Azur Kral – Bölüm 74 – Kırık Bir Altın Parçası

Azur Kral – Bölüm 74 – Kırık Bir Altın Parçası

Kadim ses kesildiği anda kendisini bu dünyaya girdiği kapı eşiğinde buldu. Arkasına dönüp bir süre içeri baktıktan sonra “Buraya geri döneceğim.” Dedi ve ayrıldı.

Geldiği yoldan hızlıca geri döndü ve Helios’u çağırdıktan sonra birlikte uçurumdan ayrıldılar.

“Bu gerçekten sürpriz oldu. Sanırım ben gerçekten çok şanslıyım ha Helios. Geriye dönüp baktığımda her şeyin çok iyi ilerlediğini anladım. Umarım bu şansım Ki gibi kullandıkça tükenen bir şey değildir. Hehe.”

 

** 74 – Kırık Bir Altın Parçası?

Deniz Parvana ve Helios sıradaki duraklarına ilerlemeye başladılar. Aslında artık buna gerek yoktu ancak bu ürünler için görev açılmıştı ve o görevi alacaktı.

Şeytan Gözü Kristali ve Kötücül Mezarlık Ot’larını uçurum kenarında ve girdiği karanlık dünyasındaki ölülerin çantalarından toplamda binlercesini elde etmişti. Sırada Göksel Işık Kristallerini elde etmesi gerekiyordu. Uçurumdan çıktıktan sonra 1500 Km ilerideki dağın zirvelerinde bulunuyordu.

Bu dağın zirvesinde birçok tehlikeli canavarın yuvaları bulunuyordu. Yuva bölgesine giren bir yabancı için bu canavarlar çok daha tehlikeli bir hal alırdı. Her canlıda yuvasını ve yavrularını koruma içgüdüsü mevcuttu.

2 günlük uçuşun ardından dağ görünür hale gelmişti. Daha çok mesafe vardı ama o kadar uzaklıktan bile görünüyordu. Çok hızlı bir şekilde uçuyor olmalarına rağmen dağ yakınlaşmıyor gibiydi. Sadece buradan dağın ne kadar büyük olduğunu anlayabiliyordu.

1 gün daha uçtuktan sonra dağın eteklerine varmışlardı. Artık yukarı doğru uçuşa geçmişlerdi. Saatlerce uçtuktan sonra bulutların üzerine çıkmışlardı ve zirve görünmüştü. Ancak zirvede onlarca devasa kuş türü uçuyordu. Canavarlar Deniz Parvana ve Helios’u hissettiklerinde şiddetli kükremeler ile akın etmişlerdi.

Ancak tam saldıracakları anda Helios uzun ve güçlü bir kükreme verdi. Kükremeyi duyan bütün canavarlar oldukları yere çakılmış gibi kalakalmışlardı.

O anda Deniz Parvana bile çok şaşırmıştı. Çünkü Helios’tan hem ateş ankası hem de ateş ejder aurası yayılmaya başlamıştı.

“Helios bana bunu söylemeliydin. Bu canavarlar ile nasıl baş edeceğimi düşünüyordum.”

“Usta, hepsi senin sayende oldu. Geçirdiğim ilk evrimde, ikinci evrimde senin sayende oldu. İlk evrimde anka kan hattım baskın hale geldi. Bana kanını verdiğinde ise ejder kan hattım canlandı. Hem ateş ankası kan hattı hem ateş ejderi kan hattım uyandığı için bu evrimi geçirebildim. Aslında ateş ankası gibi görünsem de ateşlerim ateş ejder tanrısının ateşleri. Bu sayede hem anka hem ejder aurası salabiliyorum. Bütün uçabilen canavarlar, antik varlıkların soyundan gelir. Ejderhalar, Ankalar, Vermillionlar, Kargalar ve Kilinler. Ateş ejderi olduğu gibi, buz ejderi ya da karanlık ejderi de vardır. Aynı şekilde diğer antik varlıklarda da öyledir. Altın Karga, Mavi Karga, Kara Karga bu şekilde devam eder.”

“Anlıyorum. Ben aynı zamanda Buz Ankası mirasına girmiştim ve bana verdiği teknikte çoktan ustalaştım. Başka bir miras alanı bulup Buz Ankasının Buz Çağı tekniğinin ikinci cildini elde etmem gerekiyor. Neyse, sanırım bu canavarlar ile uğraşmamıza gerek yok. O halde onlara, onlarla bir işimiz olmadığını ve sadece Göksel Işık Kristallerinden biraz toplamak istediğimizi söyler misin?”

Helios birkaç kez daha kükredikten sonra diğer canavarların hepsi dağılmıştı. Helios ile Deniz Parvana zirveye iniş yapmışlardı. Deniz Parvana birkaç yüz Göksel Işık Kristali topladıktan sonra Helios ile birlikte ayrıldılar.

Geldiklerinden daha hızlı bir hız ile geri döndüler. Yaklaşık 3 günlük bir uçuştan sonra sonunda klana varabildiler. Deniz Parvana, Helios’u hayvan çantasına gönderdikten sonra hızlıca görev alanına ilerledi ve zaten bitirdiği görevleri aldı.

Görevlerde malzemelerden 10 ‘ar adet gerektiği yazıyordu. Ödülü ise 500 Ki Kristali idi. Ödül bu görev için çok yüksekti ancak görevin ölüm tehlikesi içeriyor olması onu bu kadar pahalı yapmıştı.

Görevleri alıp kaydettirdikten sonra hemen boyut yüzüğünden malzemeleri çıkardı ve teslim etti.

“Bu- Nasıl?” görevli çok şaşırmıştı. Bu göreve geldiğinden beri gördüğü en hızlı görev bitirme süresini görmüştü.

“Bu malzemeleri zaten toplamıştım. Hatta daha yeni geldim ve görevlerin açıklanacağını zaten biliyordum. Tuhaf bir durum yok kıdemli.”

“Ah, anlıyorum. O halde görevleri başarı ile yerine getirdiğin için 500 Ki Kristalini alabilirsin.”

“Teşekkürler Kıdemli.”

Deniz Parvana Ki kristallerini aldıktan sonra hızlıca ustasının ona ayırdığı özel odasına gitti. Anında malzemelerini çıkardı ve yapmak istediği ilaçları yapmaya koyuldu. Karanlık Ki ‘yi elde ettiğinde zaten güçlenmişti ama Semavi Alem’in engelinde kalmıştı.

Şeytan Gözü Kristali, Göksel Işık Kristali ve Kötücül Mezarlık Otu. Hepsini de topladım. Diğer malzemeleri zaten parasını verip almıştım. Şeytani Kara Ki Hapı ve Semavi Aydınlık Kristali…” dedi Deniz Parvana. Mavi gözleri parıl parıl parıldıyordu.

“Ama önce şu ölülerden aldığım çantalara mı baksam? O çantaların her biri bile ki hapı ya da ki kristali demek.”

Deniz Parvana önceliği topladığı çantalara verdi. Malzemeleri inceledi.

Birçok silah, takı ve zırh vardı. Hatta anlam veremediği birçok eşya daha vardı. Ancak en çok gözüne takılan ve en çok merak ettiği şey kırılmış olduğu belli olan altın bir parçaydı. Elindeki parça bir şeyi tutmaya yarayan parçası gibiydi. Bir bardağın kulpuna benzetmişti.

“Bu ne böyle ya? Bir insan bunu niye taşır ki? Bir anısı mı vardı acaba?” Tam parçayı atacakken, parçadan bir miktar Ki sızdığını sezdi. Bu Ki anında Deniz Parvana’nın bedeni tarafından emildi. Bir tutam Ki’den öyle etkilenmişti ki, bütün vücudu titremeye başlamıştı.

Sızan Ki’nin miktarını okyanus tabanındaki bir kum tanesine benzetebilirdiniz ama gücü ve verdiği hissiyat okyanusunun binlerce katı gibiydi.

Titremesi devam ederken vücudundan ve ruhundan çatırdama ve gümbürdeme sesleri gelmeye başladı. Sanki tüm dünyası yıkılıyor gibi hissediyordu. Gözlerinden yaşlar akmaya başlamıştı. Kısa süre sonra kulaklarından ve burnundan gelen sıcak bir akıntı hissetti.

Kontrol ettiğinde bu sıcak akıntının kendi kanı olduğunu anladı. Kafasındaki tüm deliklerden kan akmaya başlamıştı. Titreme ve kanama devam ederken gümbürdeme ve parçalanma seslerine yıldırım ve şimşek sesleri de eşlik etmeye başlamıştı.

Deniz Parvana bunun tüm dünyaya mı yoksa sadece kendisine mi olduğundan emin olamıyordu ama titremesini durduramıyordu.

Sesler giderek şiddetlendi. Artık dayanamayacağı hale gelmişti. Vücudunun içinden bir güç dışarı doğru baskı yapmaya başlamıştı. Bu baskıyı daha önce de hissetmişti. Çekirdeğinden gelen kalp atışları gibiydi. Ancak bu seferki vücudunu patlatabilecek şiddete ulaşmak üzereydi.

Tüm vücudu alev alev yanıyor ve artık haykırışlarına hâkim olamıyordu. Ustası Kaim Bu, öğrencisinin seslerini duyduğu anda uçarak gelmişti ama Deniz Parvana’nın halini görünce geçirdiği şoktan öylece bakakalmıştı.

Deniz Parvana’dan dört element aurası sürekli ve değişken olarak yayılıyordu. Su, ateş, toprak ve karanlık element auralarıydı. Buna ek olarak Buz ankası ve ateş ejder tanrısı auraları da yayılıyordu. Tüm bunların dışında ve en önemlisi hayat enerjisi hızla azalıyordu ve tükenmek üzereydi. Eğer hayat enerjisi tükenirse, bu mutlak ölüm demekti. Kişinin hayat enerjisi tükendiğinde geri dönüşü yoktu.

Çoktan ölüm döşeğinde olması gerekirken, öğrencisi hala savaşıyordu. Savaşacak gücü olmaması gereken bir anda, acı içinde resmen kendini parçalıyordu.

Tam öğrencisine destek olmak için ona yaklaşmıştı ki…

“AAARRRRGGHHH!!!!”

diye bağırdı Deniz Parvana. Bağırması ile birlikte büyük bir şok dalgası yayıldı ki Kaim Bu bile geriye doğru uçtu ve duvara yapıştı. Basınç dalgası oda ile sınırlı kalmadı ve hiç yavaşlamadan tüm klana oradan da tüm kıtaya yayılmaya başladı. Bu dalganın hemen ardından birçok kişinin ne anlama geldiğini bildikleri bir dalga daha yayıldı.

Bu dalgaya yakalanan herkes bir anda başlarının döndüğünü hissetti. Dış kesim öğrencilerinin çoğu kendinden geçti. Sonunda Deniz Parvana’nın acıları dinmişti ve kendinden geçmişti. Herkes meraktan basınç patlamasının merkezine doğru geliyordu ama Kaim Bu herkesi durdurdu.

“Herkes işinin başına geri dönsün. İkinci bir emre kadar hiç kimse klan sarayının surlarından içeriye girmeyecek.”

 

********************************************************

Yazar’ın Köşesi 🙂

Azur Kral – Bölüm 74 – Kırık Bir Altın Parçası

Cuma, Cumartesi ve Pazar günleri yeni bölümler gelecek

Bölümler bir sür gelmeyebilir ama seriyi bırakmayacağımı bilin. Sonuca erdirene kadar devam edeceğim. En fazla biraz kısa keser bitiririm ama mutlaka sonunu getiririm. 😉

Resimler içinde ilk cildi bitirdikten sonra atmayı planlıyorum.

NOT: Seriye sürekli ara vererek devam ettiğimden aklımdan çıkan unuttuğum bazı şeyler olabiliyor. Bundan dolayı da mantık hataları çıkabilir. Fark ettiğiniz bir şey olursa yorum olarak belirtirseniz. Düzeltmeye çalışırım. 

Keyifli Okumalar…

Seri Sayfasına buradan ulaşabilirsiniz.

********************************************************

 

NE DÜŞÜNÜYORSUN?

Bir cevap yazın

Loading…

Azur Kral Kapak Foto

Azur Kral – Bölüm 73 – Karanlık Element

Carole & Tuesday Anime Tanıtım ve İnceleme