Azur Kral – Bölüm 129 – Kıyametten Dönüş

Azur Kral – Bölüm 129 – Kıyametten Dönüş

** 129 – Kıyametten Dönüş

Bukan Almıla’nın annesi Ruhani Alem’in Zirvesindeydi. Uzun zamandır yaşıyordu ve ömrünün sonuna gelmişti. Bulunduğu noktasının kendi sınırı olduğunu uzun zaman önce zaten anlamıştı. Gençliğinde büyük bir liderdi ancak artık çok yaşlanmış olduğundan savaş gücü neredeyse tükenmişti. Zaten yüzlerce yıldır tek bir savaş vermemiş umutsuzca ömrünü uzatmanın yollarını arayarak sadece ekimine önem vermişti.

Ekimi yüksekti. Bir Ruhsal İmparator’du ancak bu imparatorluk sadece sözde idi. Gökler ona acımasız davranmıştı. Öyle hissediyordu.

Ruhsal İmparator olduğunda bir rüya görmüştü. Bu rüya inanılmaz gerçekçiydi. Gelecekten bir görüntü gibiydi. Devasa bir ateş ejderhası tarafından dişleri ve tırnakları ile kurduğu yuvasının, klanının yok edildiğini görmüştü. Gerçek bir kıyametti.

Ancak ne kadar üzerine düşünse de bunun sebebini anlayamadı. Neden böyle kıyamet onları vuruyordu. Her zaman insanı Dao’yu benimsemişlerdi. Her zaman insanlara iyi davranmayı, onları korumayı ve haklarını gözetmişti.

Kızına bu kehanetten bahsettiğinde kızı pek önemsememişti. Bir ejderha onları nasıl bulacaktı? Göklerin işi gücü yokta onlarla mı uğraşacaktı? Böyle düşünmüştü.

Ancak Deniz Parvana’nın varlığını öğrendiği anda annesi tarafından söylenen kehaneti hatırladı. Bir ejderhanın kıyametleri olacağını söylemişti ve Deniz Parvana’da bir ateş ejder tanrısı mirası elde etmişti. Kehanette bahsedilen ejderhanın o olabileceğini düşünmüştü ve onu öldürmek istemişti.
Ancak bunda hiç başarılı olamadı. Sayısız suikastçı görevlendirdi ama hiçbiri geri dönmedi. Hiçbirinden tek bir haber alamadı. Ve çok kısa bir süre önce kendilerine doğru şeyin geldiğine dair bir rapor almıştı.

“Demek zamanı geldi. Görelim bakalım ne yapabileceksin?”

Bukan Almıla bugünün geleceğinden zaten emindi ve bu yüzden birkaç önlem almıştı.

**

Deniz Parvana, hızlı bir şekilde Kutsal Mor Elma Klanı’na ulaştığında bir engel tarafından durmak zorunda kaldı. Görünmeyen ama orada olan devasa bir bariyer vardı. Bariyer’in iç tarafında ise Bukan Almıla onu izliyordu.

Deniz Parvana bariyere bir darbe verse de bariyer sadece biraz dalgalanmış ama kırılmamıştı. Ancak bariyerdeki dalgalanmaları izlemiş ve bariyerin zayıf bir noktası olduğunu görmüştü. Hızlı bir şekilde o bölgeye gittiğinde Bukan Almıla’nın yüzündeki gülümseme kaybolmuştu.

Sonuçta bariyeri kuran kişi kendisiydi ve bariyerin zayıf noktasını elbette biliyordu. Bariyeri tamamlamak için gerekli tüm malzemeler elinde olmadığından dolayı kusursuz bir bariyer değildi.

“Lanet olsun birkaç darbede zayıf noktayı buldu mu?”

Deniz Parvana ile birlikte kendisi de o yöne gitti ve içeriden bariyeri desteklemeye başladı. Ancak böylesine devasa bariyere kendi gücü ile destek olmak büyük güç harcatıyordu. Yaptığı şey aslında çölün ortasına bir bardak su dökmek gibiydi. Tamamen faydasızdı.

Birkaç darbeden sonra Bukan Almıla bariyeri desteklemeyi bırakmıştı. Birkaç Ki toparlama hapı yuttu ve Deniz Parvana’nın içeri girmesini beklemekten başka bir şey yapamayacağını biliyordu.
Deniz Parvana, boyutundan Ateş İfritinin Nefesi kılıcını çıkardı. Bariyerden biraz uzaklaştıktan sonra kılıcını havaya kaldırdı. Kılıcından bir volkan gibi alevleri patladı ve birkaç nefeslik sürede ateşler iyice yoğunlaştı. O kadar çok yoğunlaştılar ki arasında ufak tefek mor yıldırım arkları görülebilir ve hafif cızırtılar duyulabilirdi.

Bukan Almıla, Deniz Parvana’nın ateş üzerindeki kavrayışının bu denli olmasını beklemiyordu. Aslında o 3 farklı kutsal varlığın, nihai olarak görülen 3 farklı özellikteki ateşi kaynaştırmayı başarmıştı. Üstelik bu yeni ateşten yıldırımlar üretebilecek kavrayışa yaklaşmıştı.
Eğer kılıç bariyere inerse tüm bariyer boyunca acımasızca yayılacak ve bariyer kırıldığı anda tüm alevler klana dökülecekti. O zaman gerçek kıyamet gerçek olacaktı. Bunun olmasına izin veremezdi. Kılıç bariyere düşmeye başladığı anda herkesin kulaklarını tırmalayan ince ama yaşlı bir ses duyuldu.

“Duuuur!!”

Ses birkaç yere yankılandıktan sonra Deniz Parvana karşısında, bir tanrıça güzelliğinde bir kadın ortaya çıktı. O kadar güzeldi ki Deniz Parvana bile sadece bakakaldı. Hayatında gördüğü en güzel kadındı. Koyu yeşil saçları vardı ve alnının yukarıdan iki yeşil boynuz çıkıyordu. Etrafında sürekli dönüp duran yeşil ve beyaz renkli ejderha yılan benzeri bir canavar vardı.

Sivri çenesi ve okyanus mavisi gözleri vardı. Bakışlarındaki derinlik dipsiz bir okyanus gibiydi. Çekici ama boğucuydu. O gözlere bir kere baktığında kendisini asla kurtaramayacağını düşündü.
Saçlarını başının arkasında çok farklı bir şekilde toplamıştı ve başının arkasından uzanan bir zincirin ucunda değişik bir arma yer alıyordu. Elbisesi ve saçları rüzgarsız hava da bile sakince dalgalanıyordu.

Deniz Parvana, hayatı boyunca böylesine çekici ve derin bir kadın görmemişti. Ancak kendini kısa sürede toparlamıştı. Kadına bakıyordu ama görmüyordu.

“Sen Kimsin?” dedi Deniz Parvana.

“Ben Bukan Almıla’nın annesiyim. Adım Lily Almıla. Neden klanımı yok etmek istiyorsun?”

“Neden mi? Sanki bir şey bilmiyorsun? İlk beni hedef alan sizlersiniz. Antik Çağ Miras Alanına giren öğrencilerinize beni öldürmeleri için emir veren sizlersiniz. En yakın arkadaşımı ölümüne döven yine sizlersiniz. Size hiçbir şey yapmadığım halde beni hedef aldınız. Birileri bana zarar verebilir, hayatımı zindan bile edebilir ama elleri aileme ve dostlarıma uzanırsa o zaman onları yok ederim. Ve sizde tabularıma dokundunuz.”

Lily Almıla gözünün ucu ile kızına bir bakış attı. Bunlardan gerçekten haberi yoktu. Kızının bu kadar ileri gitmesini beklememişti.

“Deniz Parvana… Biraz konuşabilir miyiz? Ortada bir yanlış anlaşılma var gibi görünüyor.”
“Konuşacak bir şey yok. Tabularıma dokundunuz ve hesabını vereceksiniz. Arkamda asla şüphe bırakmayacağım.”

“Bunu yapmak zorunda değilsin. Ne istersen veririz. Gerçekten bunu konuşarak çözebiliriz. Her şey bir yanlış anlaşılmadan ibaret. Eğer dinlemek istersen gerçekten anlayacaksın.”

Deniz Parvana hemen cevap vermedi. Kutsal Mor Elma Klanı öğrencileri kendi klanından kimseyi öldürmemişti. Ama kendisi turnuvada sürekli olarak öğrencilerini öldürmüştü. Aslında kan borcunu zaten ödemişti. Ayrıca artık Alev Kızıl ve JJ’ye dokunma ihtimalleri bile kalmamıştı. Onlar artık gerçekten güçlenmişlerdi.

“Konuş!” dedi Deniz Parvana. Bukan Almıla ve Lily Almıla ‘nın yüzleri gülmeye başlamıştı.
Lily Almıla, Deniz Parvana’ya gördüğü kehaneti anlatmıştı. Sonrasında kızının yaptıklarının sebebini de buna bağlı olduğunu söylemiş ve başını eğip af dilemişti. Ancak Lily Almıla tam başını eğeceği anda Deniz Parvana onu engellemişti.

“Hayır. Başınızı eğmenize gerek yok. Söylediklerinizi anladım ve size hak verdim. Bu zamana kadar yaşanan olaylar düşünüldüğünde ödeşmiş sayılırız. Şimdilik size bir zarar vermeyeceğim. Ancak eğer sevdiklerime zarar vermek amacı ile bir parmağınızla bile dokunursanız o zaman hiçbir kuvvet beni sizi yok etmekten alı koyamaz.”

“Teşekkür ederiz. Öyle bir şeyi asla yapmayacağız. Dediğim gibi bu yaşananlar kızımın korkusundan dolayıydı. Aramızdaki bu yanlış anlaşılmayı çözdükten sonra asla yakınlarınıza dokunmayacağız. Zaten gücünüze de tanık oldum. Ateş Ejder Tanrısı, Ateş Ankası ve Altın Karga alevlerini birleştirebilmiş olmanız gerçekten efsanelerde bile görmediğim bir şey. Bir tarafta Yin Alevi,bir tarafta Yang alevi… Normal şartlarda bu birleşme imkansız olmalı ama siz bu imkansızı başarmışsnız. Aynı zaman da hislerim sizin ateş elementinden başka elementleri de kullanabildiğinizi söylüyor. Sizden bir Buz Ankası havası alıyorum.”

“Hisleriniz doğru Lily Almıla, Su, Ateş, Toprak ve Karanlık elementlerini kullanabilirim. Aynı zamanda Buz, Sis, Elektrik ve Yaşam elementlerini de kullanabilirim.”

“Ne!!”

İki kadında çok şaşırmışlardı. Yaşam elementini kullanabiliyor olmasını asla beklemiyorlardı. Yaşam elementi kullanabiliyor olması kendi klan tekniklerini de kullanabileceği anlamına geliyordu. Ancak bu yaşananlardan sonra Deniz Parvana’yı kendi klanlarına davet etmeleri mümkün değildi. Kendi kıyametlerini ertelemişlerdi.

Lily Almıla şu anda kızına inanılmaz öfkeliydi. Böyle bir dâhiyi bir korku yüzünden kaçırmışlardı.
Her ne kadar Bukan Almılada, annesinin başını bir velede eğmesini kendisine yedirememiş olsa da elinden gelecek bir şey yoktu. Bu konuda hatalıydı ve Deniz Parvana’nın gerçekten güçlü olduğu hakkında endişeleri vardı.

İlk andaki ateş kılıcı bariyere gerçekten çarpsaydı tüm klan kül haline gelirdi. Üstelik su ve toprak elementlerini kullandığı ve e güçlü tekniklerinin temelde odun elementi olduğu için Deniz Parvana kendisinin doğal düşmanı oluyordu. O ateşin gücünü de gördükten sonra bir alem üstte olduğu halde kendisine güvenemedi.

********************************************************

Yazar’ın Köşesi 🙂

Yeni bölümler her Cuma, Cumartesi ve Pazar günleri saat 09:00’da…

Buda sizi bir hafta beklettiğim için bonus bölüm olsun. Bununla birlikte bu hafta 7 bölüm vermiş oluyorum

Cuma, cumartesi bölüm atamadım o yüzden bugün toplu geliyor!

Bilgi: Dao, genel tabiri ile inanış, ilerlenen yol anlamlarına gelir. Ateş Dao, Kılıç Dao vs. herşeyin Dao’su vardır. Sadece kılıcına inanıp ve kılıç yolunda ilerleyen birinin Dao’su Kılıç’tır. Neredeyse tüm Çin Romanlarında bu konu vardır.

Takipte kalın.

NOT: Arkadaşlar sitemizin tam ortasında yer alan Abone Ol kısmından abone olursanız her yazımızda mail alırsınız. Bu şekilde bir bölüm attığımda haberiniz olur. 😉 

Keyifli Okumalar…

Seri Sayfasına buradan ulaşabilirsiniz.

********************************************************

NE DÜŞÜNÜYORSUN?

Bir cevap yazın

Loading…

Azur Kral Kapak Foto

Azur Kral – Bölüm 128 – Kehanet

Azur Kral Kapak Foto

Azur Kral – Bölüm 130 – Köle İzleri ve Astral Alem