in

YAŞAM TAŞI: KRALSIZ ÜLKE (BÖLÜM 30)

                                                         6.BÖLÜM:PLAN

Ateş bir süre düşündükten sonra karavana dönme vaktinin geldiğini düşündü. Kendini daha iyi hissediyordu. Düşüncelerini Hançere olan mağlubiyetinden daha önemli konulara odaklayabiliyordu. Saat gece yarısını çoktan geçmişti Karavana dönmeli ve Gölge İle yayın gelmesini beklemeliydi ayrıca Daldan da özür dilemeliydi

Karavana girdiğinde mutfakta yalnız oturan Dal’ı gördü. ‘’Hala ayakta mısın? Dinlenmedin mi hiç?’’ diye sordu. Dal elindeki kitabı bırakıp hafifçe güldü.

‘’Bugün hiç yorulmadım ki dinleneyim bütün hareket bensiz oldu. Ay dinleniyor bence senin de biraz dinlenmeye ihtiyacın var.’’

‘’Hayır ben iyiyim. Ay gerçekten çok iyi bir şifacı beni iyi tedavi etti…’’ Bir süre bekledikten sonra ‘’Dal sana öyle çıkış yaptığım için özür dilerim.’’

Dal omuz silkti ‘’Ateş. Hiç önemli değil hiç alınmadım. Gergindin biliyordum. Ama şu konuda kızgınım sana.’’

Ateş şaşkınlıkla ‘’Hangi konuda?’’

‘’Vazgeçmiş gibiydin. Bunu yapamazsın kaleye sızma planını düşünmesi gereken Gölge değil sen olmalıydın. Aynı Gezgin’in gittiğinde bizi toparladığın gibi yapmalıydın. Ama sen ne yaptın her şeyin bittiğini düşünüp kaybettiğin düelloyu düşünmeyi seçtin. Buna hakkın yok Ateş. Üzgünüm ama bize söylediklerin şeylerden sonra en son pes etmesi gereken kişi sensin.’’

Dal’ın sözleri Ateş’in titremesine neden oldu. Çünkü bu sözlerin anlamı ‘Sen bizim liderimizsin bizden sorumlusun’ demek oluyordu ve haklıydı Ateş buluştukları ilk andan beri hep liderleri gibiydi.

‘’Özür dilerim. Haklısın bir daha böyle bir şey yapmayacağım. Hepinize minnettarım.’’ Son kelimeyi ayrı bir içtenlikle söylemişti gerçekten de öyleydi hayatında ilk kez kendini ait olduğu yerde hissediyordu. Dal’ın elinde ki kitaba baktı. ‘’O okuduğun kitap…’’ Dal soruyu anlamıştı.

‘’Evet Efsanenin Kızıl Kaplan ile alakalı kitabı. Belki içinde işimize yarayacak bir şeyler vardır diye kontrol ediyordum. Gerçi öyle bir şey olsa Yay çoktan söylerdi bize Efsanenin en büyük hayranı o olmalı.’’

Ateş’in çıkarımı ‘’Yani ilginç bir şey bulamadın.’’

‘’Aslında bu kitap Efsanenin diğer kitaplarından çok farklı. Biliyorsun Efsanenin kitapları imparatorluğun başarıları üzerine olurdu ama bu kitap imparatorluğun içinde sorun olduğunu gösteriyor.’’

Ateş, Dal’ın bir şey ima ettiğini fark etti ‘’Yani?’’

Dal kitabı göstererek ‘’Kitap özel basım bu kitap her yerde bulabileceğinden şüpheliyim. İmparatorluğun Kızıl Kaplanının hikayesi gizlenen bir şey olmalı. Bu da Gezgin’in bu kitabı nereden nasıl edindiği sorusunu doğuruyor ama şimdi bunu düşünecek zaman değil. Başka ilginç bir şey daha buldum. Kitapta Kızıl Kaplanın ablası yani imparatorluğun Kızıl Çiçeği şatoya gelme öncelikli nedeni kardeşini durdurmak değil. Hatta imparatorluk ordusundan sağlam kişilerde geliyor. Kızıl Kaplan güçlü olmasına rağmen ablasına denk değildi.’’

‘’Peki ne için gelmiş.’’ Ateş ilginçleşen hikayenin devamını bir an önce öğrenmek istiyordu.

‘’O adamı. Kalkan’ın şatodan beraber kaçtıkları adamı. Yani öyle varsayıyorum. Bu adam ne kadar tehlikeli ise imparatorluk ordusu o an gönderebileceği herkesi oraya yollamış. Herkes dediğim ‘yaşam bütünleşmesi’ seviyesinde olanları ve aksilik pek fazla yokmuş. Sonunda Kızıl Kaplan ve Sarı Aslan düellosu sonunda ikiside komaya giriyor.’’

‘’O kaçan adam ne kadar tehlikeli olabilir ki? Kalkanın anlattığı kadarıyla amacı iyiydi.’’

‘’Amacını bilmiyorum ama tehlikesi çok fazla. Kızıl Çiçek kardeşini çok rahat yenebilecek biri. Kızıl Çiçek imparatorlukta ki en güçlü kadınlardan biri ve o adamı yakalamak için yeterli olmadığı yazıyor.’’ Ateş şaşırmıştı İmparatorluğun Kızıl Çiçeği hakkında çok şey duymuş okumuştu. İmparatorluğun yeni nesil savaşçıları arasındaki ‘Efsane Altılısından biriydi. ‘’Peki o adamın özelliği ne ki bu kadar zahmete neden olmuş?’’

Dal teorisini açıkladı ‘’Kitapta en azından okuduğum yerlerde bu adamın olayından pek bahsetmiyor. Fakat cidden tehlikeli biri bu bariz anlaşılıyor. Sanırım Kızıl Kaplanı yoldan çıkaranda o adam yasak sanatı kullanıyor ve Kızıl Kaplana karısını yaşama geri getirmeyi vaddediyor.’’

Ateş o an için Kızıl Kaplana sempati duydu sevdiği birini tekrar görebilme umudu insana korkunç şeyler yaptırabilirdi. Bunu yasak sanat ile yapması gerekse bile.

‘’Yasak sanat kullanan biri imparatorluğun içine kadar sızabilmiş mi? Nereden gelmiş peki?’’ Dal başını sağa sola salladı ‘’Yazmıyor. tabi yasak krallıktan geldiğini varsayabiliriz. İlginç bir hikaye değil mi? Sonuçta yüzyıllardır yasak krallığa giden kimse geri dönmedi ve yasak krallıktan da bu tarafa gelen olmadı.’’

Ateş ve diğerleri yasak krallıkla ilgili çok fazla efsane duymuşlardı. Okyanusun ötesindeki kıtada ki yasak sanatın merkezi. Şimdiye kadar okyanusu geçip oraya gidip gelebilen olmamıştı orada her ne oluyorsa kimse bilmiyordu. Kimilerine göre öyle bir kıta yoktu giden herkes sadece okyanusta kayboluyorlardı. Fakat imparatorlukta oraya gitmenin yasak olması kafa karıştırıcıydı. Ya imparatorluk bir tür propaganda için böyle bir hikaye uydurmuştu ya da gerçekten tehlikeli bir yerdi.

Yasak sanat her zaman Ateş için ilgi çekici bir konu olmuştur. İmparatorluk ve krallıklarda tamamen yasaktı . Yasak sanat ile ilgili öğrendiği en büyük şey yaşam sanatı gibi olmadığıydı tamamen zarar vermek için vardı insana ve insanlığa.

‘’Yasak sanat ölen bir insani tekrar yaşama geri döndürebilir mi?’’

Dal yine başını sağa sola salladı ‘’Bilemiyorum yasak sanatla neler yapıla bilinir? Peki sence sıradan bir insani yaşam sanatı kullanıcısına çevirebilir mi?’’ Dal’ın ne demek istediğini anlayan Ateş ‘’Kalkan’ın bahsettiği makine!’’

‘’Evet ondan şüpheleniyorum. O şey her neyse iyi bir şey değil. Umalım Kızıl Ahtapot gerçekten o şeyin yanlış bir şey olduğunu fark etmiştir.’’

Ateş ‘’Peki neden Yay bunu daha önce fark etmedi.’’

‘’Etti sen yalnız kaldığında bu konudan bahsetti bilgilerim ondan öğrendiklerin kitabı biraz daha inceledim o kadar. O yüzden kaleye gittiler.’’ Ateş bir kez daha yaptığından utanmıştı.

‘’Ay biliyor mu?’’ Dal ‘’Evet ona da anlattım. Biraz ürperdi özellikle şu tekrar yaşama dönme konusunda.  Çocuklara nasıl yaşam enerjisi verdikleri gördükten sonra o da oldukça ilgilendi.’’ Dal saate baktı 01.25 olduğunu gördü. ‘’Zaman geldi ben biraz dışarda dolanayım bizimkiler için nöbet tutayım.’’

Ateş başıyla onayladı ‘’Umarım iyilerdir yasak sanat varsa ne ile karşılaşacaksınız bilemeyiz.’’

Dal güldü ‘’O konuda endişelenme küçük mantara hiç bir şey olmaz onun olduğu yerde de Yay zarar görmez. Dolapta yiyecek bir şeyler var kitapta burada bakmak istersen.’’ Dedi ve karavandan çıkmaya hazırlandı Ateş son bir şey sordu.

‘’Sen ve Göl..’’ Dal, Ateş’in sözünün tamamlamasına fırsat vermeden karavandan çıkıp gitti…

 

Yay geldiklerinden kısa bir süre sonra uyumuştu. Gölge, doğru zamanın geldiğini düşünerek onu uyandırdı. Gölge gözlerini ovuşturan  Yay’a ‘’Zor uyandığını sanıyordum?’’

‘’Gözlerimi fazla kullanmadım ve güvende hissettiğim zamanlarda tamamen kendimi bırakarak uyurum. Güvende hissetmememin senin başımın ucunda olmasıyla alakası yok tabi. He neyse zaman geldi mi?’’

‘’Birazdan ufak ziyaretimizi gerçekleştirelim.’’

İkisi birkaç dakika sessizce kuleye baktı Yay birden ‘’Gerçekten duygularını hiç belli etmiyorsun.’’ Dedi.

Gölge gözlerini kuleden ayırmadan ‘’Ne demek bu?’’

Yay kalktı ve esnedi ‘’Hiç endişeli değilsin belki kulenin içinde neyle karşılaşacağımızı bilmiyoruz belki yasak sanatla karşılaşacağız ki bu hiç hoş olmazdı. Ama sen gayet sakinsin.’’

Gölge omuz silkti. ‘’Sende bu konuda çok iyi değilsin.’’

Yay güldü ‘’Hayatı endişeli geçiremem şu an hayattan istediklerimin hemen hemen hepsine sahibim. Sizin yanınızdayım. Hem biliyorsun birine söz verdim hayatımı endişeyle geçirmeyeceğim.’’ Son cümlesi çok ciddiydi.

Gölge hüzünlü bir ifade ile Yay’a baktı. Verdiği sözün hikayesini biliyordu. Yay bir görevde değer verdiği bir arkadaşını kaybetmişti. Yayın kaybettiği arkadaşının son sözü de onun asla endişelenmemesini istemek olmuştu. Fakat bu konuyu konuşmanın ne yeri ne de zamanıydı.

‘’İçeri gireceğiz sadece bilgi edinmek için. Mümkün olursa Kalkan’la konuşuruz. Bir ya da iki saate çıkmış oluruz. İçeride tek başımızayız o yüzden biri kuleden erken çıkarsa direk köye dönsün. Diğerinin köye dönmesi birkaç saat beklesin eğer gelmezse en kötüsüne hazır olun.’’

‘’Sanki biraz kötümsersin. Kuleden dünyayı yok edecek bir şey çıkmazsa üzülecek gibisin.’’ Yayın sözleri karşısında Gölgeden şaşırtan bir ciddiyetle.

‘’Aptal! Şu an tek istediğim o kulenin iki kardeşin eve dönme planlarını konuştuklarını duymak. Burada olmamız tesadüf olamaz. Bunun önlemini almazsak içimizden biri zarar görebilir. Buna izin vermeyeceğim’’ İşte Gölgenin gerçek hisleri ortaya çıkmıştı.

‘’Zaman geldi hazır mısın?’’

Yay, hayatını bile tereddütsüz verebileceği dostuna ‘’Ben doğuştan hazırım.’’ Dedi ve ikisi kuleye doğru yürümeye başladı.

Gizlice kalenin duvarının dibine kadar geldiler. Yay ‘’Hadi göster hünerini.’’ Dedi. Gölge duvara tırmanmaya başladı. Dokunduğu yer eline ve ayağına yapışıyor gibiydi. Beş metrelik duvarı yavaşça tırmandı. Duvardan içeriye baktı tam beklediği gibi bir yapı ile karşılaştı. Kule ve bağlantısı olmayan duvarlar. Çevrede kimse olmadığından emin olduktan sonra duvardan aşağıya çok hafif ve parmağından kalın olmayan bir ip sarkıttı. İp kalın değildi ama özel bir maddeden yapıldığı için çok sağlamdı.

Yay rahatlıkla duvara tırmandı. ‘’Şimdi iç güdülerin ne yapmamız gerektiğini söylüyor?’’

Gölge ‘’Senin o gözlerinin bir işe yaraması gerektiğini.’’

Yay odaklandı ‘’Bu biraz zor olacak gözlerim parlatmadan görmek.’’ Gözlerinde hiçbir değişiklik olmadı. ‘’Gece gece parlayan göz iyi olmazdı. Bu teknikle yeteneğimi kullanıyorum ama belli olmuyor fakat fazla enerji harcıyorum. Neyse işimize dönelim.  Hmm öncelikle bu kule bu açıdan bakıldığında tek girişi var. Balkon gözükmüyor sadece kapalı pencereler var.’’

Gölge sabırsızlıkla ‘’Kör değilim bende gördüm onları. İşimize yarayacak bir şey yok mu?’’

Yay kuleye yakın bir ağacı işaret ederek ‘’Şu ağacın altında oturan biri var. Gördüğümüz biri değil.’’ Gölge dikkatlice baksa da bir şey göremedi.

‘’Sen burada bir yerlere saklan ben kim olduğunu anlamaya çalışacağım.’’

Yay ‘’Bana bu kadar sıkıcı işleri verme. Bende kuleye girebilmenin yolunu arayım.’’ Gölge onayladı ve duvarın karanlık bir tarafından yukarıya tırmandığı gibi aşağıya indi.

Sessiz ve yavaşça ağaca doğru ilerledi görünmediğinden emindi. Hedefi hareketsiz oturuyordu. Büyük olasılıkla Kalkanın babasının getirdiği çocuklardan biriydi. Ağacın arkasına kadar gelmeyi başardı ağacın gövdesi Gölgeyi görünmesini engelleyecek kadar genişti. Artık gizlice oturan kişiyi izleyebilirdi.

Erkek karanlıkta tam belli olmasa da kısa beyaz saçlıydı yüzünü göremiyordu. Ağacın tam arkasına geldiği sırada bir ses duydu. ‘’Her zaman ki gibi yine buradasın. Benim de uykum kaçtı biraz hava alayım dedim.’’ Sesten anlaşılan başka bir çocuk gelmişti Gölge gizlice gelene baktı. Vücudunda kıl namına ne varsa beyazdı. Kısa boylu yanına geldiği çocuktan daha zayıftı.

Ağacın altına o da geldi diğer çocuğun yanına oturdu. ‘’Bu aralar sık sık uykum kaçıyor. Sen pek uyumuyorsun ama aynı nedenden değil. Seninkini bilmiyorum ama benim ki heyecandan.’’ Diğer çocuk hiç cevap vermiyordu fakat diğeri devam ediyordu. ‘’Düşündükçe heyecanlanıyorum benim her dediğimi yapan askerlerim olacak. Biraz öncede zindandakilerle konuştum benim emrimde savaşıp savaşmayacaklarını sordum. Zindandan çıkarırsam olur dediler beni ne sanıyorlar aptal mı?’’

Zindan mı? Gölge içgüdüleriyle gurur duydu bir şeyler dönüyordu. Acaba bu zindandakilerden Kalkan’ın haberi mıydı? Çocuk devam etti ‘’Hançer’den nefret ediyorum hiçbir şeyi doğru düzgün anlatmıyor. Bugün neden çocukları yolladığımızı neden Kalkanın geri döndüğünü. Ahtapot da aynı sadece yapmamız gerekeni söylüyor olaylar hakkında hiçbir şey söylemiyor bundan çok sıkıldım. Seninle sohbet her zaman ki gibi güzel Suskun.’’ Dedi ve kalkıp tekrar kuleye gitti.

Gölge yine aynı dikkatle ağaçtan uzaklaştı. Yay’dan ayrıldığı yere geri döndü. Yay’da geri dönmüş onu bekliyordu. ‘’Yüz ifadene bakılırsa bir şeyler öğrenmişsin.’’ Dedi Yay.

‘’Fazla bir şey değil fakat nerede öğrenebileceğimizi öğrendim. Kulede bir zindan var ve orada tutulan insanlar var.’’

Yay şaşırmıştı ‘’Köyde bundan hiç bahsetmediler. Çocukların hepsi geri döndüğünü söylediler ve öyle onlardan birini alıkoysalardı bunu da söylerlerdi.’’

‘’Evet kafan çalışıyor. Sanırım zindanda tuttukları kimse köyden biri değil. Öğrenmenin bir yolu var.’’ Dik dik Yay’a baktı.

‘’İçgüdüleri takibe devam ediyoruz anlaşıldı. Kuleyi inceledim ve tek giriş ön kapı. Tabi pencerelerden birinin açık olduğunu bilmek seni sevindirirdi herhalde.’’

Pencerenin olduğu tarafa doğru gittiler. Pencere neyse ki kapının olduğu tarafın tam tersindeydi. Gölge aynı dış duvara tırmandığı gibi tırmandı. İçeriye bir göz attı o da boştu. Yay’ın tırmanması için ipi sarkıttı. Yay çıktıktan etrafa baktı. Sadece bir odaydı fazla eşya yoktu temiz ve eşyalara bakıldığında olduğundan sürekli kullanılan bir o da olduğu anlaşılıyordu. Yani odaya her an biri gelebilirdi.

Yay kendinden emin bir şekilde ‘’Serçenin odasındayız.’’ dedi.

‘’Nerden anladın?’’

Yay gururla ‘’Aynı onun gibi kokuyor çünkü.’’

Gölge ona vurmaya başladı ‘’Sapık!!!’’ Yay koluyla kendini savunurken ‘’Nereye çekiyorsun konuyu. İyi bir koku alma yeteneğimin olduğunu biliyorsun.’’

Gölge vurmayı kesti. ‘’Ben zindana inmeye çalışacağım sende Kalkan’ı bul bir şeylerin ters gittiğini, mümkünse köye dönmesini söyle. Ama sakın riskli bir şeye bulaşma.’’

‘’Benim için endişelenme bende senin kadar sessiz olabilirim hem bu gözler karanlıkta çok iyi görür. Asıl sen kendine dikkat et.’’

Gölge gülümsedi ‘’Kuleyi fazla aydınlatıldığını sanmıyorum. Burası tam bana göre.’’ Odanın kapısından gizlice baktı uzun ve geniş bir koridor vardı fazla aydınlanmıyordu. Gölgenin tahmini doğru çıkmıştı.

Koridorun boş olduğundan emin olduktan sonra dışarı çıktılar. Etrafı aydınlatan tek ışık kaynağı bir ‘Işık taşıydı. Yay ışık taşlarını hep sevmiştir kendi yaşam enerjisini taşa verir taşta verdiği enerji kadar parlardı. Bu yüzden bu taşlar aydınlatma için kullanılırdı. Kulenin katları dört koridordan oluşuyordu her koridor boyunca kapılar sıralanmıştı. Koridorlar birbirleriyle kesişiyordu. İleride aşağı ve yukarı giden merdivenler olmalıydı.

‘’İyi ki Kalkan’a kulenin yapısını sormuşsun. İçgüdülerin belki burada pek iş görmezdi. Gerçi kulenin büyük olması ve kulede az sayıda işi olması avantajımız.’’

Ayrıldılar Gölge aşağı tarafa doğru ilk karşılaştıkları merdivenlerden inmeye başladı Yay ise yukarıya çıktı…

 

Gölge sessiz ve dikkatlice bir şekilde zindana indi. Şimdiye kadar kimseye rastlamamıştı ama şimdi zindanda nöbet tutan birileri olabilirdi ama yoktu bir an bunun tuzak olabileceğini düşündü ta ki odaların birinden ses gelene kadar.

Odanın kapısında bulunan küçük pencereden içeri bakmaya çalıştı. Bu tür durumlardan nefret ediyordu boyu hız ve saklanmada iyi olsa da bazen böyle ufak sorunlar çıkarıyordu. Ayak ucuyla küçük pencereden içeri bakabildi.

‘’Ah yine ne istiyorsun… sen de kimsin?’’ dedi içerdeki ses. İçerde bir kişi vardı elleri zincirle bağlanmıştı.

Gölge ‘’Seni buraya hapsedenlerin dostu değilim onu bil yeter. Sen kimsin ve neden buradasın?’’

Adam şaşırmıştı ‘’Neler oluyor bilmiyorum ama ben Işık krallığından Kralsız Ülkede ki bir ihbarı kontrole gelen devriyenin başıyım. Buraya yakın bir köyde kötü şeyler olduğunu araştırmak için gelmiştik. Ekibim ve beş kişiydik. Burada ki çocuklar tarafından yakalandık ben bir ‘parlayan’ olduğum için beni ayrı yere hapsettiler.’’

‘Parlayan’ ışık ülkesinde yaşam sanatı kullanıcılarına verdikleri addı. Gölge daha öncede okulda kendilerinin ışık ülkesinden gelen parlayanlar olduğunu söyleyen kişiler tanıyordu.

‘’Başka söylemek istediğin var mı?’’

‘’Hayır yok. Kaç gün olduğunu bilmiyorum yaklaşık iki haftadır birkaç gün ekle veya çıkar. Burada esiriz. Buradaki o korkunç velet ve Ahtapot dedikleri kız bir işler çeviriyor.’’

‘’Korkunç velet?’’ Adam bildiği her şeyi söyledi.

‘’Şu Hançer denilen çocuk. Burada kaç kişi kaldığını bilmiyorum. Şimdiye kadar sekiz çocuk gördüm hepsi bu.’’ Gölge adamın söylediklerinin doğru olduğuna inanmıştı. Anlaşılan Kalkanın bu adamlardan haberi yoktu. Kalkan’ın söylediklerinin doğruluğuna artık daha fazla inanıyordu.

Kapı oldukça sağlamdı kilidi kesmeyi denese en az iki saat sürerdi ki o kadar vakitti yoktu. ‘’Daha sonra senin için dönerim. Şimdi sakın benden kimseye bahsetme.’’ Adam umutla başını salladı. Tekrar küçük pencereyi kapatıp Yay’ı bulmak için merdivenlere doğru hareket etti…

 

Yay, bugün şanslı değildi. Yukarı çıkarken iki kişi tarafından çıkardığı ses fark edildi. Hemen hızlıca ilk bulduğu koridora girdi ama onu takip edenler peşini bırakmıyordu. Karanlık koridorun sonuna saklandı kapıları kontrol etti kilitliydi. ‘’Harika koca kulede iki kişiye denk geldim ve belki de kilitli kapıların olduğu tek koridora girdim.’’ Diye mırıldandı. Onu takip edenlerin seslerini rahatlıkla duyuyordu. Biri kız diğeri erkekti. Sesler tanıdık değildi bunlar daha önce karşılaştıkları kişilerden değildi bu da Yay’a saldırabilmek için cesaret veriyordu.

Karanlıktan çıkıp saldırmaya hazırlandı. Hızlı bir saldırı ile hemen ikisini yenmesi gerekiyordu. Tabi çıkacak gürültüyü engelleyemezdi kendi belki kaçabilirdi fakat Gölge zindana inmişti çıkan gürültüden sonra orada savunmasız kalacaktı. Tek çare hemen saldıracak sonrada aşağıya inip Gölge ile kaçacaktı.

‘’Buraya girdi eminim.’’ Dedi erkek sesi. Yay saldırı yapacakken arkasından açılan kapıdan uzanan iki el ağzını kapayıp onu içeri soktu. Erkek ve kız Yay’ın saklandığı yere geldiler.

‘’Evet bur… Sen miydin? Bu saatte ne diye ayaktasın?’’ dedi erkek.

Soğuk bir bakışla ‘’Seni ilgilendirmez. Sen ve şifa buradan defolun!!!’’ diye azarladı Serçe.

Boom ısrar etti ‘’Ne saklıyorsun o duyduğumuz ses ait değildi.’’ Serçe onun üstüne yürüyünce geri çekildi. ‘’GİDİN!!!’’  Emre itaat ettiler.

Serçe, Boom ve Şifa’yı kovduktan sonra Yay’ın yanına geri döndü. ‘’Teşekkür ederim sen olmasaydın işler karışacaktı.’’ Serçe onu susturdu.

‘’Yardım etmelisin. Çok kötü şeyler olacak.’’ Yay’ın kafası karıştı.

‘’Ne demek istiyorsun? Seni en son gördüğümde her şey güzel olacak gibisinden bir şeyler söylüyordun.’’ Serçe bakışlarını Yay’dan kaçırmadan hafifçe başını sağa sola salladı.

‘’O ben değildim.’’

Yay’ın kafası daha da karıştığını fark eden Serçe önce sağ eliyle ensesinin aşağısına dokunarak devam etti. ‘’Bir sonraki seviyeye geçirmeyi başardı. Artık bedenimi tamamen kontrol edebiliyor.  Kalkan kaçmadan önce sadece bilinçsizce söyleneni yapıyordu. İlk önce bedenim kontrol altındayken bende görüp duymaya başladım en sonunda da bedenim tamamen o şeyin kontrolünde geçiyor ve Ahtapotun dediklerini yapıyor.’’ Dedi son cümlesinden sonra gözleri kaçırıp hüzünle yere baktı.

‘’O şey ne?’’

Serçe tekrar bakışlarını soruyu soran Yay’a çevirdi. ‘’Bilmiyorum. Önceleri sadece beden hareketsiz kalırken şimdi kontrol edebiliyor. Ahtapotun sözünü dinliyor ama nefret ediyor. İnsanla alakalı her şeyden nefret ediyor… Ne olduğunu bilmiyorum…. Korkunç bir şey. Bu yasak sanatla alakalı. Kurtulamıyorum bundan.’’

Yay, Serçeyi sakinleştirmeye çalışırken kafasında şimşekler çaktı. ‘’Yani hepsi bir tuzaktı!!’’

Sakinleşen Serçe her şeyi anlatmaya başladı…

NE DÜŞÜNÜYORSUN?

30 points
Upvote Downvote

Total votes: 0

Upvotes: 0

Upvotes percentage: 0.000000%

Downvotes: 0

Downvotes percentage: 0.000000%

Yorumlar

Bir Cevap Yazın

Loading…

Touhou Genso Wanderer Reloaded, 21 Aralık'ta Geçiş Sürümü Alıyor – Anime Haber

Newton ve Elma Ağacı Görsel Roman'ın Kickstarter Kampanyası Hedefe Geldik – Anime Haber