruz kalırdı. Yükselişin Kıyameti’nin gücü ve tehlikesi kişinin gücüne bağlıdır. Kişi ne kadar güçlü ise o kadar şiddetli bir Yükselişin Kıyameti yaşar. Yükselişin Kıyameti’ni kabul edenlerin neredeyse yarısı yaşamını kaybederdi. Bu sebeple insanlar Yükselişin Kıyameti’ni almadan önce çok büyük hazırlıklar yapardı.

Koruma tılsımları, özel zırhlar, koruma büyüleri hatta yardımcı olacak başka insanlar bulurlardı. Tüm bunlara sahip olarak bile ölümden kaçamayanlar olurdu. Bu kişiler için

“Geleceğin onlara vereceği gücü taşımaya layık olmayanlar…”

Denirdi. Eğer gerçekten gücü elde etmeyi hak ediyorlarsa o zaman bu Yükselişin Kıyameti’ni aşabileceklerdir. Eğer geleceğin vereceği gücü hak etmiyorlar ise açgözlülükleri ölümleri olacaktı. Yükselişin Kıyameti’ne, Göklerin Testi / Sınavı, Tanrıların Testi / Sınavı gibi isimlerle ananlarda vardı. Bald’ın ilk öğrendiği isim buydu. Yükselişin Kıyameti…

Bald, Mental Alem hakkında, Deniz Parvana’ya bilgi verirken bu bilgiyi de vermişti. Deniz Parvana daha önce böyle bir şeyi hiç duymamıştı. Kendisinin güçlü olduğunu biliyordu. Bu sebeple biraz tedirginleşmişti.

“Ne kadar güçlüysen kıyamette o kadar güçlü olacak. Bu korkutucu…”

“Elbette korkutucu… Deneyenlerin yarısı ölüyor. Ölmeyen ama sakat kalanlar da var. Ölmekten daha beter. Ama ben buradayım. Bunu daha önce deneyimledim o yüzden sana yardımcı olacağım merak etme.”

“Önemli değil. Ölmem gerekiyorsa ölürüm. Yaşamam gerekiyorsa yaşarım. Kaderin biçtiği şeyleri kabul edeceğim artık. Bu arada bana bu 12 Zodyak Tanrıları hakkında bilgi verir misin?”

“Elindeki kitap yeteri kadar açıklayıcı değil mi?”

“Nedenini bilmiyorum ama… Okuyabiliyorum ancak anlayamıyorum. Defalarca denedim… Ama bir türlü anlam veremedim.”

“O zaman benim anlattıklarımı da anlayamazsın. O kitabı zaten kontrol ettim. İstediğin bilgilerin hepsi o kitabın içinde var. Ama şunu anlamanda sorun olmayacaktır.

12 Zodyak Tanrısı, burçları simgeler. Her varlık, doğduğu zamana göre bir burca ait olur. Bu şekilde, eğer bir potansiyeli varsa ve şanlıysa o burca ait tanrının kutsamasını alabilir. 12 Zodyak tanrısı, 12 burcu temsil eder. Bu burçların adları Aries, Leo, Sagittarius, Cancer, Scorpius, Pisces, Taurus, Virgo, Capricorn, Gemini, Libra ve Aquarius’tur. Bunlar, aynı zamanda o 12 Zodyak Tanrılarına verilen adlarıdır. Ancak insanlar arasında farklı isimlerle de bilinirler. Bunlar Koç, Aslan, Yay, Yengeç, Akrep, Balık, Boğa, Başak, Oğlak, İkizler, Terazi ve Kova… Sen Kova burcusun ama Karabars’ın dediği gibi Aquarius ‘un kutsamasını almamışsın. Aquarius’un elementi havadır. Eğer onun kutsamasını almış olsaydın doğal olarak Hava Elementini kullanabilirdin.  

Sagittarius yani Yay Tanrısının yayını kullanabiliyorsun. Normal şartlarda Altın Güneş Yayı’nı Sagittarius’un kutsaması olmadan kullanabilmen bir mucize olarak görmek yanlış olmaz. Tuhafsın! Gerçekten tuhaf. Tabi bunu da şimdilik Yaşamın 4 Derin Nefesi ve Kadim Ruh bedenlerine bağlıyorum. Tabi zamanla gerçekleri öğreneceğiz.”

“Peki, bu tanrılara bu isimleri veren kim? Neden 12 Tanrı var? Kitapta bu tanrıların hepsinin de bir takım yıldızını yönettikleri yazıyordu ama toplamda 88 tane oldukları yazıyordu.”

“Evet. 88 tanesi var. Ama o 12 tanesi aralarındaki en üstünleri. Hizmetleri en üstün seviyede olanlar. Diğerlerinin de kendilerine özel takım yıldızları var ama onlar, diğerlerine göre çok silikler. Canlılara kutsama veremezler ve çok fazla kişi tarafından bilinmezler.”

“Anladım. Sanırım o bilgilere erişmeye daha çok var. O halde önümüzdeki maçlara bakacağız. Son bir sorum var”

“Sor”

Deniz Parvana boyutundan Kova Burcu Takım Yıldız Tanrısı Mirası Anahtarını çıkardı ve

“Bu anahtar ne işe yarıyor? Miras alanı için demişti Karabaras ustam ama pek anladığım söylenemez.”

“Bu anahtar şimdi bir işine yaramaz. Kova Burcu Tanrısının kutsamasını almadan onun evrene dağıttı miras alanlarına giremezsin. Her tanrının anahtarları vardır. Hepsi de elinde tuttuğun gibi görünür. Sadece tutacak yerinde o burcun simgesi bulunur.

Bu anahtara sahip olman bile büyük bir şans. Ancak dediğim gibi kutsama olmadan giremezsin. Zaten o miras alanlarını bulabilmek daha büyük bir mucizedir. O yüzden o anahtar şimdilik işine yaramaz. Şimdilik… ”

“Bunu da anladım. Peki o miras alanlarında ne olduğunu biliyor musun?”

“Evet. Biliyorum. O miras alanların içi bizzat o tanrılar tarafından hazırlanmıştır. Her yerinde testler vardır. Her biri birinden çok daha zordur. Ölüm tehlikesi çok yüksektir. İçeride ölürsen miras alanı için enerji haline gelirsin. Kazanacaklarını ise hayal bile edemezsin. En iyi şans ile Aquarius’un tekniklerinden birini ele geçirebilirsin. Ustamın ustası, Leo’nun miras alanına girmiş ve üç test geçmişti.

Ele geçirdiği bir nesne onu tam olarak bir Alem yukarıya taşımıştı. Koskoca bir alem! Astral Alem’in zirvesinden, Kozal Alem’in zirvesine yükselmişti. Leo’nun ana tekniğinin ilk parçasını elde etmişti. İlk parçası bile gezegenleri yok edecek güçteydi.”

“O kadar efsanevi bir yer demek… Bu iyi…”

“Tabi ki iyi olacak! Koskoca bir tanrının bıraktığı şeyler. ”

“Anladım. O halde eğitime devam edelim.”

Deniz Parvana, Mental Alem aşamasına geçtiğinden dolayı zihnini bölme işlemine devam ediyordu. Tekniklerini yeteri kadar düzene bindirmişti. Daha üst teknikler elde ettikçe önceki teknikler geçersizleşiyordu. Daha doğrusu, eski teknikler, yeni teknikler tarafından yeniliyor, özümseniyordu. Özellikle Deniz Parvana’nın seçtiği teknikler birbirlerinin tam olarak temeline oturan ve oluşturan tekniklerdi. Bu sadece şans ile açıklanamazdı. Bu dikkat gerektiren bir konuydu ve Deniz Parvana bu konuda gerçekten dikkatli davranmıştı.

Elbette çevresindeki insanlar daha doğrusu ustaları da buna dikkat etmiş ve ona göre teknikler önermişlerdi. Bu kadar iyi ustaları olması elbette Deniz Parvana’nın şansıydı. Ancak bundan sonra bir usta almamayı düşünüyordu. Çünkü artık Kan Ateşi Ejder Tanrısının bilinci ve ruhu ile yani Bald ile konuşabiliyordu. Bu civarda, hayır bu seviyede ondan daha bilgili ve deneyimli birini bulması mümkün değildi.

********************************************************

Yazar’ın Köşesi 🙂

Yeni bölümler her Cuma, Cumartesi ve Pazar günleri saat 09:00’da…

Hadi yine iyisiniz bugün (30.01) doğum olduğundan ve biraz da bölüm biriktirdiğimden size fazladan iki bölüm atacağım. Bu fazla bölümler ile bu hafta toplamda 5 bölüm gelmiş olacak. 😀

NOT: Arkadaşlar sitemizin tam ortasında yer alan Abone Ol kısmından abone olursanız her yazımızda mail alırsınız. Bu şekilde bir bölüm attığımda haberiniz olur. 😉 

Keyifli Okumalar…

Seri Sayfasına buradan ulaşabilirsiniz.

********************************************************

NE DÜŞÜNÜYORSUN?

Bir cevap yazın

Loading…

Azur Kral Kapak Foto

Azur Kral – Bölüm 115 – Kan Ateşi Ejder Tanrısı

Azur Kral Kapak Foto

Azur Kral – Bölüm 117 – Azur Krallık Kalıntılarındaki Değişim