YAŞAM TAŞI : KRALSIZ ÜLKE (BÖLÜM 33)

                                             8.BÖLÜM: BENİMSEME

    Yay, Boom’un ona fırlattığı enerji toplarından sürekli kaçıyordu. Toplar dokunduğu yerde bom sesiyle patlıyordu. Toplar Ateş’in enerji toplarına benzese de  etkileri bakımından farklıydı. Ateşinkiler ısı ile hasar verirken bunlar parçalamaya yönelikti. Fakat Boom’un dövüş konusundaki tecrübesizliği rahatlıkla fark ediliyordu. Toplardan rahat kaçsa da etrafında bir rakip daha vardı.

Öfke ona vurabilmek için sürekli fırsat arıyordu. Yay hem gelen toplardan hem de Öfke ile arasında ki mesafeyi korumakta zorlanıyordu. Gelen son topu savuşturamamış ona çarpan top patlamıştı. Bunu gören Dal ‘’Yay!!’’ diye bağırdı.

Dal’ın arkadaşı için endişelenecek vakti yoktu. Etrafında Şifa, Heyecan ve Suskun ile uğraşıyordu. Onların yeteneklerinin nasıl kullandıklarını anlamak ve aynı anda Yay’a bakmak çok zordu.

Yay’ın sırt üstü düşerken dengesini sağlayıp yerde birkaç takla atıp tekrar doğrulmasını görünce Dal rahatladı. Yay doğrulup doğrulmaz Öfke ve Boom’a birer enerji oku fırlattı. Oklar hedeflerini bulmuş Öfke ve Boom’dan acı bir ses gelmişti.

‘’Beni boş ver. Sen kendi arkadaşlarınla takılmana bak.’’ Der demez Yay yüzüne sağlam bir yumruk yedi. Yumruğun sahibi Öfke idi. Biraz öncesinden daha hızlı ve güçlü görünüyordu tabi ki öfkelide. Yay dikkatsizliği için kendini suçladı hemen doğruldu ve rakipleriyle arasını açtı. Nişan aldı ve elindeki enerjiden yay içinde bu sefer daha fazla hasar verecek bir ok oluşturmaya başladı.

Öfke, öfkelendikçe daha da güçleniyor ve hızlanıyordu. Boom ise enerji topları oluşturuyor ve bunlar temas etikleri yerde patlıyorlardı. Dal neden bu çocukların yeteneklerini nasıl kullandıklarını Kalkan’a sormama gibi bir aptallık ettiğini düşündü. Eğer bunu sormuş olsaydı karşısında üç rakibin yeteneklerini çözmeye çalışmak yerine onları yenmek için bir şeyler düşünüyor olacaktı.

Dal kollarından uzayan enerji dallarıyla rakiplerini uzak tutuyordu. Durum pek iyi gözükmüyordu. Yay ile bu kadar uzak kalmaları büyük sıkıntı olmuştu. Dal daha fazla kendini tutamadı. Kollarından çıkan dallarla ona en yakın olan rakibini tuttu. Tuttuğu kişi yanlarında tek kız olan Şifa’ydı.

Kızı savurarak diğerlerine vurmayı planlamıştı fakat artık dallarını kontrol edemediğini fark etti. Şifa elleriyle dalları tutuyordu. ‘’Oyunu kolaylaştırdığın için teşekkür ederim. Benim tek yeteneğim iyileştirme değil. Tuttuğum bir şekillenmiş bir enerjiyi hareketsiz bırakabilirim. Enerjilerde senin koluna bağlı olduğuna göre bir yere kaçamazsın.’’ Dedi. Dal enerji akışını kesemeden Suskun çoktan onun yanına gelmişti ve avuçlarıyla onun göğsüne vurdu.

Dal daha önce hissetmediği türden bir duygu hissetti. Sesini duyamıyordu Suskun ona her ne yaptıysa sesi artık çıkmıyordu. Heyecan hızlı hızlı konuştu. ‘’Harika… daha önce böylesini görmemiştim. Susun eğer sana dokunursa tüm duyu organların karışır. Ve saldırıya açık hale gelirsin.’’ Dedi ve kollarını yukarı kaldırdı…

 

Yay arkadaşına yardıma gitmek istiyordu bir an önce şu Boom ve Öfke’den kurtulmalıydı. Saldıracak vakti olmuyordu tek yapabildiği Öfke ile arasındaki mesafeyi korumak ve Boom fırlattığı patlayan toplardan kaçmak. Gördüğü bir şey dikkatini çekti. Heyecan üstünde bir enerji birikiyordu. Boom, Yay’ın onu gördüğünü fark edince saldırıyı kesip ‘’Daha önce bu kadar büyüğünü oluşturduğunu görmedim. Fazla heyecanlanmış olmalı eğer o top arkadaşına çarparsa pek iyi olmaz.’’

Kahretsin!! Dal ne yapıyordu önündeki Suskun ile karşılıklı durmuş hiçbir şey yapmıyordu. Bir şeyler tersti hemen onun yardımına koşması gerekiyordu. Yayında bir ok oluştururken karnına set bir yumruk geldi. Yumruğun etkisi büyüktü ve Yay’ı gerisine savurdu. Başarılı saldırısından sonra Öfke, yüksek sesle Boom’u azarladı ‘’Ne yapıyorsun? Ona neden açıklama yapıyordun?’’

Boom alınganlıkla ‘’Sadece biraz sohbet etmek istemiştim. Ne var bu kadar kızacak. Hem bu sayede ona vurabildin.’’

Durum hiç iyi değildi. Dal hareket edemiyor ve Heyecan’nın saldırısı onun için hazırlanıyordu. Yay ise belki Dal’dan da kötü durumdaydı. Eğer bir şeyler yapmazsalar sonuç ikisi içinde kötü olacaktı…

 

  Gölge ‘’Senden şüphem yok ama karşında Sarı Aslan’ın kızı var. Onun güçlü olduğuna eminim ve ona zarar vermekte istemiyorum. Belki Ahtapot’u yenersem onu kendine getirebiliriz. O yüzden onu oyalamaya çalış.’’ Dedi.

Ay hiç böyle düşünmemişti karşında ki rakibi kendi iradesiyle savaşmak istemiyordu. Bu yüzden Ay, Serçe zarar vermemeliydi. Kendisini bir an için Serçe’nin yerine koydu. Onun bedenini kontrol eden bir şey var. Bunun insana yükleyeceği baskıyı hissetti. Onu bu durumdan kurtarmalıydılar. Serçe’nin kendi iradesiyle son söylediklerini hatırladı. ‘Ne söylersem söyleyeyim bana inanmayın.’ Kolay olmayacaktı.

‘’Hayır ona zarar vermeden etkisiz hale getireceğim. Sen kendi işine bak.’’ Dedi Gölge’ye.

‘’Madem öyle istiyorsun öyle olsun.’’ Diye cevapladı Gölge. İkisi karşılarındaki rakiplerine odaklandılar.

İlk hamle Serçe’den geldi kollarından çıkan enerjiden kanatlarla hızla Ay ve Gölge’nin üstüne doğru havada süzüldü. Ay’ı tutmayı başardı. Onu pencerelerin olduğu yere doğru fırlattı. Ay dengesini korusa da pencerelerin önüne kadar savruldu. Ardından tekrar Serçe onun üstüne doğru hızla saldırdı.  İkisi birden pencereyi kırarak dışarı çıktılar.

Salonda Gölge ile Ahtapot kalmıştı. ‘’Tuhaf Serçe arkadaşına saldırdığında hiç bir tepki göstermedin. Sizi daha iyi arkadaş sanıyordum.’’ Dedi Ahtapot aşağılayıcı ses tonuyla.

Gölge gülümsedi ‘’İyi arkadaş olduğumuz için karışmadım. Onun için endişelenme sen kendin için endişelen ahtapot bozuntusu.’’

‘’Benimle dikkatli konuş. Siz İmparatorluk köpekleri yeterince sorun oldunuz. Size laf anlatmak boşuna. Sana Kızıl Kaplanın kızının nasıl olduğunu göstereyim.’’ Sesi son derece öfkeli çıkıyordu. Gölge tekrar gülümsedi ‘’Evet bunu görmeyi çok isterim.’’…

 

Ay ile Serçe salonun camını kırdıktan sonra hemen dışardaki bahçede yuvarlanarak girdiler. Serçe hemen doğruldu ve Ay’dan uzaklaştı. Ay sakince ayağa kalktı. ‘’Serçe beni duyabiliyor mu?’’

Serçe’nin bedeninde ki şey ‘’Hayır duyamıyor. Duyabildiği zamanlar var fakat o zamanlar  kontrollü sağlamak için çabalıyor.’’ Ses dışarıda olmalarına rağmen yankılı gibi geliyordu.

Bunları duyan Ay kendini daha da rahatsız hissetti. ‘’Bu işkenceyi ona neden yapıyorsun? Onu rahat bırak.’’

Serçe’den çıkan ses yükselerek ‘’Bu aşağılık insan bedeninde olmayı bende istemiyorum. Burası benim için hapishaneden farksız.’’

Ay şaşırmıştı. ‘’O halde neden?’’

Serçe’nin yüzünde duygusuz donuk bir ifadeyle ‘’Başka türlü kurtulamam. Siz insanlar sadece sorunsunuz. Hepinizden kurtulacağız.’’

Ay tüylerinin diken diken olduğunu hissetti. ‘’Siz nesiniz?’’ diye sordu. Ses bir kahkaha attı

‘’Bunu bilmen gerekmiyor.’’

Ay korkmuştu Serçe’nin bedenini kontrol eden her neyse ise kesinlikle insan değildi. Ama korkmanın zamanı değildi. ‘’Ne olup olmadığın önemli değil ya da amacının ne olduğu. Şu an umurumda olan masum bir insana acı çektiriyorsun. İnsanların iradeleri dışında kontrol etmeye çalışmak korkunç bir şey. Serçe’yi senden kurtaracağım.’’ Serçe’nin yüzü yine duygusuz bir hal aldı.

‘’Siz insanların hiç biri masum değil.’’…

 

Dal ve Yay bir şekilde yeniden yan yana gelmeyi başardılar. Diğer beşi de yan yana duruyordu. Dal ve Yay hırpalanmış durumun onların lehine olduğunu söylemek zordu. ‘’Kolay olacağını sanmak aptallıktı.’’ Dedi Dal.

Yay ‘’Sanırım enerjimizden pek tasarruf edemeyeceğiz.’’ Dedikten sonra hafifçe güldü.

‘’Noldu?’ diye sordu Dal.

‘’Hiç. Sadece Gölge bizi bu halde görse ne derdi onu hayal ettim.’’ Dal omuz silkti.

‘’Yapacak bir şey yok. Onları benimseme seviyesine geçmeden yenemeyeceğiz. Acele edelim Ateşgilin bize ihtiyacı olabilir.’’

Yay yine güldü ‘’Onlar için endişelenme Ateş ikinci defa kaybetmeyecektir.’’

Dal ve Yay gözlerini kapadılar içlerinde ki enerjiyi serbest bıraktılar artık enerji şekilleniyordu.  Dal’ın kolları ve bacakları sanki enerjiden sarmaşıklara kaplanmış. Tüm bedenini yeşil yarı saydam bir enerji ile kaplanmıştı. Yay ise kollarında ve bacaklarında mavi enerji oluşmuştu, gözlerinin maviliği koyulaştı. Bedeni yarı saydam mavi enerji ile çevrelendi.

Birbirini incelediler. ‘’Vay canına gerçekten doğa ile bütünleşiyormuşsun.’’  Dedi Yay.

Dal güldü ‘’Sende aynı dediğin gibi mavi bir meyveye benziyormuşsun.’’ Yay iç geçirdi ‘’Daha havalı olmasını isterdim. Ama böylesi de iyi hiçbir rakip görüntüye bakıp teslim olmaz. Yoksa olur mu?’’

Benimseme seviyesi yaşam sanatı kullanıcıları için ileri bir seviyeydi. Kişinin gücünü ve dayanıklılığının artmasının yanında yeteneklerini de daha etkili ve güçlü kullanabilmesini sağlar. Tüm bu sağladıklarının yanında yüksek yaşam enerjisi tüketmesi ve bu seviyede uzun süre kalınması bedene ciddi zarar verebilir.

Dal ve Yay’ın kendilerini görmezden gelmesine dayanamayan Öfke. ‘’Siz nasıl bizi görmezden gelirsiniz. Benimseme seviyesine geçmiş olmanız hiçbir şeyi değiştirmez.’’ Heyecan hızlı hızlı konuşarak ‘’Evet şimdi bizde benimseme seviyesine geçeceğiz.’’ Dedi ve kollarını açtı.

Birkaç saniye öyle durduktan sonra Boom. ‘’Heyecan biz benimseme seviyesine geçemiyoruz.’’

Heyecan şaşkınlıkla ‘’Aa evet unutmuşum.’’ Dedi.

Dal ‘’Gerçekten tuhafsınız daha önce sizin yeteneklerinize sahip birilerini ne gördüm ne duydum.’’

Yay alınganlıkla ‘’Aslında görmüştün. Tabi benim hikayelerimi okumuş olsaydın.’’

Dal hemen durumu kurtarmak için ‘’Gerçek hayattan bahsediyorum.’’ Dedi.

‘’Gerçek hayata da buna benzer kullanıcıları okumuştum. Ama onlar benimseme seviyesine geçebiliyorlardı.’’

Yay artık daha fazla zaman kaybetmemeleri gerektiğini düşündü. ‘’Sen seninkileri ben benimkileri alırım.’’ Dedi.

Dal şüpheyle ‘’Emin misin? Hızlısın biliyorum ama karşındakilerde menzilli ve yakın saldırı kullanıyor. Onlardan sadece kaçabiliyorsun.’’

Yay sıkıntıyla ‘’Yakın bir zamanda sanırım kendimi biraz geliştirdim bundan hiçbirinize bahsetmemiştim. Bende artık Gölge gibi benimseme seviyesinde enerji sıçraması yapabiliyorum.’’

Dal şaşırmıştı ‘’Vay canına gerçekten harika. Bende yapabilmeyi isterdim senin sınırların ne kadar?’’ Yay ‘’Üç adım atabiliyorum.’’ dedi.

‘’Gölge ile aynı yani. Peki ne kadar sıçrayabiliyorsun?’’ diye sordu. Yay’ın ağzından çıkan ilk cümle ‘’iki metre…’’ oldu. Dal tam şaşkınlığını söyleyecekken yay cümlesini tamamladı ‘’ve on santim.’’

Dal bir kahkaha attı ‘’Demek ki sen bizim bücürden on santim daha fazla zıplayabiliyorsun. O övünüp durduğu yeteneğini geçtin.’’

Yay sıkkınlıkla ‘’Evet ve bunu öğrendiğinde beni on bir santim kısaltmasından çekiniyorum.’’

Dal ve Yay kendi araların sohbet ederken ‘’Yeter bizi nasıl yok sayarsınız!’’ diye bağırdı Öfke.

Yay ve Dal onlardan özür diledi ve kaldıkları yerden devam ettiler. Fakat bu sefer farklı olacaktı bu sefer Yay’da Dal’da rakiplerini çözmüşlerdi.

Biraz önceki gibi Öfke ve ve Boom, Yay’ın üzerine geliyordu. Öfke ona yakından saldıracaktı eğer kaçarsa menzilli saldırılarıyla Boom ona engel olacaktı. Biraz önce Yay, Öfke yüzünden Boom’a nişan alamıyordu. Aynı şekilde Boom yüzünden de Öfke’ye yapabildiği tek şey bir yere kadar kaçabilmek olmuştu. Bu sefer bu işe yaramayacaktı. Öfke, Yay’ın üstüne gelirken. Boom’da onun nereye kaçabileceğini kestirmeye çalıştı. Fakat onu ne sağda ne solda göremedi. Yay havadaydı enerji zıplamasını kullanmıştı. Enerji zıplaması ayakların altında yaşam enerjisini yoğunlaştırarak onu itmesini sağlıyordu. Bu sayede Yay iki metre on santim havaya sıçrayabiliyordu. Ve bunu arka arkaya 3 kere kullanabiliyordu.

Yay ikinci kere zıplayarak havada 2 metreden daha fazla bir yüksekliğe ulaşmıştı. Boom onu çok geç fark etmişti ve Öfke ona o yükseklikte saldıramazdı. Yay sağ kolunda ki enerji değişerek bir yay şeklini aldı. Yay elinde oluşan yaydan bir parça çekti. Parça parlayarak bir ok şeklini aldı bu sefer daha farklı görünen mavi parlak bir ok. Ve oku Boom’a doğru fırlattı.

Ok Boom’un göğsüne çarpar çarpmaz patladı. Boom acı ile bağırdı yere düştü kendini tekrar toparlamaya çalışırken. Yay yere inmeden tekrar havada enerji sıçraması yaptı ve Boom’a iki patlayan okların attı. Arka arkaya gelen oklar yüzünden bilincini kaybetmiş yerde yatıyordu.

Yay geriye doğru bir enerji sıçraması daha yaptı ve Öfke’den birkaç metre uzakta yere güzel bir iniş yaptı. Öfke yerde kendinden geçmiş Boom’a baktı sonra tekrar Yay’a‘’Hala beni yenemezsin.’’ Diye bağırıp üzerine koştu.

‘’Gücünü kontrol edemiyorsun. Öfkelendikçe güçleniyorsun buda seni daha kontrolsüz yapıyor. En sonunda kendine zarar vereceksin.’’

Öfke dinlemiyordu onun üzerine kontrolsüzce koşuyordu. Öfke ona vurmak için ileri atıldığında Yay rahatlıkla sağ tarafına kaçtı. İki eli göğsünün hızasında tuttu. Elleri mavi mavi parladı ve ellerini Öfke’nin göğsüne vurdu. Öfke metrelerce ileriye savruldu. Kendinden geçmiş Öfke’ye ‘’Benimseme seviyesine geçtiğimde yakın saldırılarda da etkili olabilirim. Şimdi bir düşünelim… Burada havalı birkaç söz söylemem gerekirdi ama sen çoktan kendinden geçmişsin.’’ Dedi. Sonrada işini bitirmek üzere olan Dal’a döndü.

Dal mücadeleye başladığında aynı taklitle ona saldırmaya çalıştılar. Şifa ile Suskun ona yaklaşmaya çalıştı. Bu sefer Dal onlara izin verdi. Önce kendini savunuyormuş gibi durdu. Şifa ile Suskun hızlıca ona doğru koştuğunda Dal daha hızlı bir şekilde onlara doğru koştu. Sağlam bir yumruğu Suskun’un yüzüne geçirdi. Çocuk aldığı darbe etkisiyle geriye doğru savruldu. Dal ardından Şifa’ya döndü içinden ‘’Kızlara vurmaktan nefret ediyorum.’’ dedi.

Şifa kendine gelmekte olan darbeyi görür görmez ‘’ayy’’ diye bir ses çıkararak yüzünü elleriyle kapattı. Dal kendini durdurabildi. Yapamamıştı kıza saldıramamıştı. Şifa ellerinin kapattığı yüzünde bir sırıtış belirdi. Yanına gelen Dal’ın kollarından yakaladı.

Şifa yüzünde ki sırıtışla ‘’Oyunu böyle oynaman ne kadar aptalca. Artık yakalandın.’’ Dedi. Dal’ın yüzünde ki kayıtsız ifadeyi gördüğü anda sırıtışı silindi. Dal’ın ayaklarından çıkan enerjiden sarmaşıklar Şifa’nın ayak bileklerini sarmıştı. ‘’Benimseme seviyesinde hareket etmeden de enerjimi kontrol edebilirim.’’ Dedi. Sarmaşıklar Şifa’nın ayaklarına dolandıktan sonra iki metre havaya kaldırdı. Dal tekrar rahat hareket edebiliyordu. Şifa’ya baktı kız ondan merhamet dilercesine bakıyordu. Dal aynı hataya bir daha düşmeyecekti. Kızı olduğu gibi yere vurdu Şifa sadece yere çarpmadan önce bir çığlık atabildi ardından kendinden geçti. Dal onu tekrar havaya kaldırdı tekrar yere vurdu. Bayıldığından emin olduktan sonra ileriye doğru fırlattı.

Kalan tek rakibine baktı Heyecan yine ellerini kaldırmış bir enerji topu oluşturuyordu ama bu sefer ki oldukça büyüktü ve büyümeye de devam ediyordu. ‘’İlk kez böyle bir şey gördüm. Bu çok harika!!!’’ diye bağırdı Heyecan. Dal ona doğru yönelmişken bir el bacağından yakaladı. Yere düşmeden önce görebildiği tek şey yerde onun bacağını tutan Suskun’du. Dikkatsizce davranmıştı.

Yine aynı berbat hissi yaşıyordu. Ne bir tam olarak bir şey duyabiliyor ne görebiliyor ne de hissedebiliyordu. Yapması gereken tek bir şey vardı. Suskun’un kendine dokunmasını engellemeliydi. Ama kollarını ya da bacaklarını istediği gibi hareket ettiremiyordu. Yaşam enerjisini hala kullanabildiğini fark etti. Bütün alana etki eden bir şey yapmalıydı.

Dal’a bağlı enerji önce toprağa girdi sonrada Dal’ın çevresinden güçlü bir şekilde dallar fışkırdı. Çıkan bazı dallar Suskun’a isabet etmiş ve onu ileri fırlatmıştı. Dal, Suskun’un etkisinden kurtulmuştu. Tekrar rahat bir nefes aldı. Suskun’nu hemen etkisiz hale getirmeliydi. Kollarından dallar çıktı, yerde yatan Suskun’nu havaya kaldırdı ve yere çarptı. Tuhaf bir şekilde Şifa kadar dayanıklı değildi hemen kendinden geçti. Şimdi geriye sadece Heyecan kalmıştı.

Dal ona döndüğünde Heyecan enerji topunu tamamlamıştı. ‘’Bu şimdiye kadar yaptığım… en harikası oldu!!!’’ Dedi ve topu Dal’a doğru fırlattı. Dal çok geç kalmıştı o toptan kaçamazdı. Bir buçuk metre çapında enerjiden bir top ona çarpmak üzereydi. Dal’ın kendi savunmasına güvenmek zorundaydı.

Vücudunu enerjiden sarmaşık ve dallar kapladı. Kollarını önünde birleştirerek kendini korumaya çalıştı. Büyük enerji topu ona çarptı. Enerji Dal’a çarpınca büyük bir parlama oldu. Parıltı söndüğünde ortalıkta sadece buhar gözüküyordu. Heyecan ‘’Vay canına tamamen buharlaştı ilk kez böyle bir şey yaptım.’’ Dedi.

Dumanın içinde kolları tüten Dal gözüktü hala ayaktaydı. Heyecan onu görünce korkuyla ‘’Na-nasıl?’’

Dal, Heyecan’a doğru yürümeye başladı ‘’Savunma konusunda aramızda en iyi olanı benim gerçi Ay’ın benden de dayanıklı olması muhtemel ama bu sarmaşık ve dallar savunmamı daha da güçlendiriyor.’’ Diye açıkladı. Heyecan lanet okuyarak kontrolsüzce üzerine saldırdı. Dal onun karnına sağlam bir yumruk attı. Heyecan’nın aldığı sert darbe yüzünden nefesi kesildi sonrada kendinden geçti.

Dal, Heyecan yere düştükten sonra kafasını kaldırıp Yay’ı aradı. Yay bağdaş kurmuş onu izliyordu. ‘’Senden önce bitirdim.’’

Dal anında cevap verdi ‘’Üç kişilerdi.’’

Yay ‘’Ortalama olarak senden hızlıydım.’’

Dal omuz silkti ‘’Her neyse artık içeri girelim.’’

Yay ayağa kalktı ‘’Endişelenme bizimkiler iyi olacak.’’

Dal, Yay’ın rahatlığını merak etti. ‘’Gerçekten nasıl bu kadar rahatsın? Ciddiyim onların yeteneklerimize bende güveniyorum ama senin ki daha fazlası. Bunu açıklar mısın?’’

Yay gülümsedi ‘’Dostum. Bazı şeyler göründüğünden fazlasıdır. Bir şeyleri görmek için ille gerçeklik gözüne sahip olmak gerekmez. Sen içeri girerken Ateş’in gözünü gördün mü? O gözlerle burada ki hiç kimse onu yenemez.’’

Dal bir şey söylemedi, Yay haklıydı, haklı olması onun teorisi ile alakası yoktu Dal ve Yay iki kişiye karşı beş kişiyi rahatlıkla yenebilmişlerdi içerdekilerinde çok güçlü olacağını düşünmüyordu. Fakat kim bilir? Bir an önce yanlarına gitmeliydiler. Kulenin kapısına doğru ilerlerken günün ilk ışıkları etrafı aydınlatmaya başlamıştı.

Kapıya doğru yürürken birden Dal durdu yüzü değişti. Yay endişeyle ‘’Noldu?’’ Dal başına vurarak ‘’Olamaz gerçekten aptalız. Kalkan’ın söyledikleri doğruysa Hançer’in Ateş’i daha önce görmüş olması imkansızdı.’’ Dedi.

Yay birkaç saniye onun ne demek istediğini düşündü ve anladı. ‘’Haklısın.’’…

Yorumlar

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Loading…

En İyi Dövüş Sanatları Animeleri Öneri Listesi 2 – TOP 10

En İyi FPS Oyunları – TOP 10