in

YAŞAM TAŞI : KRALSIZ ÜLKE BÖLÜM 19

BÖLÜM 3:DÜELLO

  Arazinin iyi olmamasına rağmen araç gayet iyi gidiyordu. Gezgin’in dediği gibi her araziye uygun tasarlanmıştı. Dal pek gönüllüce vermese de sırasıyla herkes karavanı kullandı. Okullarda ki öğrencilerin hepsine bu tür araçların nasıl kullanılacağı dersi verilirdi. Ay dışında herkes rahatlıkla kullanabildi. Gölge boyu yüzünden başlarda zorluk çektiyse de sonra koltuğun ayarlanabildiğini fark edince o sorunda ortadan kalktı.

Yay arada haritayı kontrol ediyor doğru yolda olduklarını ve ne kadar yollarını kaldığını söylüyordu. Kimse Gezgin’i düşünmüyordu. Sadece yolculuğun ve beraber olmanın tadını çıkartıyorlardı. Hayatlarının büyük bir bölümünü bir ormanda geçiren gençler için burası çöl sayılırdı. Yol boyunca fazla ağaca rastlamamışlardı. Bir tepeden iniyor diğerine çıkıyordu yol bu yüzden kıvrılarak gittiğinden yolculuk tahminlerinden uzun sürmüştü.

En son tepenin üstüne çıktıklarında köy görünür olmuştu. Dal karavanı durdurdu.

‘’Araçla girmek pek iyi bir fikir gibi gelmedi. Köyün nasıl olduğunu bilmiyoruz. Bazı insanların yaşam sanatı kullanıcılarının pek hoş karşılamadıklarını biliyoruz.  Yani biz olmadığımızda aracı çalabilirler ya da zarar verebilirler. En kötü ihtimalin en iyisi meraklı çocuklar karavanı çizebilir.’’ Dal’a herkes hak verdi.

Yay ‘’Peki köyde sorun çıkarsa araçla kaçmamız daha kolay olmaz mı? Bugün pek maraton havamda değilim.’’

Oturup bu konuyu tartıştılar. En sonunda karavanla köyle girmeyeceklerdi ama karavanı saklasalar bile bulunma riskini göze alamazlardı. Bu yüzden biri araçta kalacaktı hem köyle bir sorun olursa diğerleri geldiğinde araç hazır olacaktı. Bu bir kişiyi bulmak için önce gönüllü olup olmadığına baktılar. Kimse gönüllü değildi zaten gönüllü çıkmasını kimse beklememişti. Adil olacak bir yol buldular, kura çekeceklerdi.

Uzun çöpü çeken Dal oldu. Dal itiraz etmedi adil bir kuraydı şansız olanda oydu. Diğerlerin uzaklaşırken karavanın penceresinden hayal kırıklıyla onları izledi…

 

Şimdi köyü daha rahat görüyorlardı. Köy fazla büyük değildi etrafındaki tarlalarla çevreliydi. Gençlerin bulundukları yerden bütün arazi rahatça gözüküyordu. Köye yaklaşırken Gölge.

‘’Onu orada bırakıp kaçmaya ne dersiniz?’’ diye sordu sesinde şaka yapıyor gibi bir hal yoktu.

Ateş emin olamadığı için ‘’Ciddi misin?’’ diye sordu. Yay Araya girdi.

‘’Tabi ki ciddi değil. Bütün eşyalarımız karavanda.’’

Ay’da destekledi ‘’Karavanı bırakmam harika bir mutfağı var.’’

Yay ‘’O halde yanlış yaptık biz karavanda beklerken Dal’ı tek yollamalıydık.’’ Dedi gençler bir süre güldüler ta ki Gölge ciddiyetle ‘‘Neden bunu daha söylemedin?’’ diyene kadar…

 

Yaklaşık 15 dakikalık hafif hızlı bir tempo köye geldiler. Köye girdiklerinde etrafta kimseleri göremediler.

Yay ‘’Etrafın bu kadar ıssız olması normal mı?’’

Ateş ‘’Değil biraz daha ilerleyelim ama dikkatli olalım.’’

Biraz ilerlediklerinde bir bağırma sesi duydular ardından yine sessizlik. Bir şeylerin ters gittiğini anlayan gençler birbirlerine baktılar. Hepsi başlarıyla onaylayarak. Bağırmanın geldiği yere doğru koştular.

Köyün merkezinde insanların toplandığını gördüler. Gençlerin bulunduğu yerden görülmese de muhtemelen bağırtının geldiği yere bakıyorlardı.

Beklenmedik bir durum gerçekleşiyordu. Buna hazır değildiler şimdi ne yapmaları gerekiyordu. Eğer okulda olsalardı ve böyle bir şeyle karşılaşsalardı bunun kesin bir tuzak olduğunu söylerlerdi ama okulda değillerdi. Ayrıca gençleri harekete geçirecek bir dürtü de vardı. Merak.

Kalabalıktan kimse köye gelen gençleri fark etmemişti. Gençler yan yana olacak bir biçimde kalabalığın arasına girdiler ve kalabalığın neye baktığını gördüler.

10 yaşlarında bir erkek çocuğu kendinden çokta küçük olmayan bir çocuğu arkasından boğazına sarılmış ve ona.

‘’Yaklaşmayın yoksa onu gerçekliğe yollarım!! Sende artık gerçekliği gör.’’ Diyordu. Tutan çocuğun gözleri deli gibi bakıyordu. Köy halkı korkmuş halde ne yapacağını bilmiyordu.

Yaşlı bir adam ‘’Lütfen dur ne istiyorsan yaparız. Oğlum dur lütfen.’’ Dedi. İhtiyarlar ile delirmiş gözüken çocuk arasında bir yakınlık olduğu belliydi ya babasıydı ya dedesi. Köy halkı olanlara sadece seyirci kalıyordu. Küçük olan ise her an daha fazla korkuyor ve acı çekiyordu.

Ay gözlerini kıstı çocuğa daha dikkatli baktı gördüğü; delirmiş gibi bakan pörtlemiş gözler ve aynı delilikle sırıtan yüz. Bunlar teşhisi yeterli olmuştu zaten en başta sezmişti şimdi fiziki belirtileri görünce emin oldu.

Yay’a döndü ‘’Yaşam sızıntısı mı?’’ dedi.

Yay irkildi o da parlayan mavi gözleriyle çocuğu incelemeye dalmıştı ‘’Evet öyle gözüküyor.’’

Ateş ve Gölge de çocuğun durumunu anlamışlardı, karşılarında ki vaka bir ‘yaşam sızıntısıydı yani yaşam sanattı kullanıcılarında sık gözüken akıl sağlığı bozukluğu.

Ateş arkadaşlarına ‘’Durum hiç iyi değil. Bir şeyler yapmalıyız yoksa çocukların ikisi de zarar görecek.’’

Ateş hemen bir şeyler düşündü bu tür olaylarda ne yapılması gerektiği anlatılmıştı. Diğer dört arkadaşının da bu duruma yabancı olmadığını biliyordu -mektuplarda bu konudan çok bahsetmişlerdi- özellikle Ay’ın bu konuda hepsinden fazla tecrübesi vardı sonuçta bir şifacıydı.

Şimdiye kadar onları fark etmeyen köy halkı sonunda fark etmişlerdi fakat köylerinde ki bu dört genci görmekten pek memnun olmamış olmalılardı ki onlardan uzaklaşıyorlardı. Gençlerin konuştuklarından da onların yaşam sanatı kullanıcıları olduğunu anladıklarından korkuyla daha hızlı uzaklaşıyorlardı. Yaşam sızıntısı yaşayan bir çocuk ve yaşam sanatına olan bu korku. Acaba bu köyde ne olmuştu? Şimdi bu sorunun zamanı değildi öncelikli sorunlar vardı.

Etrafından uzaklaşan kalabalık Ateş’in işine gelmişti artık çocukları daha iyi görebiliyordu hemen planını söyledi. ‘’Ay ve Yay siz kalabalığı kontrol altında tutun çocuğun dikkatini çekmeye çalışacağım. Gölge ben onun dikkatini dağıtırken sen onu yakalayabilir misin?’’

Gölge sanki Ateş ona hakaret etmiş gibi baktı ‘’Senin oylamana bile ihtiyacım yok’’ dedi ve çocuğu arkasına geçebilmek için insanların içine karıştı.

Yay, Ay’a ‘’Ne diyeceğiz? Her şey kontrolümüz altında mı?’’

Ay ‘’İkisini de kurtaracağız güvenin bize diyeceğim.’’ Dedi ve sağ tarafta ki kalabalığa girdi.

Yay ise sol tarafa gitmeden önce Ateş’e ‘’Gözler üzerinde kardeşim.’’ Dedi.

Ateş artık geniş bir alanda tek başına kalmıştı köyden bazıları ise ona bakıyordu. Derin bir nefes aldı ve yüksek bir sesle ‘’GÖRÜYORUM’’ diye bağırdı. Kalabalık sanki orada yokmuş gibi bir sessizlik oldu. Kimseden çıt çıkmıyordu herkes Ateş’e bakıyordu. ‘’Görüyorum ben görüyorum.’’ dedi artık çocukta deli gözleriyle ona bakıyordu. ‘’Gerçekten görüyor musun?’’ dedi çocuk Ateş’e.

Bununla daha öncede karşılaşmıştı. Yaşam sızıntısı yaşamakta olanlar devamlı soru sorarlar ve devamlı cevap isterler. Doğru düzgün olmasına gerek yoktur bir cevap olsun yeterdi. Ateş ellerini ileriye götürerek avuçlarını açtı sonra ellerinde enerji oluşturmaya başladı iki elini yakınlaştırdı. Artık iki elinin arasında içinde ateş varmış gibi görünen saydam enerjiden bir küre tutuyordu. Küreyi olduğu yerin bir kaç metre yukarısına doğru fırlattı. Küre yükseldikçe parıltısı azaldı ve en sonunda yok oldu. ‘’İşte gördün mu?’’ dedi. Çocuk hayran hayran yukarı bakarken kalabalık bu durumdan rahatsız olmuştu.

‘’Senin görmen yeterli değil herkes görmeli.’’ Dedi çocuk ve elindeki çaresiz çocuğa doğru delice bir sırıtışla baktı. Kalabalık bir an panikledi çocuk küçük olanın boynunu tutacakken arkasında bir ses duydu. ‘’Bunu görmeye ne dersin?’’ Gölge şimdiye kadar beklemiş ve küçük olan çocuğa zarar geleceği an ortaya çıkmıştı. Hızlıca küçük olanı diğerinin elinden kurtardı sonrada büyük olanı itti. Çocuk dengesini kaybedip yerde düştüğü an Gölge’de üstünde belirdi ve ellerini çocuğun yüzüne koydu. Çocuk debelenip çığlık atmaya başladı. Kalabalık olan biteni birkaç saniye sonra algılayabilmişti hepsi Gölge’nin elindeki çocuğu kurtarmak için yürüdüler. Sonuçta bir yabancı köyden bir çocuğun üstündeydi. Ateş, Ay ve Yay hemen Gölge’nin etrafında siper oldular. Kalabalığı durdurup sakinleştirmeye çalışıyorlardı.

Ay ‘’Lütfen durun ona yardım edebiliriz yoksa durumu daha kötüye gidecek.’’ Söyleyerek açıklamaya çalışıyordu.

Yay ‘’Yardım etmeye çalışıyoruz. O ne yaptığını biliyor.’’ Dedi döndü Gölge’ye baktı sonra içinden ’En azından sanıyorum’ dedi. Diğer çocuk annesi ve babasını bulmuş onlara sarılmış ağlıyordu. Küçük çocuk şimdi güvendeydi.

Kalabalık bu gençlerin güvendikleri için mi yoksa korktuklarından mı bilinmez? Ne yapıyorlarsa yapmalarına izin verdiler. Gölge bir süre sonra kendinden geçen çocuğun üstünden kalktı. Ay’a döndü ve dedi ki ‘’Gerisi senin.’’

Ateş, Gölge’ye sitem etti ‘’Neden o kadar bekledin çocuğa bir şey yapsaydı.’’

Gölge ‘’Onu oyalamana gerek yok demiştim’’ sırıtarak ve ekledi. ‘’Sohbetinizi dinlemek eğlenceliydi.’’

Ay baygın çocuğun yanı başına dizleri üstüne çöktü. Çocukta kalıcı bir hasar yoktu Gölge sadece yaşam enerjisiyle bayıltmıştı. Ay derin bir nefes aldı sonra sağ elini çocuğun boynuna koyup gözlerini kapadı. Odaklanıp çocuğun neden ya da nasıl böyle olduğunu anlamak için yaşam enerjisini sezmeye çalıştı. On saniye sonra dehşet ve şaşkınlık içinde gözerini açtı. Yanında ayakta Yay vardı parlayan mavi gözleriyle çocuğa bakıyordu yüzündeki ciddiyetten onunda fark ettiğini anladı. Yay’ın zaten çok önceden fark ettiğini anladı. Demek ‘gerçeklik gözü’ dedikleri böyle bir şeydi. İnsanın içinde dolaşan yaşam enerjisini görebiliyordu.

Ay emin olmak için ‘’Yay bu mümkün mu?’’ diye sordu.

‘’Her zaman mümkündü. Yazdıklarımı okumuyor muydun?’’

Ateş araya girdi. ‘’Mümkün olan ne?’’

Ay baygın çocuğu göstererek ‘’Yaşam sanatı kullanıcısı değil. Sahip olduğu enerji kendisinin değil. Yaşam sızıntısı yaşamasına şaşırmamak gerek.’’

Ateş, Yay’ın mektuplarında böyle şeylerden bahsettiğini hatırladı o zamanlar hep komplo teorisi gibi gelen hikayelerdi. ”Emin misin? Yaşam enerjisi ileri yıllarda da çıkabilir. Böyle bir şey olamaz mı?”

Cevabı Yay verdi. ”Hayır dostum. Eğer benim gibi görseydin göreceğin şey yaşam enerjisinin onun vücudunda zehir gibi dolaştığı olurdu. Burada olan kullanıcılar ya kaçaklar ya görevlendirilmiş askerler. Onlar bile çok uzun kalmıyorlar. Biz bile burada yıllarımızı geçirirsek ”kaybolma” yaşayabiliriz. Biliyorsun bura…”

Gölge araya girdi ”Evet biliyoruz gizli hapishane teorisi herkesten gizli hapishanede suçluların yıllar sonra yaşam sanatı kullanma yeteneğinin yok oluyor.

” Yay biraz sitemkar bir sesle ”Ona ‘kaybolma’ deniliyor ve o hapishane gerçek sadece suçlular kalmıyor orada deneylerde yapılıyor.”

Diğerleri konuşurken çocuğa odaklanmış olan Ay artık emin bir şekilde ”Azalıyor.” dedi diğerlerinin dikkati çektikten sonrada açıklamaya başladı. ”İçindeki yaşam enerjisi yavaşta olsa azalıyor. Bir kaç güne kadar tamamen biter. Bu süreçte acı çeker mi bilmiyorum fakat ben bir kaç saatte onu iyileştirebilirim canının yanacağını da sanmıyorum.” Ay bunu özellikle yüksek sesle söylemişti ki biraz uzaklarında duran endişeli köy halkının olaydan haberi olup rahatlamasını sağlamak için. Sonra sesini arkadaşlarının duyabileceği bir sesle ”Bu nasıl olmuş olabilir? Böyle bir şeye daha önce tanık olmamıştım.”

Ateş çevresine baktı insanların onlara bakışında endişeden daha fazlası vardı bu korkuydu. İlk gördükleri yaşam sanatı kullanıcılarının kendileri olmadığını çıkardı bu durumdan köy halkının güvenini kazanmaları gerektiğini düşündü böylece burada ne olduğu hakkında en azından daha net bir bilgiye sahip olabileceklerdi ”Size yardım etmeye çalışıyoruz. Hiç bir şekilde size zarar verme gibi bir niyetimiz yok. Çocuğa yardım edebilmemiz için ona ne olduğunu bilen birileri varsa ne olduğunu söylesin. Bu çocuk ‘yaşam sızıntısı’ geçiriyor. Yani sahip olduğu yaşam enerjisini kontrol edemediği için hem bedeninin hem aklının kontrolünü kaybediyor. İçinde ki enerji onun kendi enerjisi değil. Bu mümkün değil. Şimdi ne oldu bu çocuğa? ” diye çocuğun durumunu kısaca anlattı.

Kalabalık birbirine bakıyordu bir şey söylemeye korkar gibiydiler. Bu sefer Ay yalvarır bir şekilde. ”Size yardım etmeye çalışıyoruz. Bu çocuğa ne olduğunu bilen var mı?” dedi kimse bir şeyler söylemiyordu.

Kalabalığın sessizliğini yavaş tempolu bir alkış sesi bozdu. Kalabalık alkışın geldiği noktadan uzaklaşmaya başladı. Ateş ve arkadaşları alkışın nereden geldiğini artık rahatça görebiliyordu. Kendileri gibi biri erkek biri kız iki genç vardı.

Diğer bölümlere ulaşmak için TANITIMLAR sekmesine tıklayınız.

NE DÜŞÜNÜYORSUN?

50 points
Upvote Downvote

Total votes: 0

Upvotes: 0

Upvotes percentage: 0.000000%

Downvotes: 0

Downvotes percentage: 0.000000%

Yorumlar

Bir Cevap Yazın

Loading…

Harakiri – Seppuku Nedir ?

Love Live! Sunshine!! 2. Sezon Ekim’de Çıkıyor!