YAŞAM TAŞI : KRALSIZ ÜLKE (BÖLÜM 36)

                                                    BÖLÜM 10:RÖVANŞ

  Ateş’in Ayı ile düelloya başlamadan önce kısa bir düşünme zamanı oldu. İşler nasıl bu hale gelmişti. Bunların hepsi bir oyun olamayacak kadar gerçek ve tehlikeliydi. Kızıl Ayı eğer rol yapıyorsa vermek gerekirdi; dünyanın en iyi oyuncusu olmalıydı.

Peki Ateşgil buraya neden gelmişti? Neden buradalardı? Asıl soru gerçekte kimlerdiler? Yerde ki zarfa baktı sanki bütün cevaplar o zarfın içinde gibiydi. Kısa süre bitti artık tamamen karşısındaki rakibine odaklanmalıydı. Karşısında daha önce kaybettiği bir rakip vardı hem de rakibi gerçek yeteneklerini kullanmadığı halde kaybetmişti. Şimdi gerçek yetenekleri ortadaydı. Bir şekillenen her zaman tehlikelilerdir yüksek savunma ve saldırı gücüne sahiptirler. Saldırı çeşitliliği azda olsa güçleri küçümsenemezdi.

Ateş ise bir element kullanıcısıydı. Ateş tarzı kullanıcılar; Çeşitli ve yüksek hasar veren saldırı türlerine sahipti. Savunmaları da ortalamanın üstündeydi. Bu düello Ateş için bir rövanştı ve rövanş başlamıştı.

Ateş aralarında ki mesafeyi Kızıl Ayı’nın saldıramayacağı kadar uzak ama kendisinin saldırabileceği kadar yakın tutmak istiyordu. Benimseme seviyesinde Ateş’in mesafeli saldırıları çok uzun menzilli olmasalar da menzilinin içinde oldukça etkili oluyorlardı.

Ayı menzile girdiğinde Ateş ellerini çaprazlama aşağıya indirdi. X şeklinde bir ateş çubuğu Ayı’ya doğru ilerleri. Ayı hızlı davranarak sağa çekildi ilk saldırıyı rahatlıkla savuşturdu. Sadece savuşturmamıştı aynı zamanda Ateş ile arasında ki mesafeyi azaltmıştı. Ateş ardı ardına ateş topları atıyor ve aynı anda da geriye doğru sıçrayarak mesafeyi açıyordu. Ateş topları çok etkili değillerdi belki ama Kızıl Ayı’yı yavaşlatıyorlardı.

Kızıl Ayı ‘’Gerçekten hayal kırıklığına uğruyorum Ateş. İmparatorluğun gizli okulları hakkında gördüklerim duyduklarımdan sonra sadece kaçan birini görmek…’’dedi gelen ateş toplarından kaçarken. Ateş ‘Kışkırtmaya çalışıyor. Konuşma onunla’ dedi içinden. Ama Kızıl Ayı bu sözü kışkırtmak için değil gerçek düşüncelerini söylemiş olmalıydı. Çünkü beklenmedik bir hızla Ateş’in yanına kadar gelmişti. Ateş onun bu kadar hızlı hareket ettiğini anlaması uzun sürmedi. Kızıl Ayı enerji sıçraması yapmıştı.

Geç kalmıştı çoktan Kızıl Ayı’nın saldırabileceği mesafesindeydi. Kızıl Ayı’nın pençeli yumruğu hedefini bulmuştu. Ateş darbeden kaçamayacağını anlayınca hasarı azaltmak için geriye doğru sıçradı. Darbenin etkisiyle yere düştüğünde kontrolsüzce yerde yuvarlandı.

Güçlü bir darbeydi Ateş her ne kadar zararı azaltmış olsa da etkilenmişti. Kızıl Ayı’ya nasıl bir bakış atıysa Kızıl Ayı ‘’Bakma öyle. Bunun adil olmadığını düşünme gibi bir hakkın yok.  senedir burada olmam yeteneklerimi ve gücümün azalacağı anlamına gelmez. Kendimi geliştirdim.’’ Bunları söyledikten sonra Ateş fark etti. Karşısında imparatorluk ordusunun belki de en iyi hocalarından eğitim almış biri vardı. Onun Kızıl Ayı olduğunu öğrendiğinden beri belki de onu küçümsüyordu. Kendi yeteneklerini kullanmamış ve Kralsız Ülkede yaşamış bir sanat kullanıcısı elbette körelecekti. Ama Kızıl Ayı körelmemiş aksine güçlenmişti. Savunma zamanı bitmişti artık saldırmanın vaktiydi.

Yine uzaktan saldırılar yapmaya başladı Kızıl Ayı artık bu saldırıları daha rahat savuşturabiliyor bazılarını kollarıyla engelliyordu. Ateş bilerek savunmasında açık verdi tahmin ettiği gibi Kızıl Ayı bu fırsattı kaçırmadı son hızıyla Ateş’in yanına geldiğinde onun kaçmasını beklerken Ateş ona daha da yaklaşmıştı.

Alev alev yanan yumruğu Kızıl Ayı’nın yüzüne denk geldi ve bir patlama. Kızıl Ayı’nın acı dolu iniltisi geldi. Ateş’in üstünlüğü menzilli saldırılar değildi yakın saldırılarda etkiliydi. Rakibini gafil avlamış ve etkili bir saldırıda bulunabilmişti.

Ayı yüzünü tutarak kalktı. Beklenmedik bir hızla ileri atıldı. Yine enerji sıçraması yapmıştı. Sağ pençesini aşağıdan yukarıya savurdu. Ateş gardını düşürmemişti geriye kaçmaya çalışsa da pençenin tırnakları tenine değmişti. Ateş bir iki adım geriye tökezledi sonra toparlandı.

Ayı durmadı tekrar saldırmış bu sefer ayı suretinin başı Ateş’in omzundan ısırdı. Ayı’nın beklediğinin aksine Ateş’ten canının yandığını gösteren bir işaret almamıştı. Sanki o bilerek yakalanmıştı. Göz göze geldiler ve Ayı şaşkınlığını gizleyemedi, gözleri rakibine bakarken bir anlık büyüdü. Ateş’in gözlerinde o kararlılığı gördü. Böyle bakan gözler görmemişti. Kızıl Ayı tekrar yüzüne bir darbe almıştı sağlam bir yumruk. Yüzünde ki el darbeden sonra uzaklaşmıştı ve yumruktan alevler çıkmaya başladı. Yüzü resmen yanıyordu. Ellini yüzünü kaparak geri çekildi. Tekrar kalktığında Ateş’e baktı. Saldırısı omzunda bir yara açmıştı dişlerin deldiği yerler kanıyordu ama Ateş bunu umursuyor gibi değildi. Ayı korkmuştu evet bu rakip onu aşıyordu. Ama pes edecek değildi.

Ateş yarasına baktı kanıyordu, ciddi bir yara değildi daha kötülerini de atlatmıştı. Bir off çekti içinden, Aydan yine azar işitecekti. Üstünlüğü elde ettiğini farkında olan Ateş bunu kaybetmemek için saldırdı. Üst üste attığı alevli yumruklara karşı Ayı sadece kollarıyla savunma yaparken bir açık verdi. Ateş bunu değerlendirdi sağlam bir yumruk Ayının yüzünde patlarken kendisi de sağlam bir tekme yedi. İki rakip birbirlerinden uzaklaştı.

Ateş, Ayı ile göz göze geldiğinde dejavu yaşadı. Her ikisi de yaşadı. Sanki bu anı daha öncede yaşamışlardı.

Ayı sağ koluyla güçlü bir darbe salladı. Ateş sol koluyla engelledi. Ayı şaşkınlık içindeydi bu saldırıdan kaçsa anlardı ama tek koluyla engellemek de neydi? Ateş bu kadar güçlü muydu?

Ateş bu güçlü rahatça engellediğinde rakibinin yüzünde şaşkınlığı gördü. Taktiği işe yaramıştı. Ateş engellemeyi yaparken tüm gücünü sol kolunda odaklamıştı. İyi bir zamanlamayla rakibin saldırısını saf güçle durdurmuş gibi gözüktü. Zor bir işti ama bu sayede güçlü göründü. Muhtemelen rakibi korku duyacak ve ümitsizliğe kapılacaktı belki pes bile edebilirdi. Ateş yanıldı. Ayı sol elindeki pençe ile Ateş’in karnına vurdu sağlam bir darbeydi. Ateş dengesini koruyarak metrelerce geri savruldu. Ayı aptal değildi elbette ki anlamıştı ve çabucak bir karşılık vermişti.

İkisinin de fazla enerjileri kalmamıştı ve ikisi de bunu biliyordu. Etkili bir saldırı yapabilen kazanacaktı bu yüzden son kozlarını oynayacaklardı. Ayı kollarını iki yana açtı pençeleri daha da büyüdü tüm enerjisini kollarına vermişti kısa bir süreliğine saldırıları kat ve kat güçlü olacaktı. Bu yüzden hemen saldırmalıydı.

Ateş sakinliğini korudu onun bu kadar sakin olduğundan kuşkulanan Ayı tedbirli yaklaştı. Aralarındaki mesafe azalınca Ateş daha önce yaptığı gibi bir sis küresi oluşturdu. Ayı kendini koruyarak kendini çekti saldırı acaba nereden gelecekti? Saldırı gelmedi onun yerine Ayı’nın yüzüne vuran bir sıcaklık geldi. Sis dağılınca rakipler tekrar birbirlerini görür olmuştu.

Ateş sağ elini kalkıktı ve avucunun içinde yukarıya ateş çıkıyordu. Tehlikeli görünüyordu sonra tüm alevler tekrar avucun içine girdi. Hızla Ayın’ın üstüne koştu. Ayı tüm gücüyle sağ pençesiyle bir yay çizerek saldırdı Ateş yana çekilerek saldırıyı savuşturdu ve avucunun içi ile tüm gücüyle Ayı’nın göğsüne vurdu. Biraz önce avucuna giren tüm alevler büyük bir hızla çıktı. Ayı çığlık atarak geri savruldu. Ayı yerde yatıyordu ve kalkacak gücü kalmamıştı Ayı sureti kayboldu.

Ateş kazandığından emin olduktan sonra üstündeki enerji yavaşça kaybolduktan sonra sağ kolunu tutarak diz çöktü ve bağırdı. Bu saldırı kolu üzerinde ciddi bir baskı oluşturuyordu eğer saldırı işe yaramasaydı şimdi yerde olan Ateş olurdu.

Bir dakikalık sessizlikten sonra Ateş acele etmesi gerektiğini fark etti arkadaşları onu bekliyor olmalıydı yavaşça doğruldu. Kızıl Ayı’nın ise kalkacak dermanı yoktu. ‘’Bitti.’’ Dedi Ateş.

Kızıl Ayı zorlukla ‘’Evet bitti. Haklı olan sendin ve kazandın artık her şeyi alabilirsin.’’ Ateş kürenin içinde baygın duran Kalkan’ın yanına gitti. Tankın kapağını açtı. Üzerine gelen garip sarımsı sıvı havayla temas ettiğinde buharlaştı. Ateş, Kalkan’ın nabzını kontrol etti normaldi ve sağlık durumu iyi gözüküyordu. Kalkan’ı omuzlayıp geldiği kapıya doğru ilerledi. Kızıl Ayı biraz doğrulmuştu. ‘’Zarfı almayacak mısın?’’

Ateş ‘’O zarfta ilgimi çekecek bir şeyin olduğunu sanmıyorum.’’ Dedi.

Kızıl Ayı öksürdü sonra kendi kendine ‘’Demek hep söylediği sır buymuş.’’

Ateş umursamamaya çalıştı ama merakına yenildi. ‘’Onun içinde ne var?’’ diye sordu.

‘’Daha önce görmediğim biri verdi bana dedi ki ‘bu senin için değil. Başkaları için.’ Başka bir şeyde söylemedi bu zarfın sahibi olduğunuzu ilk gördüğümde anladım. Buraya gelmeniz rastlantı değildi.’’

Ateş nazikçe Kalkan’ı yere bıraktı bütün düello boyunca yerde duran zarfa gitti. Dikkatlice açtı…

 

Kapı sonunda açıldı içeriden Ateş ve taşıdığı Kalkan gözüktü. Ateş tüm arkadaşlarının iyi olduğunu görünce rahatladı ‘’Hepiniz iyisiniz. Ay, Kalkan’ın durumunu bir de sen kontrol et.’’ Ay hızlıca ileri atıldı nazikçe Kalkan’ı Ateş’ten alırken ‘’Hançer gerçekten de Kızıl Ayı mıymış?’’ diye sordu. Ateş tam cevap verecekken kendine gelen Kalkan’ın zor çıkan bir cılız sesle ‘’Öyleymiş.’’ Dedi. Bunu herkes duydu.

Ateş kafasını kaldırıp arkadaşlarına baktığında Serçe’nin yanlarına gelmiş olduğunu gördü. Ateş’e ‘’O yaşıyor mu?’’ diye soru sordu.

Ateş ‘’Evet yaşıyor’’ dedikten sonra Serçe hiçbir şey söylemeden hızlıca içeri girdi. Beş arkadaş birbirlerine baktı. Tek bir kelime edilmeden Serçe’yi durdurmama kararı alındı. Ne yapacaksa bu Serçe’nin kararı olacaktı…

 

Serçe içeri girdiğinde Kızıl Ayı’nın makinenin önünde otururken gördü. Bitkin görünüyordu. İçeriye birinin girdiğini duyan Kızıl Ayı hiç dönmeden. ‘’Söyleyeceğim hiçbir senin beni affetmeni sağlayamaz. O yüzden özür dilemeyeceğim.’’ Serçe ona yavaş yavaş yaklaşırken

‘’Bileziği kırmayı mı başardılar yoksa Ahtapot’u seni kendine getirmeye mi zorladılar.’’ Serçe ona doğru yaklaşırken ‘’Hayır ikisi de değil. Artık o şey içimde değil. Nasıl olduğunu bilmiyorum ama artık özgürüm.’’ Serçe iyice yaklaşmıştı.

Kızıl Ayı sefil hayatında ki son anların olduğunu düşündü olan bunca şeyden sonra Serçe tarafından öldürülmek… Evet böyle bir son hak ettiğinden fazlasıydı.

‘’Neden?’’ diye sordu Serçe. Kızıl Ayı hala ona bakmıyordu.

‘’Bu dünya güçlü ve güçsüzlerden oluşuyor sadece güçlü olmak istedim.’’

Serçe ona bir metre uzaklıktaydı ‘’Artık Hançer rolünü yapmak zorunda değilsin.’’

Kızıl Ayı zorda olsa ayağa kalkmayı başardı Serçe’ye bakma cesaretini gösterebildi. Gözleri dolmaya başladı ‘’Konuştum. Bu korkunç olaylar olmadan önce ölmüş annemle konuştum. Annelerimizin tekrar yanımıza gelebileceğine inanmıştım. Annelerimizin intikamını alabileceğimize inanmıştım. Bunun için fedakarlıklar yapmaya hazırdım. Sana korkunç şeyler yaşattım. Kardeşimin Ka..’’

Serçe onu susturdu ‘’Onun adını anma o artık benim için sadece Kızıl Prensestir. O ismim benim eski anılarımda kaldı.’’  Serçe sakince. ‘’Annemle konuştum dedin ne demekti bu?’’

Ayı ağlamaklı ses tonuyla ‘’Yasak sanat annemle konuşmamı sağladı. Onu ve senin anneni geri getirebileceğime inandım.’’ Serçe duyduklarına inanamıyordu böyle bir şey mümkün muydu? ‘’Ne konuştun?’’ diye sordu. ‘’Bana ‘Yasak sanattan uzak dur!’ dedi. Ama onunla konuşabildiysek geri de getirebilirdik. Bunun için her şeyi yapmaya hazırdık. Fakat olmadı…’’

Serçe gözlerini kapadı. Duyduklarını sindirmeye çalıştı. Tüm duyduklarına inanmak iki yıl boyunca bedenini bir şey ile paylaşan biri için zor değildi. Gözlerini tekrar açtı. ‘’Beni içimdeki şeyden kurtarabilir miydin?’’

Kızıl Ayı cevapladı ‘’Hayır bunun nasıl olacağını bilmiyordum. Kardeşim sana söylediğinden fazlasını bilmiyorum. Bileziği kırmak belki ama bunun işe yarayacağı kesin değildi. Belki o şey seni tamamen kontrol edebilirdi. Bildiğim o şeyden sadece kendi iradenle kurtulabileceğini.’’

Kızıl Ayı artık daha fazla göz yaşlarına hakim olamadı ‘’Senden bu kadarını isteyemem ama acıma bir son ver. Öldür beni.’’

Birkaç saniye sessizlikten sonra… ‘’Gerçekten aptalın tekisin bu kadar zayıf olma kendi kendini cezalandırdığını sanıyorsun. Yaptığın tek şey ise gerçeklerden kaçmak. Hançer rolüne büründün çünkü kendinden nefret ediyordun ama bununla yüzleşmeye cesaretin yoktu. Bunun yerine Hançer olup senden nefret edilmesini istedin. Seni kolay kolay affedemem. Ama şunun farkındayım ki kimseye zarar vermek istemedin. Kalkan zarar görmeyecekti. Ahtapot’un hep yanındaydın onun kendine ve başkasına zarar vermesini önlemek için. Annemle bende konuşmuş olsaydım onu geri getirmek için muhtemelen her şeyi denerdim. Sen sadece manipüle edildin. Çok suçun var ama gerçek suçlu sen değilsin. Belki de sen olmasan her şey daha kötü olabilirdi.’’ Biraz bekledi ve devam etti. ’’Köyde ki çocuklar zarar görmedi bunun için mutluyum. Kimse daha fazla zarar gelmediği içinde mutluyum. Artık kalkıp yaptıklarını telafi etmelisin ölüm kolay bir kaçış olacaktır. Yaptıklarınla yüzleş ki aynaya baktığında Hançer yerine Kızıl Ayı’yı gör. ’’ Dedi. Ayı söyleyecek söz bulamadı. Ne kadar aptaldı biraz öncesine kadar Serçe tarafından öldürüleceğini düşünüyordu. Ama o onu affediyordu.

Serçe önce yerde duran hançeri yerden aldı. Tuhaf bir his hisseti sanki tüm bu olanların sorumlusu bu nesne idi sonra yürüyüp kapıya doğru ilerdi.

Birkaç adım attıktan sonra döndü uzun zamandır yapmadığı bir şeyi yaptı; gülümsedi ‘’Yaşadığını öğrendiğim içinde mutluyum.’’ Dedi.  Kızıl Ayı o gülümsemeyi gördüğün daha fazla dayanamadı ve yere çöktü göz yaşları hızı bir şekilde zemini ıslattı…

 

Serçe’yi tekrar kapıdan girdiğinde ‘’Ne diyeceğimi bilmiyorum. Çok teşekkür ederim. Sadece beni değil herkesi kurtardınız.’’ Kalkan’a baktı ‘’Nasıl hissediyorsun?’’

Kalkan ‘’Ne hissetmem gerektiğine emin değilim. Abimim hala yaşaması ve neden yaptığını anlamış değilim. Ama bittiğini hissediyorum.’’

Ateş ‘’Henüz bitmiş sayılmaz çocukları sağ salim köye geri götürmemiz lazım. Zindanda ki askerleri de unutmayalım. Sonrada Ahtapot ve Kızıl Ayı’ya ne yapacağımıza karar vermeliyiz.’’

Serçe’ye döndü ‘’Tabi Kızıl Ayı hala yaşıyorsa.’’

‘’Tabi ki yaşıyor ona zarar vereceğimi düşünmediniz değil mi?’’ herkes bakışlarını Serçe’den kaçırdı…

 

Kalabalık bir grup köye dönüyorlardı. Zindanda ki tutsak askerleri de çıkarmışlar ve geriye kalan çocuklarla köye geri dönüyorlardı. Çocukların durumu iyidi Kızıl Ayı söylediği gibi onları etkiden kurtarmıştı. Çocuklar ne olduğunun farkında bile değildiler. Bazıları gönülsüzdü sanki tüm güçleri ellerinden alınmıştı (ki bir bakıma doğruydu) yine de hiçbiri sorun çıkarmadan ilerliyordu.

Şifa, Suskun, Öfke, Boom ve Heyecan’da onlarla geliyorlardı. Hiçbiri konuşmuyor Yay’dan hikayenin aslını dinliyorlardı. Sanki daha önce ona karşı savaşmamış gibi dinliyorlardı. Bu çocuklar gerçekten garipti.

Tutsak askerler ise minnettardı. Başka bir ülkeden oldukları için imparatorluğun iç işleri hakkında bilgi sayılabilecek bu olayları onlara anlatmamayı seçtiler. Askerler Kızıl Ayı ve önceden hizmetkar olan çocukların yanlış bir şeyler yapmaması için tutuyorlardı. Ne Kızıl Ayı’yı ne de hizmetkarlar kelepçelememişlerdi.

Ahtapot ise kimseye bakmıyordu eskisi gibi değildi küçümsemek için değil sanki utanıyor gibiydi. Kalkan’ın kardeşinde uzun zamandır görmediği bir ifadeydi.

Kızıl Ayı ise sadece yürüyordu. Ay, Ateş’ten sonra onunda yaralarıyla ilgilenmişti. İkisi de fazla enerji kullanmalarına rağmen durumları iyiydi. Kızıl Ayı’nın yüzünde tuhaf bir huzur vardı. Sanki işlerin böyle bitmesinden memnun gibiydi. Belki de en çok ona yardım edilmişti her ne kadar bu olaylardan o sorumlu olsa da en çok esaret altında olanda oydu.

Serçe bu kalabalık içinde en enerjik gözükeniydi. İçindeki o şeyden kurtulmuştu. Şimdi ise tekrar babasını görebilecekti yani eve dönecekti.

Kızıl Kalkan imparatorluktan gelen bu gençlere minnettardı. Onlar sayesinde bu kabus bitmişti. Ve abisi hala yaşıyormuş bunca olaylar olurken o yaşıyormuş. Onu suçlayamıyordu çünkü bütün bunların sorumlusu başka bir kardeşiydi, Kızıl Prenses’i suçluyordu. Yine de içinden ‘Keşke o da burada olsaydı’ diye düşünmeden edemedi.

Ateş ve grubu yorgun ama gururluydu. Büyük bir iş başarmışlardı. Hem de kendi başlarına hiç kimseden yardım almadan. Zaten yıllarca bunun gibi hayaller kurmamışlar mıydı? Şimdi o hayali gerçekleştirmiş oldular fakat Ateş çok dalgındı. Bunu fark eden bütün bu macera sırasında kendini olayların dışında kalmış hisseden Dal ‘’Ateş ne oldu? Senin bu kadar dalgın görmek şaşırttı beni.’’

Dal’ın sözleri diğer üçünün de dikkatini çekti. Ateş kısa bir cevap verdi. ‘’Köye ulaştığımızda konuşmamız lazım.’’ Ve ekledi ‘’Tabi biraz dinlendikten sonra hem uykusuz hem de yorgunuz.’’ Kimse itiraz etmedi.

Köye ulaştıklarında meydan adeta bayram yerine dönmüştü bütün aileler köyün çocukları geri döndüğü için çok mutlulardı. Endişeleri sona ermiş tüm çocuklar sağlıklı bir şekilde ailelerine geri dönmüşlerdi. Tüm o teşekkürlerin arasında bir adam ağlayarak onlardan özür diledi. Bu adam Ateşgil hakkında ki bilgileri Hançer’e yani Kızıl Ayı’ya söyleyen adamdı. Elbette adamı bağışladılar. Çocuğu için endişelen bir insanın yapacakları bağışlanabilirdi.

Onlar kahramandı köyün kahramanları olmuşlardı. Ahtapot ve diğerlerine öfke ve nefret dolu bakışlar atılıyordu. Ahtapot kendine atılan o bakışları yakaladığında kendini daha da kötü hissediyordu. Bunu fark eden ikiz kardeşi yanına geldi. ‘’Senin suçun değildi. Senin kararların değildi.’’ Ahtapot kardeşine baktı. ‘’Hayır benim kararımdı ve hala bir parçam bunu istiyor.’’

Kalkan teselli için  ‘’Hala etki altında olabilirsin.’’ Dedi. Ahtapot güldü. ‘’Bu kadar saf olma artık. Ablam bunu yapmamış olsaydı bile ben böyle olabilirdim. Annemizi kaybettikten sonra her şey değişti. İmparatorluktan hala nefret ediyorum senin etmemenden de nefret ediyorum. Ama şimdi anlıyorum yeterli değilmişim tüm her şeyi kontrol ettiğimi düşünürken sadece bir araç olmuşum. Çok yanlış yapmışım şimdi ki halimle anlayabiliyorum. Özür dilerim. ’’ Kalkan bir kez daha kardeşini teselli etmeye çalıştı ‘’Kendin söylüyorsun içinde bir kıvılcım vardı kendi çevresinden başkasına zarar vermeyecek bir kıvılcım. Ablam onu bir yangına dönüştürdü.’’

Ahtapot yine güldü ‘’Ablamızdan nefret ediyorsun değil mi? Onu anlayamıyorsun. Şimdi biz kazansaydık neler olurdu? Belki yeni bir çağ açabilirdik. O haklıydı ama biz buna uygun değildik. Hatamız bu. Onun ölmüş olması imkansız. Çünkü o güçlü eminim yaşıyordur.’’ Ahtapot yine korkunç konuşması Kalkan’ı korkuttu. ‘’Abimizle konuştun mu?’’ diye sordu sonra Ahtapot biraz morali yerine gelmişti. ‘’Denedim konuşmak istemiyor.’’…

 

Ateşgil çok yorulmuşlardı hem tüm gece uyumamışlar hem de savaştıkları için yaşam enerjileri azalmıştı. Birçok kişi onları evlerine davet etseler de kibarca reddettiler. Dinlenmeyi kendi karavanlarında yapacaklardı. Tabi birinin gidip onu getirmesi gerekiyordu. Ateş yaralıydı, Ay ise şifa yetenekleri için burada kalmalıydı. İki kişi gönüllü oldu Dal ve Gölge. Bir süre sonra karavanla geri döndüler. Diğer üçü için yolda ne yaptıkları tam bir muammaydı.

Her ihtimalle karşı Kızıl Ayı, Kızıl Ahtapot ve hizmetkar denilen çocuklar gözetim altında tutulacaktı bu görevi kurtardıkları askerler yapmaya gönüllü olmuşlardı. Serçe ve Kalkan’ı da karavana davet ettiler ama o ikisi uyumak istemedikleri söylediler. Ateşgil karavana geçmişti. Erkekler kendi odasında kızlar kendi odasına geçmişti. Konuşmadan ilk gördükleri yatağa uzandılar. Henüz kimin nerede yatacağını konuşmamışlardı ama şimdi bunu tartışacak ne zamandı nede enerjileri vardı.

Ateş yatağa yatığında tüm yorgunluğuna rağmen uyuyamadı. Gözlerini kapattığında o zarfın içinden çıkanı düşünüp durdu. Ateş tekrar gözleri açıp kafasını kaldırdığında Yay ve Dal’ın ona baktıklarını gördü. ‘’Ateş ne oldu? Eğer hala enerjinin olduğunu söylüyorsan kalede belki savaşacak birkaç kişi kalmıştır?’’

Ateş tebessüm etti ‘’Bilemiyorum.’’

Dal merakla ‘’Neyi bilemiyorsun.’’

Ateş kafa karıştırıcı bir cevap verdi ‘’Ne hissetmem gerektiğini.’’

Ateş ve diğerleri yorgunluklarına rağmen konuşmaya karar verdiler. Aşağıya inip kızları da çağıracaklardı. Aşağıda kızların odasına gitmeye gerek kalmadığını gördüler. Ay ve Gölge mutfakta oturuyorlardı. Erkekleri görünce Gölge ‘’Söylemiştim beş gün benim istediğim yemeklerden pişireceksin.’’

Ay önce bir ofladı sonrada, erkeklere sitemkar bir şekilde ‘’Hani dinlendikten sonra konuşacaktık. Girdiğim bahsi kaybettim. Beş gün tatlıdan başka bir şey yememeye hazır olun.’’ Dedi.

Beş arkadaş masanın etrafında oturdular. Ateş bir zarf çıkardı herkes meraklandı, zarfı masanın üstüne koydu. ‘’Bunu hatırlayan var mı?’’ dedi.

Gölge hızlı davranarak zarfı kaptı ve açtı içinden bir fotoğraf çıktı. Fotoğrafı gördüğünde genelde kayıtsız yüz ifadesi değişerek şaşkınlığa dönüştü. Fotoğrafı yanında ki Yay aldı aynı şaşkın ifade ile Dal’a verdi onun ifadesi de diğerlerinden farklı değildi. Fotoğrafta ne olduğunu iyice merak eden Ay eline aldıktan birkaç saniye sonra şaşkınlıktan sol eliyle ağzını kapadı. Sonra havaya bıraktı fotoğraf havada süzüle süzüle masanın ortasına yüzü dönük şekilde düştü.

Fotoğrafta yaşları on olan tam altı çocuk vardı. Bunlardan beşi tanıdıktı. Ateş, Ay, Yay, Dal ve Gölge. Hepsi de çekingen bir şekilde yan yana duruyordu. İçlerinde gözlerini kısmış dişlerini göstererek gülümseyen bir tek kişi vardı daha önce hiç görmedikleri diğerleriyle yaşıt görünen bir kız çocuğu.

Tuhaf bir şekilde kendini toparlamış olan Yay hiçbir şey olmamış gibi sordu. ‘’Kim bu kız?’’

Ateş ‘’İlk merak ettiğin kızın kim olduğu mu? Kim olduğunu bilmiyorum ama Kızıl Ayı biliyordu.’’ Tüm gözler Ateş’e çevrilmişti, gözler ‘Nereden biliyorsun?’ diye soruyordu. Ateş anlattı.

***

Kızıl Ayı ile olan düello biraz önce bitmişti. ‘’Hep bir sırrı olduğundan bahsederdi. Hiç birimizin öğrenemeyeceği bir sırrı olduğunu. ’’

Ateş fotoğrafı inceledi. Gerçekten de oydu diğer 4 arkadaşının da o yaşlarda öyle göründüklerinden emindi. ‘’Neden bu kadar şaşırdın?’’  Ateş ona şaşkınlığını açıklayacak değildi. Kızıl Ayı’nın resim ile yaptığı yorumlar gerçek olmayabilirdi ona güvenemezdi. Fotoğrafı çevirdiğinde arkasında kodlar gördü 10 haneli bir sayı dizisiydi.

‘’O sayılar ışınlanma için gereken kodlar. Bu kulenin bahçesinde bir ışınlanma geçidi var tek bir yere açılıyor. O fotoğrafın arkasındaki sayılarda o yerin kodları.’’ Ateş şüpheli bir şekilde ‘’Nereden biliyorsun?’’

Kızıl Ayı öksürdü. ‘’Denedim ama ışınlanmadım. Sadece geçidi çalıştırdı.’’ Ateş daha fazla konuşmak istemedi. Dışarıda arkadaşlarının yardıma ihtiyacı olabilirdi. Baygın Kalkan’ı alıp kapıya yürüdü.

***

‘’Bunları söyledi daha fazla konuşmadım. Artık yarın konuşuruz.’’ Dedi Ateş.

Gölge ‘’Neden şimdi gitmiyoruz ki?’’

Ateş açıkladı ‘’Fazla yorgunuz söyleyecekleriyle bizi yanıltabilir. Hem bu fotoğrafın gerçek olup olmadığından emin bile değiliz. Eğer o tanıyorsa Serçe ve Kalkan’da tanıyor olabilir. Her neyse tartışmaya gerek yok. Şimdi dinlenelim yarın zor bir gün olacak. Her şekilde.’’ Dedi. Kimseden ses çıkmadı masadan kalkıp odalarına gittiler.

Ay yatağında tavanı izliyordu. Hiç böyle hissetmemişti bu duygu nasıl bir şeydi daha önce hissettiği hiçbir duyguya benzemiyordu. Aldatılma mı kullanılma mı? Hangisiydi tek bildiği kötü hissettiğiydi. ‘’Bunlar ne anlama geliyor?’’ Gölge’ye sordu. Ses gelmeyince kafasını kaldırıp ona baktı. Gölge çoktan uyumuştu. ‘’Nasıl bu kadar rahat olabiliyorsun?’’ deyip başını yastığa koyup gözlerini yumdu.

Erkekler hiçbir şey konuşmadan uyumak için tam yastıklarına başlarını koydukları an. Dal birden kalktı. ‘’Fotoğrafı kim aldı?’’

Yay ‘’Masanın üstündeydi.’’ Dal yatağından fırlayıp mutfağa girdi. Ateş ve Yay onu takip etti. Masanın üstü boştu.

Gürültüye gelen Ay ‘’Yine ne oluyor?’’ diye sordu. Dal acele bir şekilde ‘’Gölge nerede?’’ diye sordu ‘’Yatağında uyuyor.’’ Dal kaşlarını çattı ‘’Emin misin?’’

Gölge’nin yatağı boştu yorganın altında sadece bir yastık vardı.

Gölge köye ilk geldiklerinde onları misafir eden ihtiyarın evininin bir odasında Serçe, Kızıl Kalkan toplamıştı. Elinde ki resmi tam onlara gösterecekken kapı açıldı ve diğer dört arkadaşı gözüktü.

‘’Tam zamanında yoksa sizsiz başlayacaktım.’’ Gölge’nin bu sözüne karşılık Dal.

‘’Biz hiç planında yoktuk her şeyi kendin öğrenecektin değil mi?’’ Dedi. Gölge sadece omuz silkti.

İlk önce resim hepsine gösterildi. İkisi de resimde bulunan altıncı kızı tanıdılar. Kalkan şaşkınlıkla ‘’Kuzenimi tanıdığınızı bilmiyordum. Yoksa size hiç bizden bahsetmedi mi? Genelde susmaz.’’

Ateş ‘’Aslında biz beşimiz birbirimizi birkaç gün öncesine kadar hiç görmemiştik. Yani öyle sanıyorduk. Sadece mektuplarla haberleşiyorduk resim bile yollayamıyorduk. Fotoğrafı hiçbirimiz hatırlamıyoruz. Peki onu adı ne?’’

‘’Adı Sonbahar. Sizden hiç söz etmedi. Sadece sık sık özellikle ablamı kızdırmak için. Bir sırrı olduğunu ve asla bilemeyeceğini söylerdi.’’ Kalkan’ın sözleri Kızıl Ayı’nın sözlerini doğruluyordu Kalkan bunları söylerken Serçe’de başıyla onaylıyordu. Sonra Serçe devam etti ‘’Farklı biriydi iyi bir arkadaştı. Senede birkaç kere görüşebilirdik o da genellikle Sonbahar’ın ile Kızıl Prenses’in kavgaları ile geçerdi. Birbirlerinden pek haz etmezlerdi.’’

Yay ‘’Kuzenin olduğunu söyledin yoksa bu İmparatorluğun Kızıl Çiçeğinin kızımı?’’ Kalkan başıyla onayladı. Beş gencinde gözleri büyüdü. Bu demek oluyor ki hiç hatırlamadıkları halde imparatorluk ordusunun üst yetkili kişileriyle bir şekilde bağlantıları vardı.

‘’Hemen heyecanlanmamalıyız fotoğraf belki de sahtedir. Bir tür oyunun içinde olabiliriz.’’ Dedi Ateş. Kalkan elinde ki fotoğrafı göstererek ‘’Hayır bu tamamen gerçek. Bu özel bir kağıda basılmış bir ‘gerçek kağıdı’.’’

Yay ve Gölge, Kalkan’ın ne demek istediğini biliyorlardı. Diğerleri bir açıklama beklediler.

‘’Bu kağıtların üstünde bir değiştirme yapamazsınız ilk ne basıldıysa öyle kalır.’’ Diye Gölge açıkladı. Dal elini çenesine götürdü ‘’Bu çok riskli bir şey. Eğer düşman bir belge ele geçirirse çok güvenilir bir bilgiye sahip olur.’’ Gölge ona küçümser bir bakış attı ‘’Aynı zamanda da alınan bilgi üzerinde hiçbir değişiklik olmaz. Tabi senin bir aptal bu önemi kavrayamaz.’’ Dal’a Gölge yine meydan okuma bakışına giriştiler.

Ateş ‘’Peki şu arkasında ki sayılar söylediklerine bakarsak o sayılar bu fotoğraf basıldığında basılmış olmalı.’’ Kalkan işaret parmağını ağzına alıp ıslattıktan sonra on haneli sayının başında buluna üç rakamının üstünden geçirdi. Rakam silindi. ‘’Hayır bu rakamlar daha sonra yazılmış.’’ Herkes birbirlerine baktı bir sessizlik ortama hakim oldu. Sessizliği Yay’ın ‘’Sanırım Kızıl Ayı’yı çağırmamız gerektiğini düşünen tek ben değilim.’’…

 

Kızıl Ayı hemen yanında sessizce oturan kız kardeşine ‘’Numara yapmayı bırak. Ne olursa olsun yaptıkların senin seçimindi.’’ Kızıl Ahtapot kırmızı gözlerini abisine çevirdi ‘’Madem öyleydi abi. Neden daha önce bana söylemedin. Senin yaşadığını bana ablam söylemişti. Seni başka bir yere gönderdiğini ve bir gün geleceğini ama Hançerin senin olduğunu hiç söylememişti. Sanırım benimde yeterli bulmuyordu. Ama haklısın. Bütün yaptıklarımı kendim seçtim. Ve şimdi hala içimde bir yerler kaybettiğim için öfkeli. Şansım olsa yaptığım işi devam ettiririm. Fakat sen hepimizden kötüsün. Çünkü bu şeyleri engelleye bilir ama engellemedin.’’

‘’Sende bu konuda haklısın ama yapmadım değil sadece zayıflığımdan yapamadım. Kimseyi üzmek istemedim her şeyin güzel olmasını istedim. Serçe’nin söylediği gibi manipüle edildim. Gerçekten üzgünüm seni ve Kalkan’ı koruyamadım. Kimsenin ne zarar görmesini istedim ne de başkasına zarar vermek istemedim.’’ Bir ses iki kardeşin konuşmasını böldü ‘’Ne kimseyi üzmemek mi!!! Peki ya benim kulağım?’’ Konuşan odanın diğer köşesinde duran Kızıl Ahtapot’un eski hizmetkarlarından Öfke idi.

Kızıl Ayı ‘’O konu başka eğer o kulağını kesmeseydim o kulak seni öldürecekti. Kulağın kesmeseydim çürümeye başlayacaktın tüm vücudunu saran bir çürüme olacaktı. Siz beşiniz hastasınız eğer o taşları yemeği bırakırsanız. Vücudunuz çürüyecek…’’

‘’İmparatorlukta onları tedavi edebilecek şifacılar kesinlikle vardır.’’ Kapıdan konuşan Kızıl Kalkandı. Ve ekledi ‘’Seni çağırıyoruz abi.’’ Kızıl Ayı oturduğu yerden kalktı. Ve kendini bekleyen kardeşine doğru gitti. Kalkan kapıdan çıkmadan önce bir kez ikiz kardeşine baktı hala konuşmuyordu ama Kalkan onun yıllar öncesi gibi olduğunu hissedebiliyordu. Bu his ona huzur veriyordu.

Ayı ve Kalkan gelince Ateş direk soruyu sordu. ‘’Kim verdi bunu sana?’’ Kızıl Ayı boş sandalyeye oturdu. ’’Pekala Ateş. Savaştığın kadar iyi bir konuşmacı değilsin. Her şeyi anlatacağım size. Zarfı getiren adamı daha önce hiç görmedim. Bizi gelen adama ya da daha önce gördüğüm birine benzemiyordu. Tuhaf adamın yüzünü hatırlayamıyorum. Benim Hançer değil Kızıl Ayı olduğumu da bildiğini düşünüyorum. Ve o her kimse sizin buraya geleceğinizi biliyordu.’’

‘’Ya o kodlar?’’ Soru Dal’dan gelmişti. ‘’İşe yarıyor ama nereye gittiğini bilmiyorum.’’

Ay ‘’O kodlar bir tuzağa açılıyorsa.’’

Kızıl Ayı, Ay’a döndü ‘’Bunu bende bilmiyorum. Her ne oluyorsa bizler sadece basit harcanabilir kişileriz.’’

Şimdiye kadar sessiz kalan Gölge ‘’Peki senin doğruyu söylediğinden nasıl emin olacağız?’’

‘’Doğru söylüyor.’’ Ses Serçe’nindi. Başka soru sorulmadı. Kızıl Ayı’yı gönderdiler. Bu sefer Kalkan’da abisi ve ikizinin yanında kalmak istediğini söyledi. İki kişi çıktıktan sonra odada altı kişi kaldılar.

Zaman neredeyse öğlen olmuştu. Planı yapılar; bir gün daha köyde kalacaklardı. Hem dinlenecekler hem de çocuklara bir şey olmayacağından emin olacaklardı. Serçe’de aynı söylenilen gibi bir gün daha kalacak sonrada imparatorluğa doğru yol alacaklardı. Kurtardıkları askerler ise onlara uyacak sonrada onlarda kendi ülkelerine döneceklerdi. Peki kod kullanılacak mıydı? Bu sorunun yanıtını dinlendikten sonra vereceklerdi.

Gençler tekrar karavana geçtiler Serçe’yi de davet ettiler. Bu sefer Serçe onların bu davetini kırmadı. Ve karavanda kızarın odasında kaldı. O kadar yorulmuşlardı ki hemen uyudular.

Birkaç saat sonra Dal uyandı Ateş ve Yay’a baktı. İkisi de derin uykudaydı. Sık sık yaptığı gibi sesli şekilde kendi kendine konuştu. ‘’Tabi ilk uyanan benim. Neredeyse hiçbir şey yapmadım ki.’’ Dedi sessizce kalktı ve mutfağa geçtiğinde masada tek başına oturan Serçe’yi gördü.

‘’Yorgun olduğu düşüyordum.’’ Dedi Serçe. Dal’ı görünce. Dal dolaba doğru ilerlerken

‘’Evet öyleyiz fakat ben oturmak dışında fazla bir şey yapmadım.’’ Aynı anda dolabı karıştırmaya başladı Gölge’nin en sevdiği tatlılardan buldu. Aslında canı o kadarda tatlı çekmese de sırf Gölge’ye inat iki tane aldı ve birini Serçe’ye uzattı. Serçe tatlıyı görünce sevinçle ‘’Bu imparatorluktan bir tatlı değil mi? Bunlardan iki yıldır yemiyordum.’’ Dal yüzünde pis bir sırıtış belirdi. ‘’Aramızdan birinin çok sevdiği şey olan çikolatalı’’

Serçe, Dal’ın ifadesi yüzünden ürktü yine de paketi açtı. Aldığı tat muhteşemdi bu tadı neredeyse unutmuştu. Sanki her şey rüyadaymış gibiydi. ‘’Size ne kadar teşekkür etsem az. Sizin sayenizden kabus bitti.’’

Dal alçak gönüllülükle ‘’Bizim yerimizde olan herkes bunu yapardı…’’ Serçe onun sözünü kesti.

‘’Hayır yapmazdı. Dürüst olmak gerekirse sizin imparatorluktan geldiğini öğrendiğimde. Makineyi ele geçirmek için geldiğinizi düşündüm. Ama yanıldım sizin amacınız yardım etmekti.’’

Dal ona karşı çıktı ‘’Belki yanılıyorsun. Buradaydık ve amaçsızdık. Evet dürüst olmak gerekirse bunu yaparken bunun amacımız olduğunu düşündük. Sanırım öyleydi de bir şekilde bizimle bağlantılı çıktı.’’

Serçe ‘’Yine de hayatınızı riske attınız. Beni, Kalkan’ı çocukları hepimizi kurtardınız.’’ Dedi. Dal ekledi ‘’Kızıl Ayı da’’

Serçe’nin bakışları değişti. Dal devam etti ‘’Onu öyle kolay affedemediğin değil mi? Yerinde kim olsa zaten öyle kolayca affedemezdi. Belki de en çok ona yardım ettik.’’ Serçe alaycı bir şekilde güldü.

‘’Kötü bir niyeti yoktu ama iki sene içince bilmediği bir şeyle yaşamaktan daha kötü bir durumda da değildi.’’

‘’O anlamda demedim. Tüm o yaptıkları kontrolü kaybetmemek içindi. Kendinden korkuyor ve nefret ediyordu bu kendine bile yakıştıramadığı şeyler yüzünden Hançer oldu. Herkesin nefret ettiği bir karakter. Sağlıklı düşünemiyordu. Kimsenin zarar görmesini istemediğini söylemişti. Madem öyleydi neden hepimizi bir savaşa soktu?’’

Serçe derin bir nefes aldı ‘’Çünkü ilk kez bir umut görmüştü. Onu durdurabilecek birilerini eğer o dövüşü kazanamayan biri onu durduramazdı. Haklısın en çok yardıma ihtiyacı olan oymuş.’’ Dal içinden bir hayal kırıklığı yaşadı Serçe’nin doğru cevabı vermesini değil daha çok ‘Neydi?’ gibi bir soru sormasını beklemişti.

Bir süre ikisi de bir şey söylemediler. Sonra Serçe ‘’Şey.. Sen ve Gölge arasında diğerlerinden farklı bir ilişki var gibi.’’

Dal önce şaşırdı ‘’Uzun hikaye o küçük şeytan… Bir saniye bunu sormanı Ay istedi değil mi?’’ Serçe utanarak kafasını aşağı yukarı sallarken. Mutfağın girişinden bir ses ‘’Bak sen bizim sarışına.’’ Konuşan Gölge’ydi bu sözü söyleyip gidip Dal’ın yanına oturdu ‘’O yediğin düşündüğüm şey mi?’’

Üçü, Gölge ve Dal’ın atışmaları ile dolu olan bir sohbette girdiler…

 

Herkes uyandığında; ‘’Annem bilmediğin yerlere ışınlanma derdi. Tabi annemi hiç hatırlamıyorum ama eminim böyle derdi.’’ Dedi Yay.

Ay ona katıldı ‘’Bende emin değilim ya çok kötü bir yere ışınlanırsak. Şey gibi yaşam yi…’’

Yay sözü tamamladı ‘’Yiyenler.’’

Ay’ın yüzü değişti. Ateş ‘’Yay bende senin endişeni taşıyorum ama fotoğraf… Bunun bir nedeni olmalı. Ay senin de merak ettiğini biliyorum ama bizim için endişelendiğinden korkuyorsun.’’

Gölge ve Dal ona destek çıktı. Zaten ikisi de gitmek üzerine oy kullanmışlardı. Tuhaf bir şekilde bu konuda hiç tartışmamışlardı. Bir süre daha konuştular herkes düşüncelerini söyledi…

Günü ilerleyen saatleri

O geçitti kullanacaklardı. Ay ve Yay’ın ciddi endişeleri olmalarına rağmen onlarda orada ne olduğunu öğrenmek istiyorlardı. Daha sonra çocukları kontrol ettiler. Serçe ve Kalkan’la beraber köylülerle konuştular. Son kez de Kızıl Ayı ve Kızıl Ahtapot’la da konuştular daha doğrusu uyardılar. Devriye askerleriyle fazla konuşmadılar bu bilgiler başka bir ülkenin elinde tehlikeli olabilirdi. Zaten şunu da iyi biliyorlardı askerler gittikten birkaç hafta sonra Işık ülkesi bu kaleyi incelemeye gelecekti. Tabi aynı şekilde imparatorlukta yine de köye bir zarar vereceklerini düşünmüyorlardı. Ertesi gün çabuk geldi. Köylüler gençleri uğurladılar iyi dilekleri ilettiler. Bu gençleri unutmayacaklardı.

Karavan çok rahat bir şekilde geçitte sığmıştı. Vedalaştılar kuleye gelen sadece Serçe ve Kalkan olmuştu Köy halkı ve geriye kalan herkes köyde kalmıştı. Serçe ve Kalkan hayatları boyunca minnettar kalacakları gençler gittikten sonra. Onlarda Ahtapot, Kızıl Ayı ve diğer beş genci alıp imparatorluğa döneceklerdi. Uzun bir yol olacaktı ama bunu atlatabilirlerdi. Vedalaştılar. ‘’Bir gün tekrar karşılaşacağız.’’ Dedi Ateş.

Serçe ‘’Evet geçmişiniz ile ilgili gerçeği öğrendiğinizde eminim imparatorluğa döneceksiniz sizi bekliyor olacağım. Ve her şey için tekrar teşekkürler.’’ Dedi.

Yay elinde bir hançer taşıyordu Kızıl Ayı’nın hançeriydi Ateş ‘’Onu ne zaman aldın?’’

Yay sırıtarak ‘’Hatıra bu. İlk maceramızın hatırası. Bunu orada bırakacak değiliz. Kızıl Ayı bunun artık işe yaramayacağını artık sıradan bir hançer olduğunu söylemişti. Hem Gölge’de Ahtapot’un pelerinini aldı.’’ Herkes hançere baktı tuhaf bir histi. Bu hançer sanki tüm bu olanların özetiydi.

Gençler karavana bindiler Kalkan kodları girdiğinde geçidin üstü kapanmaya başladı yarım küre şekline geldi ve işlem tamamlandı…

 

Işınlanma gerçekleşti artık bilmedikleri başka bir yerdelerdi. Karavanın etrafında sesler duyuldu. Bir kız sesi ‘’Hani çalışmıyordu?’’ Bir erkek sesi ona cevap verdi. ‘’Bilmiyorum iki senedir çalışmamış.’’ Karavanın içinde ki gençler sesleri duyunca birbirlerine baktılar…….

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

YAŞAM TAŞI : KRALSIZ ÜLKE (BÖLÜM 35)

CS:GO Bedava Skin Nasıl Alınır?