in

Azur Kral – Bölüm 114 – Geçmiş, Evrim, Kolye ve Mektup

Azur Kral Kapak Foto

Azur Kral – Bölüm 114 – Geçmiş, Evrim, Kolye ve Mektup

** 114 – Geçmiş, Evrim, Kolye ve Mektup

Kaim Bu, Deniz Parvana meditasyon odasına girmeden önce ona bir kolye ve bir mektup vermişti. Bu kolyenin çok özel bir kolye olduğu çok belliydi. Güçlü ve antik bir aura yayıyordu. Kaim Bu, bu armayı bir çok kez vermemeyi düşündü. Çünkü bu kolye, sanki onu kendisine çekiyordu. Kendisinden bir parçaymış gibi hissediyordu. Bir şekilde bu kolye ile bağlıymış gibiydi.

Biraz geçmişi düşündüğünde bu duyguyu daha önceleri de yaşamıştı. Deniz Parvana ile tanıştığı zamandaydı. Ona gerçekten çok yakın hissetmiş ve bir anda kanı ısınmıştı. Sanki bir akrabası gibiydi. Her ne kadar vermemeyi defalarca düşünmüş olsa bile sonuç olarak kolyeyi vermişti.

Deniz Parvana, kimseye tek kelime etmeden her zaman meditasyon yaptığı odaya girmişti. Odaya girmiş ve odanın tam ortasına kurulmuştu.

Aklından hiç gitmeyen birkaç cümle vardı. Bunlar Melek Parvana’nın hafızasını okuduğunda gördüklerinin bir kısmıydı. Babası ölmeden kısa bir süre önce kendisi hakkında söyledikleriydi. Sadece ve sadece Mavi Kral yani Mustafa Parvana’nın bildiği şeylerdi.

O kadar şok edici bir bilgiydi ki Deniz Parvana için, o kadar çok çıldırmasındaki sebeplerden birisi bu öğrendiği şok edici gerçeklerdi. Deniz Parvana ‘nın zihninde yankılanıp duruyordu sorular.

Neden bana söylemedi? Neden bunu gizledi? Söylememesindeki amaç neydi?

“Melek… Çok fazla vaktim kalmadı. Biliyorum. Ama bunları sana söylemem gerekiyor. Bunu ölmeden önce mutlaka birine söylemeliyim. Deniz’in bunları bilmesi gerekiyor. Öncelikle bu kolye ve mektup Deniz’e ait. Bunları mutlaka ona ulaştırmalısın.”

Melek Parvana kolyeyi aldı ve boyut yüzüğüne gönderdi. O kolyeye çok nazik davranmıştı.

“Şimdi dinle… Deniz aslında benim kanımdan değil. Onu Mavi Krallık Sarayının hemen arkasındaki sadece benim ve danışmanlarımın girebileceği bölümdeki sahilde çok özel bir kürenin içinde buldum. Onu ilk gördüğüm anda onun çok özel bir çocuk olduğunu anladım. Sapsarı saçları ve azur rengi gözleri ile gülerek bana bakıyordu. Görünümü eski eşim ile neredeyse birebir uyuyordu. Eşim de o sırada zaten ölmek üzereydi ama kimsenin bundan haberi yoktu. Bu sebeple kimse bundan şüphelenmedi. Bende onu oğlum olarak aldım. Onun geçmişini çok araştırdım ama aramalarım hiçbir sonuç vermedi. Bir süre sonra bende aramayı bıraktım.

Deniz bizlerden çok farklı. O muhtemelen çok farklı, çok büyük güçlerin olduğu bir yerden gönderildi. Bu kadar zeki olması, bu kadar yetenekli olması zaten bunun kanıtı. Ve o mektup… O mektubu asla deşifre edemedik. Antik Mavi Krallık kalıntılarını ararken bulduğumuz bazı kitaplar ile aynı dilde yazılmış olduğunu keşfedebildik sadece.”

Gördüğü ve duyduğu şeyler bunlardı. Bu sözler, babası, babası olarak bildiği Mavi Kral’ın Melek Parvana ile yaptığı son konuşma idi. Bu sözleri sona erdiğinde yüzünde, huzurlu olduğuna karşı şüpheye düşürmeyecek bir ifade vardı. Yıllarca içinde tuttuğu gerçekleri artık serbest bırakmanın, o ağır sırları başka biri ile paylaşabilmiş olmanın verdiği bir huzurdu bu.

Deniz Parvana meditasyon yaptığı odada, bir elinde kolye diğer elinde mektup vardı. Bir yanı şiddetli bir şekilde mektubu okumak isterken, diğer yanı da şiddetli bir şekilde okumama taraftarıydı. Bu sebeple karar vermekte zorlanıyordu.

“Hayır! Okumayacağım. Mavi Kral! Mustafa Parvana! Bu kişi benim babamdır. ”

Dedi, kolyeyi ve mektubu boyut yüzüğüne gönderdi.

“Bunları şimdi incelemeyeceğim. Öncelikle babamın ve ölen herkesin yasını tutacağım. Önümdeki turnuvadan sonra bunlara bakacağım.” Diyerek incelemekten vazgeçti.

Karabars Garelbayar’dan bir sürü kaynak almıştı. Bu kaynakların hepsini kullanacaktı. Birçoğu zaten saf Ki’den oluşan kaynaklardı ve içlerinde antik bir kan ejderin ayrıştırılmış kalıntıları vardı.

Öncelikle ustasından aldığı kaynakların hepsi kullandı. Saf Ki’den oluşan tüm kaynakları. Ne olduklarına bakmadan, özelliklerine bakmadan sadece güçlenmeye odaklanarak, sadece Mental Alem’e ulaşma amacı ile…

**

Tüm kaynakları tükettikten sonra antik kan ejderi kalıntılarına geçmişti. Antik kan ejderinin kanı, eti, kemikleri, pulları… Hepsini tüketti… Antik kan ejderinin kalıntılarındaki Ki çok yüksek seviyedeydi. Antik olmasına rağmen içlerindeki Ki’nin çoğu dağılmamıştı.

Tüm kaynaklarını tükettiğinde sonunda Mental Alem’e adım atmıştı. Mental Alem’in ilk kademesi olan Tek Zihin’ e ulaşmıştı. Geçişi yaptığı anda inanılmaz bir zihinsen güç kazandığını fark etmişti. Eski haline nazaran birkaç daha fazla hale gelmişti. Ruhsal gücü de yükselmişti.

Mental Alem’e yükseldiği anda tükettiği antik kan ejderi kalıntıları sayesinde içindeki ateş ejder tanrısı varlığı da güçlenmişti. Sonuçta ölmüşte olsa bir kan ejderinin kalıntıları idi. Ve bu kalıntılar içerisinde ejderhanın kristali yoktu. Ancak yine de ateş ejder tanrısının varlığı daha güçlenmişti. Bu sayede artık ateş ejder tanrısının sesini duyabiliyordu. Ateş ejder tanrısının, Deniz Parvana içindeki bilinci çoktan antik kan ejderinin özünü kendi özü ile birleştirmişti. O artık bir Kan Ateşi Ejder Tanrısı haline geçmişti.

“Hahaha! Sonunda! Beni duyabiliyorsun değil mi?”

“Evet duyabiliyorum. Ama senden farklı bir his alıyorum. Önceki gibi değilsin.”

“Evet! Tükettiğin antik kan ejderi kalıntıları ile birleştim ve bir evrim geçirdim. Kan Ateşi Ejder Tanrısı’yım artık.”

“Çok güzel. Her şeyden önce bana adını söyler misin? ”

“Hahaha! O kıza sana söylememesini söylemiştim. Demek sözünü tutmuş.”

“Evet. Söylemedi.”

“Benim adım… Baldwin Cadeyrn. Ama sen sadece Bald diyebilirsin. Bu aşamadan sonra istediğin şekilde ejder kanatlarını kullanabilirsin. Bu yüzden şu çantandaki velede ihtiyacın yok.”

O anda Deniz Parvana bu zamana kadar unuttuğu bir şey aklına gelmişti. Helios! Bunca zamandır onu nasıl unutabilmişti? Gerçi yaşadıkları normal şeyler değildi. Hemen Helios’u çağırdı. Meditasyon odası çok büyük olduğundan Helios’un boyutu sorun olmamıştı.

“Usta. Bir an beni gerçekten unuttuğunu sandım.”

“Ah, biliyorsun yaşadığımı bir sürü olay oldu. Gerçekten, bir süreliğine seni unutmuştum.”

“Buluşmanızı bölüyorum ama burada araya gireceğim. Helios! Üzgünüm ama sana artık ihtiyaç yok. Sebebini tahmin edebilirsin. Bu yüzden yeni bir evrim yönü için senin varlığını özümseyeceğim. Kabul ediyor musun?” dedi Bald. Bu sözlere Deniz Parvana çok şaşırmıştı ancak Helios pek şaşırmış gibi görünmüyordu.

“Anlıyorum. Ustamın bir parçası onun bir gücü olacaksam sorun değil.” Dedi Helios. Çok çabuk kabul etmişti.

“Tamamdır. Deniz ayağa kalk ve Helios’un gagasının altına dokun. Gerisini bana bırak.” Dedi Bald.

“Hey! Burada bende varım biliyorsunuz! Benim söz hakkım yok mu?” dedi Deniz Parvana. Bald’ın yaptığı emri vakiden biraz rahatsız olmuştu.

“İstersen yapmak zorunda değilsin. Ancak bu gelecekte bize çok fayda sağlayacak. Üstelik Helios evrimlerinin sınırına çoktan geldi. Bundan sonra bir evrim geçiremez. Gücü ise daha fazla yükselemez. Bir gün bu gezegenden çıkarsan sana hiçbir faydası olmayacak ve Helios sadece diğerleri için bir karıncadan farksız olacak. Helios bunu zaten bildiğinden dolayı hemen kabul etti. Helios’un bunu kabul etmesi işleri daha çok kolaylaştıracaktır. Hadi itiraz etme de yap şunu.”

Deniz Parvana, bu bilgileri öğrendiğinde yapacak bir şey olmadığını anlamıştı. Ancak içinde bir yerde Helios’u azat etmek geçiyordu.

“Usta. Beni azat etsen bile bir başkası beni yakalayabilir. Sonuçta her zaman benden daha güçlüleri olacak.” Dedi. Resmen Deniz Parvana’nın aklını okumuştu.

“Pekâlâ. O zaman yapalım.”

Deniz Parvana ayağa kalktı ve Helios’un çenesinin altına nazikçe dokundu. Helios iki kere evrim geçirmiş bir tür şahindi. Önce Kan Ankası evrimi geçirmişti daha sonra da bir Ateş Ankası evrimi geçirmişti. Bu sebeple içerisinde hem Kan Ankası soyu hem de Ateş Ankası Soyu barındırıyordu. Bald’da artık Kan Ateşi Ejder Tanrısı haline geldikten sonra kendisi için müthiş bir uyumda olacaktı.

Deniz Parvana, Helios’a dokunduğu anda Deniz Parvana’nın alnında ateş ejder tanrısının evrim pagodası ortaya çıkmıştı. Eskisine göre rengi biraz daha koyulaşmıştı. Kan rengi haline gelmişti.

Pagoda bir anda alev almış ve Helios’un varlığı Deniz Parvana’nın elinden direk olarak Ki Çekirdeğine çekilmeye başlanmıştı. Helios’un tüm varlığı çekildiğinde pagodanın rengi biraz daha açılmış, neredeyse önceki rengine dönmüştü. En büyük fark çok daha parlaktı.

Helios’un varlığı ile Kan Ateşi Ejder Tanrısının varlıkları, Deniz Parvana’nın bedeninde birleşmeye başlamıştı. Deniz Parvana vücudunda bir anda patlayan Ki karşısında şaşkın haldeyken Kan Ateşi Ejder Tanrısı tekrar evrim geçirmeye başlamıştı.

Bu evrim geçirme esnasında Deniz Parvana’nın hissettiği şey Ki çekirdeğinin değişimiydi. Boyutu biraz büyümüş, şekli ise bir royal asscher kesim elmas şekline gelmişti. Bu çekirdeğin şekli 8 gendi. Çekirdeğin dış kesiminde altın renginde bir şerit vardı. Bir kenarı dar iken bir kenarı genişti. Bu dar kenarlarından altın çekirdeğin merkezine kadar inen farklı şekillerde şeritler vardı. İnanılmaz güzel ve özel bir görüntüsü olduğu aşikardı.

Bilincini çekirdeğinin içerisine gönderdiğinde, çekirdeğinin iç kısmının da değiştiğini fark etmişti. Tek değişiklik çekirdeğin içi değildi. Artık yeni bir Ki sütunu daha vardı. O da Kan Elementi idi.

 

********************************************************

Yazar’ın Köşesi 🙂

Yeni bölümler her Cuma, Cumartesi ve Pazar günleri saat 09:00’da…

NOT: Arkadaşlar sitemizin tam ortasında yer alan Abone Ol kısmından abone olursanız her yazımızda mail alırsınız. Bu şekilde bir bölüm attığımda haberiniz olur. 😉 

Keyifli Okumalar…

Seri Sayfasına buradan ulaşabilirsiniz.

********************************************************

Azur Kral – Bölüm 115 – Kan Ateşi Ejder Tanrısı
Azur Kral – Bölüm 113 – Deniz Parvana’nın Değişimi

Bir cevap yazın

Loading…

Azur Kral Kapak Foto

Azur Kral – Bölüm 113 – Deniz Parvana’nın Değişimi

Azur Kral Kapak Foto

Azur Kral – Bölüm 115 – Kan Ateşi Ejder Tanrısı