Anime Sektörü ve Japon Gençliği Nereye Gidiyor?

Merhaba arkadaşlar,

İlk kez bir düşünce yazısı yazacağım ve biraz uzun oldu, bundan dolayı kusura bakmayın ve paragrafları nereden böleceğime tam olarak karar veremediğimden dolayı da paragraflar da fazla uzun oldu. Okuması biraz zor olabilir ama okuyacak arkadaşlara şimdiden teşekkür ediyorum 🙂

Malumunuz Japonlar her zaman çok övülen bir millet. Sebebi? İkinci Dünya Savaşı’ndan çok büyük hasar ve milyonlara yakın miktarda can kaybıyla çıkmış bir millet olsalar bile bugün bir dünya devi olmaları. Gerçekten baktığımızda teknoloji konusunda çok ileriler, özellikle insansı robot çalışmaları gayet güzel. Aynı zamanda dünyanın sayılı ekonomisi arasına girmeyi başarmış bir ülke. Bu açıdan bakınca her şey iyi, her şey güzel. Peki bu ülkenin geleceği ne? Maalesef son zamanlardaki hallerine bakarak gelecekleri konusunda pek ümitli olmak mümkün değil, en azından benim için. Bu yazıyı neden yazma ihtiyacı duydum? Bugün arkadaşın biri yanımda Japonları övmüştü de ondan.
Nereden başlasam? Bizi en çok ilgilendiren konu animelerdir diye düşünüyorum, o yüzden oradan gireceğim. Animelerin ilk ortaya çıkış zamanlarına veya eski animelere bakıyoruz önce. Esasında benim pek sevmediğim serilerdi, çünkü eğer o tip bir animeyle başlamadıysanız animeye, çizimler gerçekten size farklı geliyor. Teknikler açısından geride kalıyorlar ve beni en çok ilgilendiren açıdan, espriler çok çocuksu geliyor. Öte yandan her birinde birbirinden iyi psikolojik öğeler, gerçekten ders çıkarabileceğiniz olaylar, çok efsane karakterler bulunuyor. Bir başka kötü mü iyi mi denir bilemediğim yönü ise, içerik biraz yetişkin yönelikli görünüyor. Ayrıca bir Akira veya Hadashi no Gen’e baktığınızda günümüz ecchi anlayışından bir tık ötede öğeler yer alabiliyor, ama ne biliyor musunuz, günümüzdekilerin aksine bunlar o kadar garip gelmiyor. Sebebi konusunda tam emin değilim, animasyon teknikleri mi desem, içeriğin ön plana çıkışıyla arkada kalması mı desem…
Bir de günümüz animelerine bakıyoruz… Hele hele şu son 10 yıl içinde falan iyice artmış olan ecchi, harem anime sayısının sinirine dokunmadığı insan sayısı azdır, ecchi sevse bile… Her şeyin fazlası zarardır, diye bir söz vardır. Yaparsın, tamam, birincide güzel gelir, ikincide güzel gelir, yüzüncüyü yapmanın anlamı ne arkadaşım? Hep bir gözümüze meme sokma çabaları, bir fanservice fırsatı arayışı, bir çöp ilişki üretimi… En fenası da bunların artık 10 animeden sekizinde var olması, hatta tamamen buna odaklı yapılması. Ha neden yapılıyor? Çünkü izleyici var, Japon gençliği maalesef artık bu seviyede, bunları görerek büyüyorlar, bunları görerek hayatlarına devam ediyorlar. Sonuç ne? İşte bu.

Başka bir iğrenç yön, karakter tipleri. Tip dediysem kişilikten bahsediyorum. Kız karakterlere şöyle bir bakarsak, özellikle şu “dere” mevzularının ortaya çıkışından sonra karakterlerin bunlara uygun tasarlanıyor olduğunu görüyoruz. En fazla olan ne? Her cinsiyetten 3 tip. Bunlar da ecchi mevzusuna uygun gelişmiş tipler zaten.

Kızlarda ilki duygusuz, saf, çıplak dursa umurunda olmayan kız karakterler. Hep birazdan bahsedeceğim ikinci tip erkek bir karakter tarafından iffetinin korunması için uğraşılan, dünya yansa içinde odunum yok kafası… Dere tipleri konusunda pek bilgim olmasa da sanırım bunlara “kuudere” adı da veriliyor, yanlış olabilir. Bunlar sık sık yanlış anlaşılabilecek, düpedüz prim hareketlerde bulunurlar ve bunu kendilerince çok normal karşılarlar.

İkinci tip ise sapık kız karakter. Bunlar da her fırsatta erkek karaktere yavşarlar, ecchi üretiminde 1 numaradırlar ve çok uygundurlar. Sayıları her animede olmasa da özellikle harem animelerinde fazladır.

Üçüncü ve son tip ise tam masum kız karakter. Her animede görmek çok kolay ve rahattır. Eli erkek eline değince kıpkırmızı kesilen, hareketleri doğallıktan uzak, komedi ve romantizm amaçlı seri üretimden çıkan büyük gözlü, tipik anime çiziminin en iyi örnekleri olan tiplerdir bunlar da. Daima ikinci tip bir erkek karakterle birlikte var olurlar, eğer animede ana kız karakter değillerse ilişkileri asla gerçekleşmez. Örnek? Sakurasou no Pet na Kanojo’dan Aoyama, Kiznaiver’dan Chidori ve başka pek çoğu. Hepsini buraya yazmaya kalksam son zamanlardaki tüm animelerin listesini dökmem gerekirdi.

 

Erkek karakter tiplerine gelirsek. Önce nispeten daha az görülenle başlayalım. İlk tip sapık erkek karakterlerdir. Genelde komedi amaçlıdırlar, nadiren ana karakter olurlar. Bana göre en dürüst tipler bunlardır, en azından içi dış bir arkadaş, daha ne istiyorsun?

İkinci ve en çok rastlanılan yan ve ana karakter tipi olanlar, nazik erkek karakterlerdir. Bunlar da 3. kız tipine uyarak elleri kız eline değince kızarırlar, genellikle aşıktırlar, aynı kare içinde olmaktan bile utanırlar. Kızlara karşı hep nazik olduklarından sıklıkla haremleri de bulunur ama işleve geçirmezler, sadece kendisini seven olarak kalır o zavallılar. En nefret ettiğim tip olsalar da ara sıra nefret ettiğim kızarma davranışlarını yapmayanlar oluyor, onlar çok kötü değil değil bence. Hareketleri doğal mı? Değil. En azından bizim için, ben gerçek hayatta ciddi centilmen erkek çok nadir görüyorum açıkçası, zaten kızlar da bunu ister mi istemez mi ondan da emin değilim. Neyse bunu fazla deşmeyip diğerine geçelim.

Son tip de cool erkek karakter. Adı üstünde cooldürler, soğukturlar, havalıdırlar, Hikigaya bunlara girmese de onun ölü balık gözleri bence bunlarda da vardır. İkinci tipe göre daha nadir olduklarından sayıları fazla olsa ve aslında fazla doğal davranmasalar bile kızlara karşı daha normal davranan karakterlere hasret kaldığımızdan oldukça fazla hayranları vardır. Bazen kızları arkalarından süründürürler, bazen en ünlü romantizm animelerindeki gibi romantik de olurlar (misal, Kaichou wa Maid-sama’dan Usui) bazen de Levi gibi tam soğuk moda girerler.

İşte bu tip klişeler yüzünden artık animeler maalesef eski kalitesine sahip olamıyor. Zaten ecchi animelere baktığınızda da bunların genelde romantik, Slice of Life ve fantastik türlerinde olduğunu görürsünüz. Sebebi nedir, ne değildir fazla bulaşmayacağım ancak sıklıkla seinenlerde de bulunur ecchi ama sıklıkla da ana konu yüzünden arka planda kalır. Tüm bunların arasında şöyle düzgün bir anime çıksa da izlesek doya doya, aptal karakterlerden gına geldi diyoruz. Hiç mi olmuyor bu? Elbette oluyor, her sezonda 3-4 tane görmek mümkündür. Ancak genellikle underrated olarak kalıyorlar ve duyulmuyorlar maalesef. Düşünsenize, kaçımız ciddi ciddi bir sezonda çıkacak tüm animelere bakıyoruz ki? İnsanlar arasında en çok adı geçen veya önceden mangasının falan adını duyduğumuz animelere bakıyor, onları izliyoruz. Bunu da en iyi ben bilirim diye düşünüyorum, ilk sebebi bunu sıklıkla kendim de yapmam, ikincisi ise adının hiç aşina gelmediği veya ilk bakışta göze etkileyici gelmeyen animelerin çıkacağıyla ilgili haberlerin kulak ardı edilişi. Sonuç olarak da pek çok güzel anime bu şekilde gözden uzak bir şekilde çıkıp kayboluyor. Buna geçen sezon çıkmış olan 18if’i örnek verebilirim mesela, adının hiçbir yerde geçtiğini gördüğümü hatırlamıyorum ama gayet güzel bir animeydi bence.

Japon gençliğinden ümitli olmamamın bir başka nedeni de son zamanlarda çok ünlü olan Hikikomorilik ve otakuluk mevzusu. Hikikomoriliğin ne olduğuyla ilgili bir yazım da vardı, buradan ulaşabilirsiniz. İşin özü bunlar evden çıkmayıp, boyuna anime izleyip, waifu yastıklarıyla geceleyip, duvarları baştan aşağı figürlerle, mangalarla vesaire vesaire bir sürü gereksiz çöple dolu tipler. Şunların hepsi bir günde ateşe verilip yakılsa umurumda olmaz, dünyada oksijen israfı olarak bulunduklarını düşünüyorum. Bir insanın hayattaki amacı bana göre üretmek olması gerekirken bunlar sadece toplumun tüketici kitlesini oluşturuyorlar, şu halleriyle o figürleri falan alacak parayı nereden buluyorlar? Baba parası arkadaşlar… En basit açıklaması bu, başka yolları varsa da ben bilmiyorum. En kötüsü de bu tiplerin ve otaku olmasa bile Japon gençlerinin %90’ının abazanın önde bayrak tutanı olması. Tahmin edebileceğiniz konulu bir sanal gerçeklik etkinliğine oluşan ilgiyi ve kaç kişinin buna katıldığından bahsetmek bile istemiyorum, midem bulanıyor artık.
Her şeyin özü abartmamak arkadaşlar, neyi abartırsanız aslı nasıl olursa olsun çöpe dönüşür. Ne gerek var şunları şu kadar abartmaya? Hani cosplay falan yine bir ölçüde masum ve normal, ama ne olursa olsun animeleri abartmanın doğru bir şey olduğunu düşünmüyorum. Hiç figür vesaire bir şey almadım, bedava verseler yine almam. Gereksiz çünkü, insanlar hayatlarını, zamanlarını, paralarını bu tip şeylere harcayacağına kat kat faydalı şeyler yapabilirler.

Maalesef günümüz dünyası da böyle tabi, tüketim dünyası, üretim değil. Ne üretebilirsin ki? Her şey seri üretim, en rahat ve hızlı biçimde yapılıp geliveriyor. Tasarım, yeni bir fikir üretmek desen artık yapay zeka mevzuları yüzünden bunu bile makineler ele aldı. Adım adım bilim kurgulardaki dünyaya doğru ilerliyoruz, bize yapacak bir şey kalmadığında biz neden yaşamaya devam edeceğiz ki? İşte bundan dolayı popüler mutlu olma akımı çıktı ortaya. Anı yaşa, geçmişi unut, şimdiye odaklan… Sonuç ne? Daha mutsuz insanlar. Bir insan geleceği düşünmeden ne kadar mutlu olabilir? Veya neden mutlu olmak bu kadar önemli? 5. yılına yaklaşmış bir animeci olarak artık animelerden eskiden aldığım zevki alamıyorum mesela… Sebebi ne? Sebebi alışmak. Bir şeye ilk sahip olduğunuzda veya nadiren sahip olduğunuzda o size zevk verir, alıştıktan sonra mutluluk bile zevk vermez artık. Sürekli mutlu olan bir insan da eninde sonunda dipsiz mutsuzluğa düşecektir diye düşünüyorum. Ve işte asıl kötü olan da bu olacaktır çünkü çıkışı olmaz.

O zaman ne yapmamız gerekiyor? Madem üretemiyorsunuz, o zaman kendinizi geliştirin. Çizim yapın, yazı yazın, spor yapın, beyninizi geliştirin. Bir şeyler yapın işte. Deneyimle sabit, kendiniz de deneyebilirsiniz, izlediğiniz animelerin kaçında ne olduğunu net bir şekilde hatırlıyorsunuz? Sizi bilmem ama benim bayağı azdı. Bir de bir animeyi bitirdiğinizde onunla ilgili görüşlerinizi yazmayı deneyin. Hiç olmazsa hatırlamak istediğinizde okuyacağınız bir şey olur elinizde.

Evet, konudan biraz saptım, doğrudur. Sonuca bağlayacak olursam, gelecekte anime sektörü ya çökecek ya da çok yükselecek. Son zamanlarda animelerin kanser gibi nasıl yayıldığına şahit olmak zor değil, Türkiye’de herhangi bir kişinin hiç anime sözcüğünü duymamış olması ihtimali düşük. Bu yabancı ülkelerde de böyle. Ve bu sektör bu yeni nesile ve ülkelere bağlı. Eğer anime sektörünün ilerlediği gibi abaza bir nesil olursa anime sektörünün kalitesi dibe vuracak ama kendisi zirveye çıkacaktır. Pek ümitli değilim ama tam tersi olursa ise bir ihtimal kaliteyi yükselterek sektörü dibe vurmaktan kurtarmaya çalışabilirler ve bu harika olur. Elbette gidişat ilkini gösteriyor maalesef ve bu yolda devam edilirse de artık izlenecek yeni anime kalmayacak korkarım. Boruto gibi bir yeni nesil oluşmaması ümidiyle hepinizi uğurluyorum ve buraya kadar okuduğunuz için teşekkürler. Sağlıcakla kalın 🙂

Yorumlar

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Loading…

Netflix’ten ERASED Live-Action’ı Geliyor

En İyi Doğaüstü Anime Öneri Listesi – 2