Yaşam Taşı: Kralsız Ülke Bölüm 2

İki saniye sessizlik oldu. Kendisine göre oldukça etkileyiciydi. Tatmin olmuştu.

Hançer içeriye girdiğinde salona hızla bir göz gezdirdi. Her zaman ki salondu. Büyüktü. Belki de bu kadar büyük hissettirmesinin nedeni ; içer de taht dışında başka bir nesnenin olmamasıydı. Toplantı salonu adı verilmişti ama içinde ne bir masa ne de sandalye vardı. Ahtapot böyle olmasını istiyordu. Böylece Hizmetkarlar onu ayakta dinleyecekti.

Salonun pencerelerinden gelen ışık içerisini çok güzel aydınlatıyordu. İçeride yedi kişi vardı. Dört erkek üç kız. Hançer içeri girdiği sırada Kızıl Ahtapot’un önünde bulunan beş kişiye sırtını dönmüş, tahtına doğru yürüyordu. Bu beş kişinin yaşları on altıydı ve hepsi aynı Hançer gibi saçları beyaz ve gözleri griydi.

Hançer içeriye göz gezdirmeyi bitirdikten sonra :

– ‘’En erken ben geldim sanıyordum. Yoksa toplantı saati 15.25’i 5 saniye 87 salise geçe değil miydi  Boom?’’ sesi alaycı ve tehditkar çıkıyordu.

Kendisini az önce Ahtapot’a şikayet eden Boom’a baktı. Boom onunla göz temasına girmekten kaçındı çünkü Hançer hizmetkarların arasında en güçlü olanıydı. Teke tekte karşısında beş dakika bile dayanabilen olmazdı. Hizmetkarlardan biri ona meydan okumuş ve nerede durması gerektiğini bilmemişti. Hançer, ona nerede duracağını öğrenmesi için sağ kulağını kesmişti. Bu olay sonunda Hançer diğer hizmetkarlar gözünde en çok korkulan ve en çok nefret edilen oldu.

Ahtapot, Hançer içeri girdiğinde ve açık bir şekilde saygısızlık ederken, arkasına bakmadan tahtına doğru yürümeye devam etti. Yürürken düz, beline kadar uzun olan kızıl saçları, üzerinden hiç çıkarmadığı kızıl renkteki pelerinin üstünden sallanıyordu. Tahta oturdu. Kollarını kenetledi ve bacak bacak üstüne attı.

– ‘’Nerelerdeydin, neden bu kadar geç kaldın Hançer?’’

Sesi tatmin edici bir açıklama beklediğini belli ediyordu ama nadir bir şekilde oldukça sakindi. Şimdiye kadar Hançer çoğu gecikmelerinin bahanesi saçma olsa da ve büyük ihtimal yine saçma bir bahane olacak olsa da, en güçlü hizmetkarını dinlemeliydi çünkü Hançer amacında en fazla yardımı dokunandı. Acı gerçek şuydu ki ; o olmadan buraya kadar gelemezdi.

İki hafta önce olan olay gibi Hançer yine gecikmiş, toplantıya yarım saat sonra gelmişti. Fakat bu sefer tek gelmemişti. Elleri iple bağlanmış beş kişiden oluşan Işık Krallığı devriyesini tek başına alt etmiş ve kaleye getirmişti. Bu yaptığı çok önemliydi çünkü devriyenin bu kadar kalabalık olması , hatta içinde yaşam sanatı kullanan birinin olması, dikkat çekmeye başladıklarının göstergesiydi. Bunun bir anlamı olabilirdi. Biri bir şekilde onları şikayet etmişti. Yakaladıkları askerler sadece keşif için geldiklerini söyleseler de buna pek inanmamıştı. Kesinlikle şikayet edilmiştiler. Peki ama bu kişi kimdi? Bunu yapabilecek tek kişi vardı. O da yakalamak istediği ikiz erkek kardeşiydi. Devriye olayından sonra Ahtapot’un kardeşini yakalamak hizmetkarların öncelikli görevi olmuştu…

Hançer sinir bozucu sırıtışıyla cevap verdi.

– ‘’Şaka yapıyordum. Saati biliyorum. Hemen sinirlenme. Sadece ufak bir şakaydı. Gerçekten çok gergin bir grubuz.’’

Sonra kendi kendine konuşuyormuş gibi :

– ‘’ Tabi son olayları düşünürsek gergin olmak normal.’’ dedi. Omuz silkti ve devam etti.

– ‘’Kardeşinizi arıyordum. Beklediğimiz gün yaklaştı ve çok sorun çıkarmaya başladı. Tabi toplantılara gelmezsem onu çok daha rahat arayabilirim. Eminim uzaklarda saklanıyordur çünkü seni tanıyor. Sık sık toplanıp, bağırıp azar çekeceğini biliyor. Bu yüzden bizlerin kısıtlı zaman sorunu yüzünden, onu yakın çevrede arayacağımızı biliyor. Sonuçta o senin ikizin KIZIL AHTAPOT!’’

Son iki kelimeyi bilerek vurgulu söyledi. Ahtapot sinirlendi.

– ‘’Benimle konuşurken haddini bileceksin!!!’’ diye hiddetle bağırdı.

Salon adeta sallandı. İçeride Hançer ve bir kişi dışında herkes gerildi. Hançer sırıtışını koruyarak.

– ‘’Ablanız sizi böyle kontrolsüzce bağırdığınızı görse ; eminim hayal kırıklığına uğrardı’’

Sırıtışı kayboldu ve ciddileşti.

– ‘’ Ben ona sadığım. Senin yanında olmamın nedeni bana verdiği emirdi. Ondan daha güçlü olduğunu görene kadar tam saygımı kazanamayacaksın.’’

Hançer’in bu senli-benli konuşması Ahtapot’un her zaman canını sıkardı. Ona saygılı konuşmayı öğretecekti ama şu an bununla uğraşabilecek zamanı yoktu.

Fakat Hançer şu konuda haklıydı; kardeşi onu tanıyordu. Sık sık hizmetkarları toplayacağını tahmin ediyordur. Bu yüzdende etrafta daha rahat dolaşacak. Daha fazla sorun çıkaracaktı. Kardeşini tek başına yakalayabilecek kişiler Hançer, kendisi ve salonda bulunan hizmetkar olmayan kişi. Diğerleri en az üç kişi olmadıkça kardeşine rakip olamazlardı. Bu da onu yakalamakta ki başka bir sorundu. Kendisi dışarıya çıkmak için zamanı yoktu. Diğer kişiye güvenemezdi. Geriye bir tek Hançer kalıyordu. Başka bir acı gerçek. Kardeşini yakalayabilecek tek kişi Hançer’di.

Başka bir sorun Hançer’in disiplinsizliği canını çok sıkıyordu. Diğer beş hizmetkarlar onun zayıfladığını düşünebilirdi. Her ne kadar Hançer’den kat ve kat güçlü olduğunu bilse de eğer Hançer, hizmetkarları bir şekilde kendisine karşı örgütlemeyi başarırsa. Altısına karşı duramazdı.

Neyse ki iki senesini harcadığı amacı sonuç verirse artık Hançer’e  ihtiyacı kalmayacaktı. Yakında her şey bitecekti. Hançer’e bu süreçte ihtiyaç duyuyordu. Bu yüzden Hançer ile bir sorun yaşamamalıydı.

Yine de Hançer’e bir emir vermeliydi ki hala otoritenin kendisinde olduğunu göstermeliydi. Yüksek sesle.

– ‘’Hançer, köye git ve kaçan çocuğu bul getir.‘’

Hançer’in son cümlesine bir şey söylemesine fırsat vermeden :

– ‘’Dediğin gibi ikizim benim nasıl düşündüğümü biliyor. Bende onu biliyorum. Eğer köyde kendini gösterirsen burada ki çocuklar için endişelenecektir ve buraya gelecektir.  Tabi ki çocukları kurtarmak için değil. Asıl sebebi kız kardeşini özlediği için olacak.’’

Dedikten sonra gözlerini kapatarak kahkaha atmaya başladı. Hançer’de ona katıldı fakat odada bulunan başka kimse olayı komik bulmamıştı. Ahtapot gözlerini hafifçe araladı. Gülen kırmızı gözleri korkunç bir ifadeye büründü ama yüzü halen gülüyordu. Ahtapot’un gözlerinde ki o ifadeden sonra salonda bulunan sekiz kişiden altısı kahkaha atmaktaydı. Gülmeyen, duvara yaslanan, hizmetkar olmayan ve Suskun denilen hizmetkardı. Gülmesi bittikten sonra devam etti : Daha çok kendi kendine konuşuyor gibi :

– ‘’Neden beni anlamıyor ki ? Tüm yaptıklarım hepimizin iyiliğine.’’

Tekrar Hançer’e :

– ‘’Tekrar onunla konuşmak istediğimi, çocukları geri vermek istediğimi köylülere söyle.’’

– ‘’Tabi ki iletirim ama biraz önce hangi çocuktan bahsediyordunuz?’’

Heyecan, soruyu yanıtladı.

– ‘’Ço-çocuklardan biri delirdi. Kaçmış büyük ihtimal köyündedir’’ dedi hızlı hızlı.

Hançer biraz düşündü.

– ‘’Hmmm… Tamam ama bu kimin suçu? Buna neden olanın araması daha adil olmaz mı?’’

Dört hizmetkar bir ağızdan .

– ‘’Senin!’’

– ‘’Doğru bugün ben onlara bakacaktım. Unuttum.’’ dedi gülümseyerek sonra ekledi.

– ‘’Gitmeden önce aşağıda ki misafirlerimle konuşacağım olur mu? Çok kısa sürecek.’’

Ahtapot başını aşağı doğru sallayarak izin verdi.

Hançer salondan çıkmak için tam kapıya döndüğünde, tüm bu olaylar sırada sessizce salonun sağ duvarına yaslanmış şekilde bekleyen.

– ‘’Bekle bende geliyorum.’’

Sesin sahibi ‘Serçe’ idi. O diğerleri gibi değildi. Kumral, uzun dalgalı saçları, kahverengi gözleri, düz yüz hatları vardı. Serçe, Hançer ve diğer beş çocuk gibi hizmetkar değildi. Onun burada bulunması farklıydı.

– ‘’Aşağıdakilere işkencenin etmene izin vermem. Köye de geliyorum kontrolünü kaybedebilirsin. Eğlenmek için yapabileceklerinin sınırı yok senin.’’

Hançer’e doğru yürümeye başladı.

Hançer, Serçe’yi beklerken iki kişinin konuşmasını duydu.

– ‘’Onu ilk fırsatta öldüreceğim.’’ Diyordu Öfke yanındaki Şifa’ya.

– ‘’Sus fazla bağırıyorsun! Seni duyacak!’’

Sözde Öfkey’i uyarıyordu fakat kendisi daha yüksek sesle konuşuyordu. Hançer, Öfke’ye döndü.

– ‘’Yanlış organını kestiğimi biliyordum. Kesmem gereken kulağın değil, dilinmiş.’’

Sesi yine alaycı ve tehditkar çıkıyordu. Öfke uzun saçlarıyla gizlediği, eskiden kulak kepçesi olan boşluğu tuttu. Gözlerini Hançer’den ayırmadı.

– ‘’Bir gün bunu sana ödeteceğim.’’

– ‘’Yaptığında umarım haberim olur.’’

O sırıtışını yaptı. Öfke nefret dolu bakış atmak dışında başka bir şey yapmadı.

Serçe yanına geldiğinde beraber salondan dışarıya yürümeye başladılar. Salona son kez baktığında Öfke’nin dişini sıktığını gördü.

Salonda kalan beş hizmetkar, Ahtapot’un bir şey söylemesini, bir emir vermesini bekliyorlardı çünkü genelde öyle yapardı. Fakat Ahtapot derin düşüncelere dalmıştı. Onların baktıklarının farkında bile değildi.

Çok az kalmıştı. Her şey yolunda giderse, yakında istediği sonuca ulaşacaktı. Ablası yaşasaydı ; onunla gurur duyardı. Ablası gittiğinden iki ay sonra ölüm haberini geldi. Ablasını kim öldürebildi? Kim ablası kadar güçlü olabilirdi? İki aydır aklında bu sorular vardı. Şimdi ise ablasının yolundan gidiyordu ama sonu onun gibi olmayacaktı…

Hançer, Serçe ile zindana gidene kadar onu konuşturmaya çalıştı fakat Serçe hiçbir tepki vermiyor, soğuk bir yüz ifadesiyle önüne bakarak merdivenlerden iniyordu.

– ‘’İşkence yapacağımı da nerden çıkardın ki? Ben öyle bir şey yapar mıyım?’’

Serçe duymuş gibi bile gözükmüyordu.

– ‘’Şu Öfke, aptal çocuk! Ömrü kısa sürecek gibi. Diğerleri de daha fazla güçlenemeyecek.’’

Artık onu rahatsız etmeye başlamıştı ama o istediği sonucu hala almıyordu.

– ‘’Kaç yıl geçti aradan. Bizi getiren adamı hiç hatırlayamıyorum. Babanla kardeş gibilermiş doğru mu? Biraz anlatsana.’’

Serçe adımlarını hızlandırdı. Artık kıvama geldi.

– ‘’Yukarıdakilerin burada olma amaçları aynı; güçlü olmak ama senin ki farklıydı. Neydi unuttum ya? Hatırlamama yardımcı olsan. Dur sanırım hatırladım. Evet’’

Sesi alaycı çıkıyordu. Yüzünde de yalandan bir düşünme ifadesi oluşturdu.

– ‘’İstesen de gidemiyordun. Kızıl Prenses sağ olsun.’’ cümleyi bitirdiği anda.

Serçe hızlı bir şekilde sağ eliyle Hançer’in boğazından tutup onu duvara sertçe vurdu.

– ‘’Sakın ondan bahsetme.’’

Kahverengi gözleri sinirden kıpkırmızı kesilmişti. Hançer bile bu kadar sinirleneceğini tahmin etmemişti. Hele ki ona saldıracağını hiç düşünmemişti.

– ‘’Sinirlenince çok açık veriyorsun.’’

Hançer elindeki hançeri ile Serçe’nin karnına hafifçe iki kere dokundurdu.

– ‘’Sen karnımı deşene kadar boğazını parçalayabilirim’’

Serçe hiç de blöf yapıyor gibi gözükmüyordu. Hançer hiç geri çekilmeden.

– ‘’İkimizde ölürüz o zaman. Ya da sen yaşarsın. Bunca zamandır boşuna dayanmış olursun. Benim kaybedeceğim pek bir şey yok.‘’

Bekledi ve cümlesini tamamladı.

– ‘’Tabi yaşamayı tercih ederim.’’

Serçe elini gevşetti.

Bu küçük kapışmadan sonra yürümeye devam ettiler. Bu sefer ilk sözü Serçe söyledi.

– ‘’Peki… sen neden hala buradasın?’’

Hançer şaşırdı. Belki de ilk kez Serçe onun hakkında bir şey sormuştu. Hayır sanki onunla sohbet etmek istiyordu.

– ‘’Kızıl Prenses’in emriydi’’ diye cevapladı hızlı bir şekilde.

– ‘’Pek sadık bir tıp gibi değilsin’’ diye düşüncesini açıkca belirtti Serçe.

– ‘’Sence ne yapmam gerekirdi?’’

– ‘’Bu delilikten başka her yere gidebilirdin.’’

Hançer gülümseyerek :

– ‘’Burada olanlar hoşuma gidiyor. Hem başka yerde bu kadar rahat olamam. Hem o taşlardan almazsam ölebilirim. Diyelim ki taşlara ihtiyacım yok. Kim olduğumu ve nereden geldiğimi bilmiyorum. Gidecek hiç bir yerim yok.’’

Serçe başka bir şey söylemedi.  Zaten Hançer’e bir şeyler anlatmak, zaman kaybından başka bir şey değildi.

Zindan da aşağıya doğru merdivenlerden indiler. Uzun bir koridora geldiler. Koridor boyunca sağında ve solunda kapılar vardı. Solda ki beşinci odaya girdiler. Odada elleri yukarıya zincirle bağlanmış bir adam vardı.  İkisi içeriye girdiğinde adam kafasını kaldırıp kapıya baktı. Bu adam Hançer’in yakaladığı devriyeden Yaşam sanatı kullanabilen tek kişiydi. Onu diğerlerinden ayrı özel hücrede tutuyorlardı.

Hançer içeri girdi. Ona alaycı bir şekilde selam verdi.

– ‘’Beni özledin mi?’’

– ‘’Yine ne istiyorsun. Her şeyi söyledim sana.’’

– ‘’Yeni gelişmeler oldu diyelim…’’ biraz düşündükten sonra

– ’’ Kimdi o?’’

Bağlı adam şaşkınlıkla.

– ‘’ Kim?’’

Hançer düşünceli bir hal aldı. Serçe onu hiç böyle görmemişti. O da neler olduğunu merak etmiş ve anlamaya çalışıyordu.

– ‘’Bana bak çocuk. Şimdi buraya gelip bana bir soru sorduktan sonra böyle davranman delice. Tamam seni küçümsedim ve itiraf etmeliyim ki seni küçümsememiş olsaydım da yine burada olacaktım. Fakat şunu açıkla bana.’’

Sesi sinirli ve yorgun geliyordu. İlgisini adama yönelten Hançer :

– ‘’Seni ilgilendirmez. Hem tanımıyorsun onu bu açık’’

– ‘’Belki de tanıyorum ama sana söylemek istemiyorum’’

Adam eline bir koz geçtiğini sanarak fakat bu uzun sürmedi.

– ‘’Gerçekten neden bahsettiğimi bile bilmiyorsun. Sadece belki onu tanıyorsundur diye düşünmüştüm.’’

Arkadan Serçe’in sesi geldi.

– ‘’O da kim?’’

– ‘’Niye aynı soruyu soruyorsun, adam bilmiyor işte’’ dedi Hançer.

– ‘’O soruyu sana sordum.’’

Serçe’in bu son cümlesinden sonra Hançer gülümsedi.

‘’Anlatabilirim tabi. Sende kaçma ile ilgili planlarını anlatırsan. Gerçekten nasıl umutsuz planlar yaptığını merak ediyorum.’’

Yine Serçe ona saldırırsa diye de elini hançerine götürdü ama bu sefer Serçe ona saldırmadı aksine sırıttı.

– ‘’Konuyu böyle değiştirmek istemen pek alışılmış bir şey değil. Kafan karışık bunu görebiliyorum. Acaba kafanı bu kadar karışmasına sebep olan karşılaştığın kişide kim?’’

Sırıtması iyice güzel yüzünde yayıldı.

– ‘’Demek senin de endişelerin olabiliyor. Sanırım sana benzemeye başladım canını sıkmak hoşuma gitti’’

Haklıydı Hançer. Serçe tarafından yakalanmıştı ve söyleyecek bir şey bulamadı. Elinde tuttuğu hançerini havaya kaldırdı ve bağlı adamın gövdesine vurdu ama hançerin sivri ucu sanki sert bir yüzeye çarpmış gibi sekti.

Elini tekrar havaya kaldırdı ve hançeri beyaz beyaz parlamaya başladı. Tekrar elini aşağı doğru indirdi. Hançer adamın göğsüne hızlıca girdi. Adam bağıramadı bile çok hızlı olmuştu sadece acıyla inledi.

Serçe her ne kadar içinden Hançer’e engel olmak  gelse de olduğu yerde kaldı. Hançer’in amacını anlamıştı. Onu kışkırtmak istiyordu. O yüzden olduğu yerde kalmanın en uygunu olduğuna karar verdi. Hançer adamı öldürmezdi. Sadece onu kışkırtmak için kullanıyordu. Yine de emin olamadı Hançer her şeyi yapabilirdi.

Bu karmaşanın ortasında kapıda gözlüklü bir kız belirdi.

– ‘’Oyun mu oynuyordunuz?’’

Bu ince ses hizmetkarlar arasında  ki iyileştirme yeteneğine sahip olan Şifa idi.

– ‘’Şu şansa bak tam ihtiyacımız olan şifacımızda gelmiş. Ne istiyorsun?’’ dedi Hançer.

– ‘’Kızıl Ahtapot ikinizi çağırıyor’’

– ‘’Sandığımdan geç çağırdı. Demek ki kafası oldukça karışık’’ dedi Hançer ve Serçe‘ye bakmadan hızla hücreden çıktı.

Serçe sert bir dille.

– ‘’Şifa ilgilen hemen’’diye yaralı adamı göstererek emretti.

Kız adama bakarak.

– ‘’Bence çok önemli değil. Yarasını kendiliğinden iyileştirebilir’’

Serçe kızın yanına geldi ve onu karşı duvara itti. Kız kendini savrulmaya direnemedi ve duvara çarptı.  Serçe bağırarak :

– ‘’Eğer bir daha geldiğimde onu görmek istediğim gibi göremezsem. Senin durumun önemli olur!’’ Diye tehdit etti ve Hançer’e yetişmek için odadan çıktı.

Serçe’nin kendine yetiştiğini fark eden Hançer hiç bir şey olmamış gibi konuşmaya başladı.

– ‘’Bu aralar fazla otoriter olmaya çalışıyor. Şimdi yanına uğramadan bırakıp gitmek nasıl olurdu?’’

– ”Konuyu değiştirme. kim seni bu kadar şaşırttı? Yoksa imparatorluktan mı geldiler?’’

– ‘’Bilmiyorum ama sorun çıkacak gibi hissediyorum.’’

Serçe bunun üzerine tam bir şey söyleyecek oldu ama Hançer hemen sözünü kesti.

– ‘’Biriyle karşılaştım tanımadığım biri. Yaşam sanatı kullanıyordu yani sanırım. Hepsi bu kadar.’’

Hançer ile Serçe salona tekrar geldiğinde içeride Şifa dışında herkes aynı yerdeydi.

– ‘’Bizde tam geliyorduk. Aşağıda işimiz bitmişti değil mi Serçe?’’

Serçe’den hiçbir tepki gelmedi.

Ahtapot emrini yineledi.

– ‘’Köye gidin. Gerekirse zor kullanın, işleri hızlandırıyorum.’’

Salondaki Serçe ve Suskun dışında ki herkes gülmeye başlamıştı. Serçe itiraz etti.

– ‘’Bu çok tehlikeli bunu kaldırmayabilirler hayatlarını kaybetmeleri söz konusu.’’

– ‘’Bu seni ilgilendirmez.’’

– ”Dışarıda 19 çocuk var onları zaten kandırdın hayatları tehlikede onlara ne gibi zarar verebileceğini bilmiyorsun…’’

Serçe devam ederken Hançer araya girdi.

– ‘’Dışarıda ki  hangisini zorladık Sarı Serçe? Burada olan herkes kendi istekleriyle burada. Onlara bütün riskleri anlatmadık mı?’’.

Serçe ne söylerse söylesin işe yaramayacağını biliyordu. Ahtapot tekrar konuştu.

– ‘’Senin gibi olmak isteyen kaç kişi var? Biz onlara iyilik yapıyoruz. işimiz bitince artık onlarda bizim gibi Yaşam Sanatı kullanabilecekler. Kardeşimle sen bunu hiç anlamadınız en ufak tehlikede bu çocuklara hiç bir işlem uygulamam.’’

– ”Tabi buradakiler gibi bir ucube olmak isterlerse.” Dedi ve hızlı adımlarla salondan çıktı.

Onun çıkışı ardından biraz bekledikten sonra Hançer.

– ’Bende çıkıyorum bugün zaten asabi eğer onu bekletirsem minik kuş daha da asabileşebilir.’’

O da kapıdan dışarı çıktı.

Hançer kalenin bahçesine çıktığında güneş doğrudan yüzüne vurdu. Bahçede kendilerine ne söylendiyse onu yapan tam 19 çocuk vardı. Gruplar halindeydiler. Kimileri kendi aralarında düello yapıyorlar kimileri meditasyon yapıyorlardı. Serçe‘yi tam kalenin kapısının yanında duvara yaslanmış şekilde kendisini bekliyordu. Çocukları izliyordu ve onlar için endişelendiği yüzünden okunuyordu.

Hançer, Serçe‘ye doğru giderken onu gören çocuklar hayran hayran onu bakmaya başladılar. fark edenler, fark etmeyenleri dürtüp onu gösteriyordu. Çocuklar Hançer gibi olmak istiyorlardı onun gibi güçlü, onun yapabildiklerini yapabilmeyi. Zaten burada olmalarının nedeni de buydu.

– ”Hadi gidip davamız için bir şeyler yapalım Serçecim.”

Serçe hiç bir şey demedi. Nefret dolu bir bakış fırlattı ve önüne bakarak yürümeye başladı. ikisi beraber o küçük köye doğru yürümeye başladılar . Çam Ağacı köyüne…

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Shingeki No Kyojin : Hajime Isayama Kimdir ?

İzlenesi Anime Önerileri!!