YAŞAM TAŞI : KRALSIZ ÜLKE (BÖLÜM 35)

                                       BÖLÜM 9: DEĞİŞİM

Kimdi? Bilmiyordu daha doğrusu hatırlayamıyordu…

 

Bir çocuğun dilenmek ya da çalmak dışında fazla seçeneğinin olmadığı her şeyden uzak berbat bir yer; yüksek binaların olduğu imparatorluk ve diğer krallıkların karışmadığı suçluların ve sürülmüşlerin yönettiği şehir: Kayıp Şehir.

O şehirde yaşadığı günleri hatırlayamıyordu. Zaten hatırlasa da güzel anılar bulamayacaktı. Sokaklarda dilenen ya da sürekli savaş halinde olan çetelerden birine üye olan çocuklardan biriydi işte. Muhtemelen birkaç yıl sonrada ölecekti. Kimsenin önemsemediği Kayıp Şehrin, kayıp çocuklarından biriydi.

Sokakta dilenirken daha önce görmediği biri ona yemek verdi. Daha önce hiç yemediği enfes bir şeydi. Sadece verdiği şey yemekte değildi daha önce ona hiç verilmeyen bir şeydi şefkat verilmişti. Adamı takip etti ve şehirde olabileceğine asla inanmayacağı yere geldi burada kendi gibi çocuklara iyi bakılıyordu. Hayallerinin ötesinde mutluluğu yaşıyordu. Burada sonsuza kadar kalmak istiyordu.

Bir süre sonra ona bir soru sorulmuştu. ‘’Üstün olmak istiyor musun?’’  O da bunu beklemeden kabul etti.

Böyle bir teklifi nasıl kabul etmesin Üstün olmak kayıp şehirdeki herkesin hayaliydi. Yani bir sanat kullanıcı olacaktı. Ancak üstün olanlar bir çeteye girebilir ve daha üst yaşam seviyesine geçebilirdi. Kabul etti ve en son korktuğu günde o gün oldu. Çünkü onu tüpe soktuklarında aklından geriye fazla bir şey kalmamıştı.

Artık geçmişine dair hiçbir şeyi hatırlayamıyordu. Hatta şimdiyi bile hatırlayamıyordu. Ne geçmiş ne gelecek hiçbir şey hakkında bir düşüncesi ya da umudu yoktu. Sadece ona söyleneni yapıyordu. Saçları ve vücudunda ki tüm kılları artık beyazdı. Aklı artık yoktu bir tür zombiye dönüşmüştü.

Bir gün onu ve yanında ki kendi gibi yedi çocukla beraber bir adama verildi. Artık emirleri verecek olan adam oydu. Artık imparatorluğun topraklarındaydı. Diğer çocuklarla beraber ne söyleniyorsa onu yapıyordu. Kendi iradesi yoktu derin bir uykuda gibiydi.

Bir süre sonra yaşadıkları yerden kaçmaları gerekti. Bu sefer emirleri verecek kişi kırmızı saçlı ve kırmızı gözlü kızdı: Kızıl Prenses. Onun emirlerini takip ettiler. Kalabalık bir grupla Kızıl Prenses’i takip ettiler. Birkaç gün sonra yanlarındaki adamlara saldırma emrini aldılar savaş sırasında uçurumun yanında göçüğe düştüler. Düştüler yuvarlandılar en sonunda durdular uçurumu gören bir boşluğun üstünde.

Kısa bir kovalamaca ardından tekrar savaş başladı. Düşman haydutların lideriydi. Kızıl Prenses ve Kızıl Ayı diğer adamla savaşıyordu.

Üç bilinçsiz çocuk lidere saldırdı. Boşunaydı adam çok güçlüydü ve hepsini teker teker acımadan oracıkta katletti.

Onun hayatı burada bitmişti. Kim olduğunu hatırlamadan… Sessizce kimsenin bilmediği kimsenin hatırlamayacağı bir şekilde bitmişti…

 

Haydutların lideri üç çocuğu rahatlıkla öldürdü, son çocuğunda işini bitirdiğinden emin olduktan sonra arkasını döndü. Bunlar beyaz dedikleri çocuklardı önemli değildiler asıl önemli olan Kızıl Prenses ve onun ikizi olan Kızıl Ayı’ydı. Adamının kontrolunu kaybedip çocukları öldürmemiş olduğunu umdu ve arkasını gördüğünde adamının cansız bedenini gördü.

‘’Canlı ve ölü artık umurunda değilsiniz.’’ Dedi ve tüm gücüyle Kızıl Prenses’e saldırdı. Kızıl Prenses kollarıyla kendini korumaya çalıştı. Darbenin etkisiyle birkaç metre uzaktaki duvara çarptı. Hala kendindeydi saldırı güçlü olsa da Kızıl Prenses’i alt etmek için fazlası lazımdı.

‘’Bu darbeyi alıp ölen çok fazla adam oldu. Gerçekten güçlü…’’ arkasından Kızıl Ayı kollarından çıkan ayı pençesine benzer enerji ile onu tuttu. Haydut bir süre boğuştuktan sonra Kızıl Ayı’yı fazladan çıkan iki eliyle önüne almayı başardı ve onun yüzünde bir süre elinde enerji biriktirdikten sonra yumruğu patlattı. Darbenin etkisiyle birkaç metre yerde sürüklendi. Haydut, Kızıl Ayı’nın başına geldi. Kızıl Ayı’nın başından oluk oluk kanlar akıyordu kendinden geçmeden önce ‘’Ona yeteri kadar zaman kazandırdım…’’ dedi ve en son gördüğü kız kardeşinin yüzünde ki ifadeyi gördü. Kız kardeşinin tüm bedeni parlamaya başlamıştı bunun anlamını biliyordu. Hayduttun işi bitmek üzereydi. Daha fazla dayanamadı yavaşça her şey karardı…

 

‘’Kalk artık ikizim böyle sefil bir şekilde ölmemeli.’’ Bir iki tokatla uyanan Kızıl Ayı etrafına baktı. Liderinin cansız bedeni yerde yatıyordu. Yanlarında ki üç çocuk ve diğer haydutlar, hepsi ölmüşler. Sadece Kızıl Ayı ve Kızıl Prenses yaşıyordu. ‘’Yukarıya gitmeliyiz tehlikede olabilirler.’’

Kızıl Prenses ‘’Ahh yapma en zorları bizleydi. Eğer o kadarıyla bile başa çıkmıyorlarsa zaten…’’ öksürmeye başladı.

Kızıl Ayı kardeşini kalkmasına yardım etti. Mağaranın ucundaki uçuruma götürdü oturdular. Bulundukları yer az ışık aldığından mı yoksa uçurumun derinliğinin fazla olduğundan mı bulundukları yerden aşağısını göremiyordu sanki sonsuz bir uçurumun başındaydılar. ‘’Şimdi ne olacak?’’ diye sordu Kızıl Ayı.

Kızıl Prenses güldü ‘’Ne olacak sanıyorsun. Yolumuza devam edeceğiz. Bu saatten sonra geri dönemem.’’ Sonra sordu. ‘’Sen ne yapacaksın?’’

Kızıl Ayı boşluğa bakarken ‘’Bilemiyorum. Şimdiye kadar kimseye bir şey söylemedim. Hep dediklerini yaptım ama artık sormalıyım. Sen ne yapıyorsun?’’

Kızıl Prenses ona bakmadan ‘’Sadece güçlü olmaya çalışıyorum.’’ dedi

Kızıl Ayı ağlamaya başladı ‘’Babam belki de Sarı Aslan’ı yaraladı veya daha kötüsünü yaptı. Serçe’ye bunu anlatamam üstelikte onu kandırıyorum. İyilik yaptığımı düşünürken ona zarar veriyorum. Kardeşlerimi…’’ Kızıl Prenses ona bir tokat attı.

‘’Sakin ol ne yaptıksa onlarında iyiliği içindi. Serçe’yi getirmek istemedim ama babam onu kontrol ederek Sarı Aslan’ı ikna edebileceği gibi aptalca bir hareket yaptı. Sarı Aslanda bunu hemen halamıza yetiştirmesi imparatorluğun bize saldırmasına neden oldu. Tabi bu gerçeği aramızda sadece sen ve ben biliyoruz.’’

‘’Bu yüzdende vicdan azabı çekiyorum. Kardeşlerim acı çekiyor. Serçe’ye yalan söylüyorum. Buna daha fazla dayanamıyorum.’’

Kızıl Prenses şaşkınlıkla ‘’Bir planın mı var?’’

‘’Evet var bu saatten sonra geride dönemem bu yüzden en uygun şey benim ölmemdir.’’

Kızıl Prenses güldü. ‘’Bu yüzden planları ben yapıyorum. Plana bak ölmekmiş.’’

Kızıl Ayı sakladığı hançeri kız kardeşine gösterdi. ‘’Babamın hediyesi.’’ Dedi.

‘’Vay tek bana hediyeler vermediğini biliyordum. Açıkcası beni hayal kırıklığına uğrattın şimdiye kadar bunu niye söylemedin. Biz kardeşiz.’’

Kızıl Ayı başını salladı ‘’Eğer söyleseydim bunu benden bir şekilde alırdın.’’

Kızıl Prenses yine güldü ‘’Kardeş olduğumuzdan beni iyi tanıyorsun. Peki senin hediyen ne işe yarıyor?’’

‘’Yaşam enerjini başka bir yeteneğe çeviriyor. Kesici tarzında oluyor çok güçlü sayılmaz. Asıl önemli özelliği şekil değiştirmeni sağlıyor.’’

Kızıl Prenses etkilenmişti ‘’Çok kullanışlıymış gerçekten. Profesörün imparatorlukta bu kadar rahat dolanmasına şaşırmamalı. Bu tür icatlarla istediklerini yapabilir. Planına geç artık birazdan bizimkiler bizi kurtarmaya gelirler.’’ Dedi ve tekrar öksürdü bu sefer ağzından biraz kan geldi.

‘’Ölen çocuklardan birinin şekline gireceğim. Sende benim öldüğümü söylersin.’’ Kızıl Prenses kardeşinin kısa planı duyunca ‘’Yani bu buydu? Etrafta beyinsiz zombi gibi gezeceksin. Peki benim işlerimi bozmadığı sürece kardeşimi kıracak değilim.’’

Kızıl Ayı elindeki hançer ile ölen en yakın çocuğun yanına gitti. Kendini kötü hissediyordu. Daha fazla düşünmedi elini ölü bedene koyup hançerin üzerindeki siyah taşa bastı. Yüz hatları değişmeye başladı, göz rengi saçları, boyu da kısalmaya başladı. İşlem sonunda yerde yatan cesedin kusursuz bir kopyası oldu.

Kızıl Prenses alkışlayarak. ‘’Harika bir ucube oldun kardeşim.’’ Kalkan’ın sesi duydular onları bulmak için geliyorlardı. ‘’Geliyorlar. Hadi bakalım. Artık benim hizmetkarlarımdan oldun ama bu berbat hale iken seni ben taşımalıyım.’’

Gitmeye hazırlanırken Kızıl Prenses’in dudağından kan süzüldü elinin tersiyle kanı sildi. ‘’Çok zorladım kendimi’’ Kızıl Ayı ‘’Bu kadar kontrolsüz savaşmamalıydın. Gerçi bunu yapmasan şu an ikimizde ölmüş olabilirdik.’’

Kızıl Ayı, bu kadar şey olmuşken neden bunu düşündüğünü bilmeyerek. ‘’Sence dedikleri doğru mu? Tüm yaşam sanatı kullanıcıları deli mi?’’ Sorduğu anda da dehşet içinde kaldı kız kardeşinin yüzünde ki o deli sırıtışını gördü. Kızıl Prenses’in cevabı ‘’Kim bilir?’’…

 

Kızıl Ayı geçen günler boyunca rol yapmayı sürdürdü. Zaten zor değildi sadece ona söyleneni yapmak ve sessizce durmak. Hoşuna giden bir şeyde vardı. Onun öldüğünü sandıklarından üzülmeleri. Evet bu hoşuna gitmişti en azından onu böyle hatırlayacak olmaları iyi hissettiriyordu. Bunun sadistçe olduğunu düşündü artık kendinden de rahatsız olmaya başlamıştı…

 

Kaleye geldiklerinde Kızıl Ayı beyinsiz taklidine bir son vermek zorunda kaldı. Kızıl Prenses kalede buldukları taşları çocuklara verirken Kızıl Ayı’da o taşlardan almış ama asla yutmamıştı. Taşları yuttuktan sonra çocukların karakter özellikleri göstermesi üzerine Kızıl Ayı’da bir karakter oluşturdu. Sinir bozucu, güvenilmez bir karakter olan Hançer’e…

Kızıl Ayı’ya Kızıl Prenses yeni adını vermişti artık onun adı Hançer’di. Genelde Kızıl Prenses ve Kızıl Ayı beraber yalnız kalıyorlardı.

‘’Buraya geldiğimiz günden beri ona çok yükleniyorsun.’’ Kızıl Prenses siyah devasa küre ile uğraşırken kafasını kaldırıp ‘’Kimle? Ha Serçe’den bahsediyorsun. Ona iyilik yapıyorum çok zayıf karakterli biraz güçlenmesi lazım bende bunu sağlıyorum. Nede olsa en eski arkadaşım.’’ Son cümleyi hafif gülerek söyledi. Sonra ekledi ‘’Peki sen niye o kadar sinir bozucusun?’’

‘’Bilmiyorum. Nefret edilmem lazım. Sanırım bu yüzden. Çok şeyden sorumluyum benden nefret etiklerinde kendimi daha iyi hissediyorum.’’ Dedi cümlenin sonlarına doğru gözleri dolmaya başlamıştı.

‘’Lütfen… yine ağlamayacaksın değil mi? Annemizi kaybettiğimizde de seni susturmak için bir hafta uğraşmıştım. Ondan sonra pek ağlamamıştın.’’

Kızıl Ayı gözlerini sildi. ‘’Çünkü ondan sonra daha kötüsü ile karşılaşmadım. Onu çok özlüyorum. Eğer denilenleri yaparsak geri gelecek mi?’’ Kızıl Prenses makine ile uğraşmayı bitirmiş odadan dışarı çıktı Kızıl Ayı’da onu takip etti. Odanın dışındaki salonun en yakın penceresine gittiler. Manzaraya bakarak.

‘’Bilmiyorum ama senin de gördüğün gibi bu sanat hayallerimizin ötesinde.’’…

 

Birkaç ayda bir -düzgün bir periyodu olmasa da- daha önce görmedikleri bir adam geliyor. Uzun boylu dağınık saçlı genç bir adamdı. Geldiğinde makineyi kontrol ediyor Kızıl Prenses’le konuşuyordu. Yanlarında her zaman Kızıl Ayı olurdu. Kızıl Prenses, Hançer’in kimliğini adama söylemişti.

Bir gün ‘’İyi haberlerim var imparatorluğun burasını bulması mümkün değil. Oradakiler tam bir aptal.’’ Dedi neşeyle. Bu adam tuhaf bir biçimde çok neşeli biriydi. ‘’Her neyse her şey yolunda gözüküyor.’’ Genelde dediği kimsenin buraya gelmeyeceği gibi şeyler oluyordu ve hiç beklemeden gidiyordu.

Bir gün Kızıl Prenses ‘’HANÇER! Ah pardon kardeşim. Gitmeliyim o adam geldiğinde artık işleri Ahta’nın yürüteceğini söylersin. Sen onlara göz kulak ol.’’ Hiçbir şeyin fark etmeyeceğini bildiğinden Kızıl Ayı hiçbir şey söylemedi. Kızıl prenses nereye gittiğini kimseye söylemeden çekti gitti.

O adam geldiğinde artık Ahtapot’la konuşuyor gitmeden gizlice Kızıl Ayı ile de konuşuyordu. ‘’Kardeşin için endişeliyim. Bu yaptığı çok tehlikeli. Gittiği yerde başına korkunç şeyler gelebilir.’’ Kızıl Ayı adamın devamlı kardeşinin nereye gittiğini öğrenme çabasından bıkmıştı.

‘’Nereye gittiğini bilmiyorum ki?’’

‘’Nasıl bilmezsin? Sormadın mı?’’ Kızıl Ayı, Hançer rolündeki sırıtışıyla ‘’Zahmet etmedim senin bilmeni istemediği için zaten bana söylemeyecekti’’…

 

Daha sonraki bir zamanda o adamın kaleye gelişinde ki gizli bir konuşmada Kızıl Ayı bağırarak. ‘’Sen ciddi misin?’’

O adam yere bakarak ‘’Evet kız kardeşin öldü Ahtapot’a söylerken çok ciddiydim. Çok üzgünüm. Tehlikeli işlere bulaştı ve sonu bu oldu. Gerçekten çok üzgünüm büyük bir potansiyeli vardı.’’ Kızıl Ayı hiçbir şey söylemedi adamda çekti gitti.

Ne yapacağını bilmiyordu. Bu gerçek olabilir miydi? Gerçekten kız kardeşi ölmüş muydu? Asıl önemli soru şimdi ne yapacaktı? Birkaç saatlik yalnızlığın sonucunda şuna karar vermişti. ‘Ne fark etti ki?’ devam edecekti iğrendiği oyununa devam edecekti.

Oyun devam etmişti gitmeden önce Kızıl Prenses’in söylediği gibi köydeki çocukların yaşam sanatı kullanabileceklerine ikna edilip deneylere başlanılacaktı. Kızıl Kalkan buna karşı çıkmış bunun sonucunda da zindanda tutsak edilmişti. Daha sonra Serçe zekice planıyla kaçmış ve bu işi bozmak için uğraşmıştı. Birkaç gün onu bulmaya çalıştırlar…

 

Bir gün Kızıl Ayı köye yakın bir yerlerde iken. Bir adamla karşılaştı sezemediği bir adamla sanki orada değil gibiydi. Kızıl Ayı’ya bir zarf verdi.  Dedi ki ‘’Bu senin için değil. Başkaları için.’’ Sonrada gitti. Kızıl Ayı çok tuhaf olmuştu çünkü adamın yüzünü o gittikten sonra hatırlayamaz olmuştu. Elinde ki zarfı tabi ki açtı içindekilerine baktı. Kafası alak bullak oldu. Neler oluyordu? Bu nasıl bir oyundu? Aynı gün içinde Serçe ile köye kaçan bir çocuğu bulmaya gittiklerinde dört gençle karşılaşmıştı. Sonunda anlamıştı sona gelmişti.

İki seneden beri süren bu zor oyun yakında bitecekti…

***

‘’Buna inanmak gerçekten zor.’’ Dedi Ateş. Hançer’in anlattığı hikaye etkileyiciydi ama bu bir tür şaşırtmacada olabilirdi. Hançer gülümsedi. ‘’Haklısın bende senin yerinde olsam inanmazdım. Kanıtlamama izin ver.’’ Dedi.

Gözlerini kapadı ve tüm vücudu parlamaya başladı. Saç diplerinden başlayarak bembeyaz olan saçları kırmızıya dönmeye başladı. Yüz hatları da değişiyordu artık Kalkan’ı anımsatan hatlara sahip olmuştu gözlerini tekrar açtığında da gri gözlerinin yerini kırmızı gözler almıştı.

Ateş ilk kez böyle bir şey ile karşılaşıyordu. Kızıl Ayı ‘’Sanırım artık bana inanıyorsundur.’’ Sesi de değişmişti o alaycı ince ses artık daha kalındı ve alaycılıktan da eser kalmamıştı.

Ateş şaşkınlığını gizleyemedi ‘’Evet inanıyorum.’’ Biraz bekledi ‘’Peki bu ne anlama geliyor?’’

Kızıl Ayı gülümsedi ‘’Demek istediğin savaşmamıza gerek olup olmadığıysa. Üzgünüm ama amacıma engel olacaksan savaşacağız.’’

Ateş makinenin içindeki Kalkan’ı göstererek ‘’Yapacağın şey o çocukları öldürebilir. Kendi öz kardeşine yaptığına bak onu da öldürebilirsin.’’ Kızıl Ayı gözlerini kıstı ‘’Çocuklar üzerinde zarar verici bir şey yapmayacağım. En ufak bir riskte işlemi durdururum. Çocukları hiçbirini işleme zorlamayacağım sonrasında da geri dönmek isteyenleri köylerine geri dönmelerini sağlayacağım. Kardeşim konusunda da endişelenme ailemden geri kalan az kişiden biri o ölmesine izin vermem. Makine bizim aileden olanların yaşam enerjisi ile çalışıyor o yüzden ben, Ahtapot ya da Kalkan’dan biri işimizi görürdü.  Yani en küçük riskte kardeşimi oradan çıkarırım yerine ben geçerim ama şu an onun orada olması gerekiyor.’’

Ateş içinde ki öfkenin büyüdüğünü fark etti. İşaret parmağını Ayı’ya doğrultarak ‘’Beni aptal mı sanıyorsun? Buraya kadar gelmişken savaşmamıza gerek olmadığını söylüyorsun. Eğer böyle olduğuna inansaydın en başında bunların olmamasını sağlayabilirdin. Şu an arkadaşlarım dışarıda savaş içindeler. Bunu engelleyebilirdin ama yapmadın neden?’’

Kızıl Ayı hayal kırıklığına uğramış bir şekilde ‘’Anlayacağını düşünmüştüm. Demek ki yanılmışım.’’ Dedi. Bu sözler Ateş’i daha da öfkelendirdi.

‘’Sadece kendini kandırıyorsun. Küçük bahanelerle kendini avutarak sadece kaçıyorsun. Kimsenin zarar görmeyeceğini planladığını söyledin ama şimdiden birçok kimse zarar gördü. Köydeki aileler hep endişe içindeler, kendi öz kardeşinin senin yüzünden çektiklerine baksana. Serçe’ye iki senedir işkence içinde yaşamasına neden olmuşsun. Şimdi de neden olduklarınla yüzleşmekten kaçınıyorsun.’’

***

‘’Ben gidince aptal gibi davranmayacaksın değil mi?’’ dedi Kızıl Prenses.

Kızıl Ayı oturduğu yerden ayakta ki kız kardeşine baktı. ‘’Her gün bu olanları bitirip imparatorluğa dönmeyi düşünürken beni durduracak birinin olmayacak olması işimi zorlaştıracaktır.’’

Kızıl Prenses omuz silkti. ‘’İstersen şimdi her şeyi anlat tüm bu çabalarımız boşa gitsin. Çok duygusalsın bu seni zayıflatıyor aynı babamız gibisin. Beni sorumlu tutuyorsun ama ben ne yaptıysam hepsi hepimiz iyiliği içindi. Görmüyor musun? Ahtapot’un kararları daha kesin. Silik karakterli Kalkan yaşadıklarımızdan sonra olgunlaştı. Serçe’nin içinde ki şey hakkında bende endişeliyim ondan sadece kendisi kurtulabilir. Ona bir amaç verdim; güçlenmesi için sence eskisinden daha güçlü değil mi? Evet belki onlara zarar vermiş, üzmüş olabilirim ama tüm bunlar onları daha güçlendirmedi mi? Onlar benim kardeşlerim ve en eski arkadaşım onlara asla zarar vermem. Düşündüğünün aksine onlara onlara zarar vermek istemiyorum ben onları daha sonra karşılaşacakları bir zarardan korumak istiyorum. Bu öyle kolay olmuyor ne yazık ki. Büyük fedakarlıklar gerektiriyor. Tüm bunlar bittiğinde emin ol hepsi bizi affedecektir. En doğru karar en zor olanıdır.’’

***

Ateş’in sert çıkışı Kızıl Ayı’yı sinirlendirmişti. ‘’Tüm dövüşlerin sonunu önceden biliyorum sizinkiler kazanacak. Bunu yaptım çünkü gerekliydi bunu anlayamazsın. Gerçekten imparatorluk gibi aptalsınız. Buraya gelirken savaş olacağını biliyordunuz bana şimdi kimsenin zarar görmesini istemediğinizi söyleme. Her neyse konuşmanın bir önemi yok.  Bu söylediklerim sana doğru gelmiyor olabilir aynı senin söylediklerinin benim için yanlış. Bu yüzden doğru ya da yanlış yoktur. Sadece haklı olan vardır o da güçlü olandır.’’

Ateş gülümsedi ‘’Bu konuda sana katılmıyor değilim.’’

Kızıl Ayı’da gülümsedi. ‘’ilk seviyeden benimseme seviyesine geçelim. Bu sefer ilk kandan dökmekten daha fazlasını yapmak gerekecek.’’ Dedi. Ateş bunu kabul etti.

Ateş içinde ki yaşam enerjisine odaklandı. İlk bu seviyeye ulaştığı güne göre çok ustalaşmıştı. Şimdi karşısında bir değişken kullanıcısı vardı. Değiştiği ise ayı suretiydi. Bunun anlamı yüksek fiziksel güç ve yaşam savunması demekti. Karşısında imparatorluk ordusunda ki Kızıl Kaplanın oğlu olduğu düşünülünce işi hiç kolay olmayacaktı.

Ateş ve Kızıl Ayı içlerinde ki enerji aynı anda serbest bıraktılar. Kızıl ayı kamburlaştı ve üstünde kırmızı yarı saydam yaşam enerjisinden oluşan bir ayı sureti oluştu. Ayı sureti tüm vücudunu kaplamıştı. Kızıl Ayı’nın kafasının üstünde bir baş daha var gibiydi. Vahşi bir ayı görüntüsü.

Ateş’in bedeninden çıkan enerjiden saçları dalgalandı. Benimseme seviyesine geçmişti. Artık kolları dizleri ve bacak dizleri yanıyormuş gibi gözüküyordu. Alevler sarı sarı parlıyor yakından bakıldığında gerçek alevler olmadığı yaşam enerjisinin şekillenmiş hali oldukları rahatça anlaşılabilirdi. Tüm vücudunu saran enerji ile parlıyordu. Kol ve bacaklarında ki yaşam enerjisi kullanıcı dışında her şeyi gerçek alevler gibi yakabilirlerdi.

‘’Artık hazır olduğumuza göre. Galibin haklı olmaktan çok daha fazlasına sahip olması gerektiğini düşünüyorum. Eğer ben seni yenersem o karavanınız benim olacak.’’

Ateş güldü ve dedi ki ‘’Adil bir teklif gibi görünmüyor benim kazanma durumunda benim alabileceğim bir şey yok.’’ Kızıl Ayı cebinden bir zarf çıkardı.

‘’Ben adil bir insanım kazanırsan kaleyi alabilirsin ek olarak bu zarfı.’’ Ateş şaşkınlığını gizleyerek ‘’Bir zarfta ilgimi çekecek ne olabilir ki?’’ diye sordu Kızıl Ayı bunu planladığını düşündü onun aklını karıştırmak istiyor olmalıydı.

‘’Böyle düşünüyorsan senin için daha iyi. Kazanırsan görebileceksin kaybedersen kaybedeceğin bir şey yok demektir.’’ Dedi ve iki yaşam sanatı kullanıcısı birbirine doğru koştu.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

En İyi Korku – Gerilim Kategorisindeki Animeler Listesi

YAŞAM TAŞI : KRALSIZ ÜLKE (BÖLÜM 36)