YAŞAM TAŞI : KRALSIZ ÜLKE (BÖLÜM 34)

Ay ve Serçe’nin sağ yumrukları çarpıştı. Birkaç saniye sonra Serçe, Ay’nın gücüne karşı koyamadı geri çekildi. Güç konusunda Ay üstündü. Karanlığa rağmen Ay rahatça Serçe o korkunç gri gözleriyle kendi eline baktığını gördü. Yankılanan sesle ‘’Ne kadar da zayıf beden.’’ Dedi.

Ay ‘’Şifa yeteneklerim olabilir ama bu savaşamayacağım anlamına gelmez. Güç konusunda kendime güveniyorum. Serçe’nin bedenini o kadar zayıf görüyorsan terk etsene.’’

‘’Zaten biraz sonra öleceksin seni dinleyecek değilim.’’ Dedi sesin kalınlığı ve yankılanır gibi çıkması Ay’ı hala ürpertiyordu. Asıl sorun ne yapacağını bilmiyordu. Serçe’yi nasıl kurtarabilirdi? Hemen bir durumu değerlendirdi. Bu şey her neyse sadece Serçe’nin bedenini kullanıyordu. Yani sınırları Serçe’nin sınırlarıydı. Eğer bedeni yenerse en azından o şey daha fazla bir şey yapamazdı. Bir şey daha fark etmişti. O kadar da iyi savaşamıyordu. Yaptığı saldırıları rahatlıkla görebiliyordu sadece kaba kuvvet uyguluyordu. Bir tekniği yoktu buna karşın Ay yıllar boyu Gezgin ile beraber yakın dövüşte kendini çok geliştirmişti.

Ay yumruklarını sıktı sonrada gardını aldı. Serçe ona kayıtsız bir ifade ile baktı hiçbir şey söylemedi Ay’ın meydan okumasını kabul etti. Kollarından kanattı andıran enerji oluştu. Havaya sıçradı kanatları kullanarak yükseldi. Ay’dan on metre uzaklaştıktan sonra son süratiyle ona doğru uçtu.

Ay son saniyeye kadar bekledi. Aralarında ki mesafe azalında hemen yana çekildi Serçe bunu beklemiyordu olduğu yere kontrolsüz bir iniş yaptı, kendini toparlayamadan yanına gelen Ay’ın sert yumruğu yüzünde patladı. Birkaç metre yumruğun etkisiyle havada süzüldü. Yere düştükten sonra kalktı. Yüzünde hala kayıtsız bir ifade vardı.

Ay, Gezgin’in sözlerini hatırlattı kendine. Yıllar süren o eğitimde sık sık tekrarlardı. ‘’Sanat kullanıcıların çok farklı yetenekleri olabilir. Her yeteneğin zayıflık ve üstünlükleri vardır. Bunu kendi tekniklerinin kullanarak rakibinin üstünlüklerini zayıflığa çevirmeye çalışırsın. Tabi o da aynısını rakip içinde geçerlidir. Ama… Sağlam bir yumruğun zarar vermeyeceği hiçbir kullanıcı yoktur.’’ Evet öyleydi şifacılar genellikle savaş güçleriyle bilinmezler, Ay ise genel durumun dışındaydı. Serçe dik dik Ay’a baktı.

‘’Hiçbir şey hissetmiyorum. Bana zarar vermiyorsun zarar gören Serçe’nin bedeni.’’

Ay duruşunu bozmadı. Saldırırken dikkatsiz olması için yalan söylüyor olabilirdi. Fakat davranışları pek yalan söylüyormuş gibi değildi ve şu konuda haklıydı zarar gören Serçe’nin bedeniydi.

Serçe tekrar Ay’ın üzerine atılacaktı ki birden tekledi başını tuttu ve inledi. O ürkütücü ses ile değil kendi insan sesiydi. Gözlerini kapandı birkaç saniye sonra tekrar açıldı. Gözlerin rengi griden tekrar kahverengiye dönüşmüştü. Ay’a yalvarmaya başladı. ‘’Acele et bir süreliğine onu engelliyorum. Hemen içeri girelim Ahtapotu durdurmamız lazım!!’’

Ay bir saniyeliğine durdu sonra sakince. ‘’Kes şunu.’’ Dedi.

‘’Kaybedecek zaman yok, çok geç olmadan…’’ Ay sesi yükseldi. ‘’Kes şunu!’’

‘’Vuruşun bedenimi yaralayınca bir süreliğine kontrolü tekrar ele..’’

Ay artık bağırıyordu. ‘’Kes şunu!!! YETER!!!’’

Serçe’nin sesi tekrar değişti. ‘’Hiç tereddüt etmedin.’’ Göz kapaklarını kapattı tekrar açtığında gözler gri olmuştu.

‘’Nasıl anladın? Serçe’nin en son söyledikleri yüzünden mi?’’ Ay öfkeli gözleriyle dik dik bakarak.

‘’Hayır söyledikleriyle alakası yok. Her neysen duyguların yok değil mi?’’

‘’Evet duygularım yok fakat bu bir eksiklik değil üstünlük.’’

‘’Gerçekten Serçe bedeninin kontrolünü ele geçirmiş olsaydı ne yapardı?’’ diye sordu Ay.

‘’Benim yaptıklarımdan farklı davranmazdı.’’ Diye yanıtladı.

Ay başını hafifçe sağa sola salladı ‘’Hayır. Eğer kendini düşünüyor olsaydı aynen senin gibi davranırdı ama Serçe kendini düşünmüyor. Bu yüzden yapacağı şey bana hemen içeri girip arkadaşıma yardım etmemi söyler kendisi de olabildiğince uzağa giderdi. Özellikle fazla zamanı olmadığının farkındaysa.’’

Duygusuz ses ‘’Nereden biliyorsun?’’

Ay hafifçe gülümsedi ‘’Çünkü onun yerinde olsam aynen böyle davranırdım. Korumam gereken arkadaşlarım içerde ve onlar için endişeleniyorum. Bunun ne anlama geldiğini bilmiyorsun.’’

Serçe ‘’Şu sözlerin sadece insanoğlunun bizden aşağı olduğunu gösteriyor.’’ Dedi. Ardından  Serçe’nin bedeni parlamaya başladı Ay’ı böyle yenemeyeceği için dövüşü benimseme seviyesine taşıyordu. Ay için başka bir sorun demekti bu. İlk sorun dövüşün uzaması ikincisi de fazla enerji harcamak zorun kalabilmesiydi. Şimdiye kadar savaş uzamıştı ama fazla enerji harcamamıştı. Benimseme seviyesine geçtiği anda daha fazla enerjisi harcamaya başlayacaktı.

Serçe benimseme seviyesine geçtiğinde vücuduna yapışık bir kahverengi serçe sureti belirdi. Sanki bir serçe kıyafeti giyiyordu. Serçe suretinin gagası tam ağzının önündeydi. Kollarının etrafı kocaman kanatlar vardı.

Ay şansını denemek istemedi onu ilk seviyede yenemeyeceği beliydi. İçindeki enerjiyi serbest bıraktı. Sarı saçları dalgalandı bütün vücudu sarı sarı parlıyordu. Özelikle dalgalanan sarı saçları daha da parlıyordu. Tüm bedeni sarı saydam enerji sarmıştı.

Serçe ‘’Gücün ve savunman artmış gibi. Acaba başka yeteneklerinde arttı mı?’’ dedi. Sağ kolunu başının soluna doğru kaldırdı. Kolunu hızlıca aşağı doğru indirdiğinde kanattan 10 santimlik tüye benzeyen enerjiler fırladı. Oldukça fazlalardı fırlayan tüyler hızla Ay’a doğru ilerliyordu. Tüyler her yerden geliyordu kaçmak imkansızdı Ay hemen ellerini birbirine çarptı. Ellerini çarptığında çıkan şaklamadan sonra etrafını sarı enerjiden bir küre sardı.

Tüylerin bir kısmı Ay’ın yanından geçti yere çarptılar çarptıkları yerlerle ufak çukurlar açtılar. Ay’a çarpanla sarı kürenin içine girdiklerinde yönleri değişti ve Ay’a çarpmadan savruldular. Ay’ın enerji alanına giren tüyler diğerlerine göre küçülmüşlerdi.

‘’Mesafeli saldırılar üzerimde fazla etkili değillerdir.’’ Serçe hiçbir şey söylemedi.  Kanat çırparak havalandı. Belli bir yüksekliğe çıkınca Ay’a doğru son sürat inmeye başladı. İlk seviyede yaptığı saldırı şeklinin aynıydı ama bu sefer benimseme seviyesindeydi. Ay’a yakınlaştığında serçe suretinin pençeleri öne çıktı. Keskin görünen pençelerdi. Hızlıydı Ay sadece sağına takla atarak kaçabilmişti. Serçe devamlı havada yay çizerek Ay’a saldırıyordu. O kadar hızlı inip çıkıyordu ki Ay karşı saldırıya fırsat bulamıyordu.

Serçe’nin saldırılarından birini tutturdu. Ay kollarını önde birleştirerek kendini korunu yine bir güç düellosuna girdiler. Serçe’nin keskin pençeleri ve hızının etkisi Ay’ın fiziksel gücünden daha baskın geldi ve Ay’ı geriye doğru savurdu. Ay hafif bir çığlık atarken Serçe suretinin sert bir kanat darbesini yüzünde buldu. Tamamen yere yapışmıştı ama hala kalkabilirdi.

Ay yerden sinirli bir şekilde kalktı. Serçe havada onu aşağılayan bir ifade ile bakıyordu. ‘’Sonunu kabullen kazanamazsın.’’

Ay cevap verdi ‘’Bu şekilde saldırırsan beni yere düşürebilecek kadar zarar vermeden. Serçe’nin bütün enerjisi bitecektir. Çünkü ben bir şifacıyım bana verdiğin bu küçük yaraları iyileştirmem uzun sürmez. Serçe’nin benimseme seviyesi çok fazla enerji harcıyordur şu an uçman bile büyük miktarda enerji kaybı yaşatıyor ama benim benimseme seviyemde yetenek kullanmadığım sürece enerjimde büyük bir azalma yaşamıyorum. Bu şekilde durmadan saldırsan bile ben sana vurmadan yere düşeceksindir.’’

Ay bir şifacıydı iyileştirme yetenekleri ve enerji kullanımında ustaydı. Serçe ise bir biçimlenendi saldırı gücü yüksek fakat çabuk enerjisi tükenen kullanıcılardandı.

‘’Haklısın.’’ Dedi Serçe ve bir kez daha Ay üstüne uçtu. Serçe suretinin pençeleri Ay’ın kollarından tuttu ve ikisi beraber havaya yükseldiler. ‘’O zaman senden derhal kurtulmalıyım.’’

Ay, Serçe’nin ne yapmaya çalıştığı anladı. Onu kuleden aşağıya atacaktı. Serçe uçabilirdi ama Ay uçamazdı. Bu yükseklikten düşerse Ay yaşam savunmasına rağmen sağ kalabileceğinden kuşkuluydu. Sağ kalsa bile başarısız olmuş olacaktı ve belki de arkadaşlarının ölmesine neden olacaktı. Buna izin veremezdi. Hemen bir tekme savurdu. Tekme serçe sureti üzerinden Serçenin karnına çarptı. Ay’ı tutan pençeler gevşeyince kurtulmayı başardı.

Yere kontrollü şekilde düştü birkaç takla attı hemen doğruldu kafasını kaldırdığında bahçenin sonuna birkaç metre kaldığını gördü. Tam zamanında kurtulmayı başarmıştı. Kafasını kaldırıp Serçe’ye baktı. Hala o kayıtsız yüz ifadesi ile bakıyordu. ‘’Daha fazla direnme insanoğlu.’’ Dedi ve tekrar ona doğru hızla inmeye başladı.

Ay bu seferde yakalanırsa her şey bitecekti. Bu yüzden yakalanmamalıydı, yakalamazdı. Yapılabilecek tek bir şey vardı. Ellerini çarptı şak sesinden sonra sol elini kaldırdı. Üzerine son süratiyle gelen Serçe’ye doğru tuttu ve eli parladı. Işık Şerçenin gözlerinin bir an için işlevini kaybetmesine neden olmuştu. Serçe açık hedef olarak üzerine geliyordu. Tam yerini bulan bir yumruğu Serçe’nin yüzüne geçirdi.

Serçe geriye doğru taklalar atarak gitti. Dengesini sağlayıp kalkarken ‘’Bütün bu çabaların boşuna…’’ cümlesini tamamlayamadan Ay çoktan yanına gelmişti. Ay tekrar ona yumruk atacağını beleyerek savunmaya geçti. Ay ellerini bir kez daha çarpıştırdı bu sefer şak sesinden sonra sağ elini kaldırdı. Serçe’nin göğsüne bastırdı.

Ay’ın sağ eliyle yaptığı saldırı rakibinin enerjisini kendi enerjisi ile birleştirmesini sağlıyordu. Sonrada kişiye acı ve sanki çarpılıyormuş gibi bir hasar veriyordu. Sağ elini Serçe’ye bastırdığı an daha farklı bir şey oldu. Ay’ın daha önce görmediği bir şey.

Serçe’nin bedeninde siyah enerjiler çıkmaya başladı. Siyah enerji akımları Serçe’nin bedenden ayrılıyor sonra yok oluyordu. Serçe bağırarak ‘’Bu nasıl mümkün olabilir? İmkansız!’’. Yankılanan soğuk sesin en son dediği bu oldu…

 

Serçe hafiften gözlerini aralayabildi. Günün ilk ışıkları nefret ettiği kulenin en üst katındaki bahçede gözlerine vuruyordu. Son anılarını hatırlamaya başladı. Biri onu kucağında tutuyor ona bakıyordu. Sanki… Tanıdık bir yüzdü. Uzun zamandır görmediği birine ait bir yüz. Siyah saçları olan bir arkadaş. Pek anlaşamadığı biriydi aslında ama şimdi görse çok sevineceği biriydi bu Serçe güçlükle ‘’Avcı…’’ diyebildi.

Gözlerini daha iyi açtığında kucağında olduğu kişinin Avcı olmadığını gördü. Onu tutanın siyah değil sarı saçları vardı bu Ay’dı. ‘’Benim, Serçe artık geçti.’’ Dedi. Serçe kendini tekrar güçlü hissetti doğruldu ve Ay’dan biraz uzaklaşarak.

‘’Ne yapıyorsun! Ya numara yapıyor olsaydı? Söylememiş miydim sakın bana güvenmeyin diye?’’

Ay şaşkınlıkla ‘’Evet söyledin ama yere düşmüştün…’’

‘’Bu kadar kolay kanmamalıydın…’’ derken, Ay ‘’Gözyaşların…’’ Serçe durdu ve yanaklarına dokundu ıslaktılar. Islaklığın sebebi kendi gözyaşlarıydı.

Ay ‘’O şey her neyse gözyaşını taklit edemezdi buna güvendim.’’

Ağlamıştı kendinde olmadı zaman ağlıyor muydu? Bir şey hissetti eliyle ensesine dokundu. Ay’a dedi ki ‘’Yok! Artık yok.’’ Artık bedenini kontrol eden şeyi hissedemiyordu. İki yıldır bir parazit gibi ensesinde hissettiği bazen ensesini parçalamayı bile düşündüren şey yoktu. Özgür olduğunu hissetti. ‘’Nasıl yaptın?’’ diye sordu.

Ay ‘’Sadece savaştım o kadar. Yenebileceğimi düşünmemiş miydin?’’

‘’Hayır onu demek istemedim. İçimden o şeyi nasıl çıkardın?’’ Ay şaşkınlıkla.

‘’Ben hiç bir şey çıkarmadım.’’ Serçe, Ay’ın safça verdiği cevaba güldü.

‘’Artık yok. Her ne yaptıysan beni o şeyden kurtardın. Çok teşekkür ederim.’’ Dedi. Ve gülmeye başladı ardından da ağlamaya. Bu sefer çok farklı gözyaşları döküyordu. Kabustan uyanmanın verdiği gözyaşlarıydı. Ay’a sarıldı. Ay dedi ki ‘’Henüz işimiz bitmedi. Kalkabilecek misin?’’…

 

Ahtapot sırtını duvara yaslamış salonda Gölge’yi arıyordu. Salonun bu kadar büyük ve fazla sütunlu olması onun aleyhineydi. Salonun büyüklüğü hep hoşuna gitmişti bağırdığı zamanlar sesi çok güzel yankılanırdı. Ama şuan bağırarak rakibini yenemezdi.

Ahtapot kışkırtmak için ‘’Anlaşılan imparatorluğun gizli okulları korkak yetiştirmekten başka bir şey yapmıyor.’’

Kaynağı belli olmayan yankılanan ses ‘’Göründüğünden de aptalmışsın tabi ki saklanacağım. Ben bir suikastçıyım. Hatırladın mı?’’ Ahtapot sesin nereden geldiğini anlamaya çalışıyordu fakat ses sanki bütün duvarlardan aynı anda çıkıyor gibiydi.

‘’Sesi kaynağını boşuna arama. Sesimin böyle yankılanıyor gibi çıkması sadece hoşuma gittiği için değil.’’

Ahtapot’a böyle düşünmüştü. ‘’İtiraf etmeliyim ki şaşırdım. Senin bu kadar konuşkan olacağını düşünmüyordum. Seni ilk gördüğümde o sessiz ama yetenekli suikastçılar gibi olduğunu düşünmüştüm. Sanırım sen farklısın konuşkan ama yeteneksiz.’’

Yankılan ses ‘’Aslında konuşma severim ama arkadaşlarımla fakat sen arkadaşım değilsin.’’

Ahtapot alaycı bir sesle ‘’O zaman kendi sözünle çelişiyorsun.’’ Yankılanan ses güldü.

‘’Merhametli bir kalbim var. Biraz sonra ölecek kişilerle son sohbetlerini yaparım.’’ Son iki kelime söylenirken yankı kesildi. Ve sütunların arasından Gölge göründü.

‘’Benden fazla bahsettik. Şimdi sen benim soruma cevap ver. Bütün emirleri veren biri neden dışardayken hizmetkarı içerde? Yoksa burada ki beyin sen değil miydin?’’ Gölge’nin sorusu üzerine Ahtapot’un yüzü değişti ve itiraf geldi.

‘’Haklısın, değilmişim…’’ Sesi daha çok kendi kendine konuşuyormuş gibiydi.

Gölge tek kaşını kaldırdı. Ahtapot tekrar konuştu. ‘’Ama bu seni hiç ilgilendirmiyor.’’ Dedi ve Ahtatop enerjiden dokunaçlarıyla Gölge’ye doğru hızla ilerlerdi. Gölge rahatlıkla savuşturdu e tekrar sütunların arasında gözden kayboldu. Sesi tekrar yankılanarak çıkıyordu.

‘’Pek hoşsohbetmişsin.’’

Ahtapot, Ateş’in girdiği kapıya doğru ilerledi. ‘’Zaman kazanamaya çalışıyorsun değil mi? Sandığının aksine zaman aleyhime değil lehime işliyor. Birazdan Serçe gelir. O sarışının Serçe’yi yenemez. Aşağıda bıraktığınız iki zavallıda bir şey yapamaz. Serçe ve ben bile o beşini yenemezdim. İçerde ki arkadaşın ise çoktan ölmüş olmalı.’’

Gölge’nin salonda yankılanan sesi bu sefer ürperticiydi ‘’Eğer haklıysan… HEPİNİZİ KATLEDERİM!!!’’ Ahtapot sesten biraz ürkmüştü. Belli etmemeye çalışarak.

‘’Büyük konuşuyorsun ama bunca zamandır gölgelerde gizlenmek ve konuşmaktan başka bir şey yapmadın.’’

‘’Bu konuda da sen haklısın. Artık harekete geçmenin zamanı geldi.’’ Gölge bu konuşmalar sırasında sessizce bir örümcek gibi tavanda yürüyerek. Ahtapotun üstüne kadar gelmişti. Ellerini serbest bıraktı tamamen baş aşağı tavanda duruyordu.

‘Zamanı geldi’ dediğinde ayaklarında ki enerjiyi keserek tavanla bağını kopardı Ahtapotun üstüne doğru düşmeye başladı. Sağ elinin parmakları birleşmiş enerji akışı olmuştu. Ahtapot şansa kafasını kaldırdı onu son anda fark etti.

Hemen hazır yuttuğu benimseme seviyesine geçti. Gölge parlayan Ahtapot’un üstüne düştü ama planladığı gibi olmamıştı. Artık Ahtapot’un üstünde kırmızı enerjiden oluşan dev bir ahtapot sureti vardı. Suretin dört dokunacı kol ve bacaklarını tutuyordu. Ahtapot gülümsüyordu, Gölge’yi yakalamıştı. Üzerinde beliren kırmızı renkteki enerjiden ahtapot dokunaçlar hızlı bir şekilde Gölge’ye üç darbe vurdu.

Gölge’nin başka çaresi kalmamıştı.

Ahtapot dördüncü darbe için dokunaçlarından birini kaldırdığında tuttuğu rakibinde bir şeyle oldu. Arkadan toplu saçları dağılmış ve sanki kara bir duman gibi hareket ediyordu. Aynı duman bütün vücudunu kaplamıştı. Gölgede benimseme seviyesine geçmişti.

Ahtapot suretinin Gölge’yi tutan dokunaç Gölge’nin sağ eli tarafından kesildi. Dokunaç yere düşmeden Gölge çoktan Ahtapot’tan uzaklaşmıştı. Kesilen dokunaç yere düştü biraz kıvrandıktan sonra buharlaşıp yok oldu.

Ahtapot kesilen dokunaca bakarken ‘’Sanırım çok iyi bir fırsattı kaçırdım. Bu fırsattı bir daha elde edemeyeceğim gibi.’’ Derken kesilen yer yavaş yavaş tekrar uzamaya başladı.

Gölge ‘’Sana aptal dediğim için özür dilerim. Kaybettiğini anlayacak kadar zekisin ama bunu kabullenemeyecek kadar da kibirlisin.’’

Ahtapot elini cebine attı bir şey çıkardı, elini sıkı sıkıya tutuyordu. ‘’O ne?’’ diye sordu Gölge. Ahtapot ellini açtı kırmızı iki santimi geçmeyen kırmızı bir taş vardı.

‘’Bir hediye ablam gitmeden önce vermişti.’’ Dedi ve taşı ağzına attı. Taşın kırılma sesinin Gölge çok rahat duyabiliyordu. Ahtapot gülümsedi. Gölge, enerji taşlarının tatlarını hatırlayarak. ‘’Pek tatlı olmuyorlar.’’ Dedi.

Ahtapotun gülümsemesi iyice yüzünde yayıldı. ‘’Bu bir enerji taşı değil. Bu bir kara enerji taşı. Enerji taşlarının aksine zamanla değil anında bana güç veriyor. Blöf yaptığımı düşünebilirsin ama yapmıyorum. Bunu da şimdi kanıtlayacağım.’’ Gölge’de onun blöf yaptığını sanmıyordu. Enerji taşları kişinin yaşam enerjisini yenilemesini hızlandırırdı. Dövüş sırasında çokta etkili olacak bir şey değildi zira bu hızlandırma dinlenme sırasında etkili olacak bir şeydi. Muhtemelen Ahtapot’un yediği taş enerji taşı değildi. Dikkatli olmalıydı.

Göz kapaklarını kapadı enerjinin artığını Gölge olduğu yerden çok rahat sezebiliyordu. Ahtapot tekrar gözlerini açtığında o kırmızı gözleri kıpkırmızı kesilmişti sanki parlıyordu. Yüzündeki gülümsemede aynen duruyordu. Hızla Gölge’ye doğru koştu. Hızı artmıştı bir saniyelik afallama yaşayan Gölge kaçmak için geri adım attı ama bu bir saniyelik şaşkınlığı ona pahalıya patlamıştı.

Ahtapot suretinin dokunacı sert bir şekilde ona vurdu. Gölge kontrolsüzce birkaç metre ilerde olan sütuna çarptı. Canı çok yanmıştı kendini toparladığında Ahtapot çoktan önüne gelmişti. Dokunacın biri boynunu kavrayıp havaya kaldırdı.

‘’Gölgeler içinde kalmalıydın arkadaşlarının kaybettiğini öğrendiğinde de kaçabilirdin. Yaşamak için bir şansın olurdu. Şimdi boynun kırılacak yani kısa boyun birazcık uzayacak.’’ Dokunaç daha fazla sıkmaya başladı. Eğer daha da güçlü sıkarsa boynu kırılmadan önce bilincini kaybedecekti.

Gölge pes edecek değildi. Sol el parmaklarını birleştirdi Ahtapot’un sağ omzuna vurdu. Eti kesmeyi başardı Ahtapot acıyı yaşarken sağ el parmaklarını birleştirip boynunu sıkan dokunacı kesti bu sefer daha zor olmuştu. O taşın etkisi olmalıydı. Dokunaçtan kurtulduktan sonra rahat bir nefes alabildi Ahtapot’a kendini toparlamış yüzündeki gülümseme öfkenin hakim olduğu bir ifade çevrilmişti. Dokunaçlardan biriyle sert bir darbe vurmak için tekrar savruldu. Gölge bu sefer hazırlıklıydı dokunacın üstünden takla açarak kurtuldu. Ardından ters taklalar açarak Ahtapot ile arasındaki mesafeyi iyice açtı.

Ahtapot öfkelenmişti ‘’Seni fazla küçümsedim. Şimdi tekrar saklanacaksın bir kez daha elimde ki fırsatı kaçırdım.’’ Dedi. Gölge kaçmıyordu.

‘’Hayır saklanmayacağım bu kullandığın her neyse sağlıklı bir şey benzemiyor. Büyük ihtimal belli bir süre sonra etkisi geçiyor olmalı. Şuan bile üzerindeki dengesizliği açıkça belli oluyor.’’ Gölge gözlemleri doğruydu Ahtapot vücudu içinde bir baskı hissediyordu ama hala gücü yerindeydi Gölge devam etti ‘’Bir süre senden uzak dursam hiçbir şey yapsam güçsüz duruma düşeceksin.’’

‘’Diyelim ki haklısın neden kaçmıyorsun peki?’’ Gölge gülümsedi.

‘’Kendimi test etmem için harika fırsat. Benim yaşam savunmam beşimiz arasında ki en düşük olanı. Düellolarda bu çok büyük sıkıntı oluyor ama bu eksiliğimi saldırı gücüyle kapatıyorum. Fazla enerji tüketen saldırılarım var. Birini denemek için uygun olduğunu düşünüyorum.’’ Gölge söylediğini yapacaktı enerjisinin büyük bir kısmını harcayacaktı. Dövüşe ilk başladığında olabildiğince az enerji harcamak için çabalamıştı ama şunu fark etti: Kızıl Ahtapot o taşı yedikten sonra aralarında ki en güçlü olanı olmalıydı eğer onu yenebilirse diğerleri de karşılarındaki rakiplerini yenebilecekti. O halde neden kendini tutuyordu ki?

Sağ ve sol ellerinin parmaklarını bir kez daha birleştirdi. Siyah duman ellerinden süzüldü ve eli rahatça görünebilir oldu. Parlıyorlardı. Ahtapot alaycı bir sesle ‘’Demek o dumanlar olmasa gölgelerde saklanmak oldukça zor olurdu. Zira bir fener gibi parlıyorsun.’’

Gölge karşılık vermedi iki elini başının üstünde birleştirdi ve daha da parlamaya başladı. Ahtapot bir şeylerin ters gittiğini anladı geç kalmadan saldırması gerekiyordu. Tam harekete geçecekken öksürdü içinden ’Şimdi olmaz.’ dedi doğrulmayı başardı. Gölge’nin üstüne doğru koşmaya başladı.

Gölge’nin başının üstünde parlayan ellerini hızlıca aşağıya doğru indirdi. Ve ince beyaz bir enerji hızlı bir şekilde üstüne doğru gelen Ahtapot’a gitti.

Enerji çok hızlı gelmişti Ahtapot gelen enerjiyi geç fark edebilmişti. Gelen ışın Ahtapot suretini ikiye böldü. Kızıl ahtapot gözleri kapanmış yere yığılırken suret tamamen buharlaştı. Buraya kadardı nerdeyse hiç enerjisi kalmamıştı. Kaybetmişti imparatorluğun köpeklerine kaybetmişti. Yere düştü birkaç saniye sonra bilincini kaybetti.

Gölge’nin üzerinde ki kara duman buharlaştı. Hızlı hızlı nefes alıyordu. Bu yaptığı saldırı ona fazla enerji kaybettirmişti. Ki bu normaldı böyle bir saldırı ile salondaki sütunlardan birini rahatça kesebilirdi. Eğer Ahtapot bir kullanıcı olmasaydı ikiye ayrılmış olacaktı. Gölge’nin saldırısı yaşam enerjisine odaklı olduğundan saldırının gücü kadar enerjisini kesti. Ahtapot’un enerjisinin bitmesi demek Gölge’nin saldırısının gücünü gösteriyordu.

Her şeye rağmen zor bir savaş olmuştu. Arkadaşları için endişelenmesine gerek yoktu. En zorlusunu yenmişti biliyordu ki diğerleri kendi rakiplerini alt edebilirlerdi. Ama Ay? Acele etmeliydi.

Güneş ışınları artık iyice salonu aydınlatıyordu. Ay’ın yanına gitmek için pencerelerden birine yönelmişti ki. Çıktıkları yerden Ay ve Serçe içeri girdi. Ay, Serçe’nin kolunu omzuna almış onu taşıyordu. İkisinin de durumu iyi görünüyordu. Gölge rahatlamıştı.

Serçe yerde yatan Ahtapot’u kastederek ‘’Onu öldürmedin değil mi?’’ diye sordu sesi endişeli geliyordu.

Gölge omuz silkti ‘’Öldüğünü sanmıyorum.’’ Serçe rahatlamış görünüyordu. Gölge şaşırmıştı her şeye rağmen Serçe, Ahtapotu düşünüyordu. Onun yerinde birinin Ahtapot’un ölmesini isteyeceğini düşünüyordu.

Ay ‘’Peki sen iyi misin?’’

Gölge ‘’Evet iyiyim. Sende iyi gözüküyorsun.’’

Dış kapıdan tanıdık bir ses duyuldu ‘’Herkes iyi gibi Ateş’i göremiyorum.’’ Sesin sahibi Yay’dı ve yanında Dal vardı.

Gölge cevap verdi ‘’İçerde. Birazdan o da çıkar.’’

Dal ‘’Hançer ile birlikte mi? Sanıyoruz ki Hançer hakkında bilmediğimiz bir şeyler var.’’

Gölge tek kaşını kaldırarak ‘’Neymiş o?’’ dediğinde bir gülme sesi geldi. Sesin sahibi yerde yatan Ahtapot’tu.

Acıdan dişlerini sıkarak doğruldu. ‘’Hayır çıkan o olmayacak. Arkadaşınız yine kaybedecek.’’

Dal ilk kez gördüğü Ahtapot’a ‘’Hançer sesin hizmetkarındı buda senin ondan daha güçlü olduğun anlamına geliyor. Sende şu an ayağa bile kalkamadığına göre Ateş kaybetmeyecektir. Fakat onda bilmediğimiz bir şey var. Nedir o?’’

Ahtapot tekrar güldü ‘’O benim hizmetkarım değilmiş. Hiç olmamış.’’ Serçeye döndü ‘’Söylesene Serçe onun kim olduğunu sana inanacaklardır.’’ Serçe yere bakarak ‘’Korkarım ki o haklı.’’…

 

 

Bir cevap yazın

Loading…

Honey And Clover Tanıtım Ve İnceleme !!

En İyi Parodi Animeler Listesi – TOP 10