Yaşam Taşı Kralsız Ülke Bölüm 3

Bölüm 1:BULUŞMA

Son eşyasını da sırt çantasına koydu. Artık her şey hazırdı. Yatağına uzandı. Saatine baktı. Daha gece dokuzdu. Henüz saat erken olduğu için yatak odasında tek o vardı. Diğer beş arkadaşı gece on iki olmadan odaya gelmezlerdi. Acaba onların yanlarına gitmeli miydi? Okulda ki bu son saatlerini arkadaşlarıyla mı geçirmeliydi? Diye düşünse de yattığı yerden kalkmadı.

Bir kaç dakika sonra yatağından kalktı banyoya girdi. Son kez aynaya baktı. Siyah gözleri güldü. Zamanı gelmişti. Yıllardır beklediği an bir kaç saat sonra gerçekleşecekti. Gezgin ile buluşacak ve arkadaşlarının yanına gidecekti. Sonunda hayalini gerçekleşiyordu. Erken kalkmalıydı. Yatağına uzandı. Ellerini başının arkasında siyah, biraz uzun, düz saçlarının arasından geçirerek birleştirdi. Heyecanını bastırarak uykuya daldı…

Kurduğu alarmın sesini duyduğu anda saati kapadı. Etrafına baktı. Oda da çok az ışık olsa da etrafını rahatça görebiliyordu. Uyanan kimse yoktu. Sessizce kalktı. Sırt çantasını aldı. Odadan dışarı çıktı. Binanın içinde de kimseye rastlamadı. Okuldan dışarı; okulun etrafını çevreleyen ormana doğru yürümeye başladı. Tepeye vardığında birkaç adım sonra okulun gözden kaybolacağını biliyordu. Son kez okuluna baktı. Belki de o üç koca binayı son görüşüydü. Bu kadar rahat okulu ve oradaki herkesi bırakabildiği için kendini biraz taş kalpli hissetti.

Sabahın beşinde buluşma yeri olan meşe ağacının altına geldi. Orada olması gereken kişiyi göremediğinde :

– ‘’Biliyordum gelmeyecek. Beni saatlerce bekletecek.’’ Dedi ve beklemeye başladı.

Haklı çıktı. Bir saattir ne gelen vardı ne giden. Hava yavaş yavaş aydınlanmaya ve ısınmaya başlıyordu. Anlaşılan bugün güzel bir gün olacaktı.

Tam beş gün önce Gezgin burada buluşacaklarını ve zamanı söylemişti ama söylediği vakitte kendisi ortalarda yoktu. Bu tür durumlara alışıktı. Ne de olsa uzun zamandır Gezgin’le beraberdi. Hatta bu olan durum bir çok yaptığı karşısında gayet sıradan bir şeydi.

Gezgin’i tanıdığın ilk günden beri büyük bir gizemdi. Onun yüzünü hiç bir zaman göremedi. Gezgin’in yüzünde devamlı taktığı bir maske vardı. Taktığı maske beyaz bir maddedendi ve burnunu ve aşağı kısmını tamamen kapatıyordu. Yüzünde gözüken kısmı sadece kaşları ve siyah gözleriydi. Başında da her zaman maskesiyle aynı renkte sarık olurdu. O ikisi kesinlikle özel eşyalardandı. Bundan emindi fakat ne kadar denemiş olsa da onlara bir kez bile dokunamamıştı. Tam sekiz senedir…

Ağacın altından bir yere ayrılmayacaktı. Belli mi olurdu? Belki gelir ve onu bulamazsa, onsuz yolculuğa çıkardı. Saatlerce bekleyeceğini tahmin ediyordu ve beklemeye devam etti.

Hava hala karanlıktı. Yarım saat sonra günün ilk ışıkları etrafı aydınlatmaya başlamıştı. Bu boş zamanı değerlendirmeye karar verdi. Hem böylece zaman hızlı geçecekti. Her zaman ne yaptıysa onu yaptı. Meditasyon yaptı. Daha sonra sekiz yıldır biriktirdiği arkadaşlarından gelen mektupların bazılarını tekrar okudu. Daha da sonra Büyük Dünya haritasını açıp binlerce kez yaptığı gibi inceledi. Koca haritayı ezberlemesine rağmen her bakışında aynı hissi yaşıyordu. Nasıl en büyük hayali bu haritanın gösterdiği bir yerlerdeydi ve bir gün onu mutlaka bulacaktı. Bu gün o günün ilk günüydü. Bunları yaparak beş saat hızlıca geçmişti en sonunda Gezgin’i gelirken gördü.

– ‘’Tam zamanında geldin… Her zaman ki gibi!’’ dedi ses tonu iğneleyiciydi.

– ‘’Özür dilerim. Bu son yaptığım dengesiz şeydi.’’ Diye özrünü diledi Gezgin. Afallamıştı az önce Gezgin ondan özür mü dilemişti? Daha önce böyle bir şey hiç olmamıştı.

– ‘’Az önce sen benden özür mü diledin? Hem ne demek dengesiz şeydi’? Sen Gezgin olamazsın!! O asla benden özür dilemezdi. Aslında bir kaç kere dilemişti ama bu şeklide değil.’’ dedi ayağa kalktı.

– ‘’Hayır benim hadi gel gidiyoruz. Yolu biraz uzatmamız gerekecek. Ay yarın 10’da bekliyor olacak.’’ Dedi.  Gezgin karşısındaki gencin hararetinin azalmadığını görünce

– ‘’On üç yaşının baharında yaşadığın olayı hala çok iyi hatırlıyorum.’’ Derken ağzı gözükmese de bakışlarından sırıttığı çok belli idi. Korku ile heyecanın karışımı bir şekilde.

– ‘’Ta-tamam sensin.’’ Dedi sonra tekrar normal sesiyle.

– ‘’Ama davranışın senin gibi değil.’’ Sonra sağ eliyle çenesini tutarak.

– ‘’Yoksa normal konuşarak beni kandırmaya mı çalışıyorsun?’’ diye sertçe bakarak sordu.

– ‘’Herkesle buluştuğumuzda bazı şeyleri anlatacağım ama o zamana kadar bu konu hakkında soru sorma. Aynı mektuplarınızda benden bahsetmediğiniz gibi devam et tamam mı?’’

Açıklamadan tatmin olmamıştı yine de.

– ‘’Peki, öyle olsun şimdi ne yapıyoruz?’’ diye sordu.

– ‘’Uzun yolda gideceğiz toplamamız gereken birkaç şey var.’’ Bir şey demedi bütün sahip olduğu eşyalarının içinde bulunduğu sırt çantasını aldı ve yola çıktılar.

İki saat boyunca yürüdüler. Ne o ne de Gezgin bir şey söylemişti. Sadece Gezgin’in arkasından sert sert bakarak yürüyordu. Yıllardır tanıdığı adam değildi. Tanıdığı Gezgin dengesizin biriydi. Aslında deli kelimesi onu daha iyi tanımlardı. Saçma sapan davranışlar yapar, anlamsızca konuşur, ne yapacağı önceden kestirilemezdi. Fakat şimdi hemen önünde yürüyen kişi o deli adam değil gayet şey… normal biriydi. Sert bakışlarını sürdürürken Gezgin birden döndü ve üzerine doğru ani bir adım attı.

İçgüdüsel olarak geriye doğru sıçradı ve sağ elini kaldırdı.Eli beyaz şekilde parlamaya başladı. Gezgin önce bir kahkaha attı.

– ‘’Tamam sakin ol. Bu kadar gergin olma.’’ Dedi. Gezgin’in bu kadar  mutlu olması sinirlerini bozulmuştu.

– ‘’Gerçekten hiçbir şey anlamıyorum. Şimdi burada ne yapıyoruz?’’ diye sordu. Elini indirirken parlaklık solmaya başladı. En sonunda da tamamen söndü.

– ‘’Şu an için biraz mantar toplayacağız.’’ Dedi Gezgin. Heyecanla sordu :

– ‘’Neden? Yoksa bu mantarlar Yaşam enerjisini arttıran özel mantarlar mı? Burada o tür şeyler yetişiyor muydu? Bu ormanda öyle şeyler yok diye biliyordum’’ dedi ve eliyle biraz ilerde ki ağacın altıda ki mantarları gösterdi. Gezgin sakince cevapladı.

– ‘’Hayır, sadece acıktım ve burada ki mantarlar çok lezzetli oluyor.’’ gösterdiği mantarlara dönüp :

– ‘’İyi gördün bu tür şeyleri Yay’dan beklerim ama o şimdi burada yok, aramıza katılana kadar sende iyi iş görüyorsun’’ dedi tebessümle. Gezgin’in cevabı karşısında başı bezmiş bir şekilde aşağı düştü.

– ‘’Sadece mantar toplamak için yolu uzatıyoruz değil mi?’’ diye sordu. Gezgin’in cevabı kısa ve hızlıydı.

– ‘’Hayır’’

Biraz mantar topladıktan sonra Gezgin ateş yaktı ve mantarları pişirmeye başladı. Gayet ustaca bir şekilde mantarları şiş kebab yaptı. Gezgin’in yemek yaptığını daha öncede görmüştü. Rezalet yemek yapardı. Çiğ yemek bile daha lezzetli olabileceğini düşündüğü olmuştu ama bu sefer farklıydı. Gezgin ilk pişen mantarı uzattı. Ondan aldı fakat acıkmış olmasına rağmen mantarı yemeden elinde tuttu. Önce Gezgin’in mantarlardan yemesini bekledi. Ona güvenmiyordu. O mantarlarda bir şey olabilirdi. Şu gerçeğinde farkındaydı. Gezgin zorla ona mantarı yedirmeye kalksa karşı koyamazdı. Yine de ilk onun yemesini bekledi.

Gezgin mantarını ağzına atıp afiyetle yediğini gördükten sonra kendi mantarından bir ısırık aldı. Gezgin haklıydı mantarlar enfesti.

– ‘’Bunlardan kesinlikle Ay’a götürmeliyim bunlarla harika yemekler yapacaktır. Bu mantarlardan daha önce neden bahsetmedin bana?’’ dedi ve biraz duraksamanın ardından.

– ‘’…ve daha önce neden böyle davranmıyordun?’’ Gezgin gülümsedi.

– ‘’Bir şey canını sıktığında duramıyorsun değil mi? Sana diğerleriyle buluştuğumuzda açıklayacağım demiştim.’’ Diye cevapladı ve ona aldırış etmeden yemeğine devam etti.

Ayağa kalktı kollarını kenetledi Gezgin’e yukarıdan bakarak.

– ‘’Sekiz sene boyunca bana yaptıkların düşününce, bunları açıklamasını istemem normal değil mi? Hem diğerleri de rol yaptığını gördüğünde ne diyecekler?’’ Gezgin güldü. Sonrada.

– ‘’Peki sana yaptıklarım seni daha güçlü yapmadı mı? Mesela seni ormana bırakıp kaçtığım zamanı hatırla. Döndüğünde çok değişmiştin yemek seçen bir çocuktun sonrasında hiçbir yemek seçmiyordun. Önceden mantardan nefret ederdin. Şimdi ise bu mantarlarla nasıl daha güzel yemeklerin yapılabileceğini düşünüyorsun. En azından bu konuda yardımcı olduğumu düşünüyorum ’’ Gezgin’in sözleri üzerine pişmekte olan leziz mantarlara baktı sonra tekrar oturdu.

– ‘’Yinede bu yeterli bir açıklama değil. Daha ayrıntılı açıklayacaksın, diğerleriyle de buluştuktan sonra.’’ Dedi Gezgin gözleriyle gülümseyerek başıyla onayladı…

Birkaç saat daha yürüdükten sonra Gezgin.

– ‘’Beni biraz burada beklemem gerekecek, yarım saat belki bir saate geri dönerim.’’ Dedi. Yine kollarını kenetleyerek:

– ‘’Buna benzer cümleleri daha önce defalarca söylemiştin. Sonunda ya saatlerce bekledim ya da hiç gelmezdin.’’

– ‘’Sana dediğim gibi bundan sonra o tür şeyler yapmayacağım.’’ Dedi  ve yürümeye başladı. Biraz sonra da ağaçların arasında tamamen kayboldu.

Tek başına kalmıştı. Hava hala güzeldi öğlene göre sıcaklık düşmüştü. Gözüne kestirdiği en yakın ağacın altına gitti. Sırt çantasını çıkarıp ağacın yanına koydu. Kendi de ağacın gölgesine oturdu. Ellerini kafasının arkasında birleştirdi ve arkasına yaslandı.

Oturunca biraz yorulduğunu fark etti. Yolculuktan sandığından daha az heyecan duyuyordu. Sonuçta sekiz senedir tanıdığı ama ilk kez yüz yüze görüşeceği arkadaşlarıyla birkaç gün içinde beraber olacaktı. Yolculuğa çıkacağını bir hafta önce öğrenmişti. O günden bu günü sabırsızlıkla beklemiş. Şimdi Ay ile buluşmasına bir günden az kalmış iken bu kadar az heyecanlanması hayal kırıklığıydı. Bunun nedeni Gezgin’in davranışlarında ki ani değişim olduğuna kanaat getirdi. Sesli bir şekilde ‘’Acaba..?’’ dedi ve Ay’ı düşündü. Acaba Gezgin Ay’a da aynı şeyleri yapıyor muydu? Belki de o kız diye ona fazla yüklenmiyordu. Bir an Gezgin’in, Ay’a uyguladığı baskı yüzünden kızın dizlerinin üstüne çökmüş ağlarken hayal etti.

Sonra Gezgin’de ki davranış değişikliğini düşündü. Sekiz sene, belli aralıklarla onu görmüştü. İlk tanıştıkları zaman hariç bir tek normal hareketini ya da sözünü hatırlamıyordu aslında ilk tanışmaları bile normal sayılmazdı. Sonra ilk günü hatırladı. Sekiz sene önce on yaşındayken okulun çevresinde ki ormanda karşılaşmıştı. Bir yabancıydı, gizemliydi en önemlisi Yaşam Sanatı hakkında çok şey biliyordu, okulda ki bütün hocalardan daha çok. Tam onun olmak istediği gibi güçlüydü. Her ne kadar onu deli etse de itiraf etmeliydi ki bu kadar güçlü olmasını sağlayan Gezgin olmuştu. Sadece onu değil dört kişiyi daha. Şimdi hepsi toplanıyordu sekiz sene sonra ilk kez.

***

Eğer kendini yalnız hissediyorsan çevrendekilerin varlığının bir anlamı yoktur. Eğer kimse onu anlamıyorsa neden onlarla zaman kaybetsin ki? Bu yüzden 102 genelde yalnız kalmaktan hoşlanırdı. Yalnız kalmanın en eğlenceli şekli okuldan uzaklaşmaktı. Ormanda tek başına dolaşmak onun en büyük zevki ve lüksüydü.

Yine ormanda dolaştığı bir gün. Bir gürültü duydu kalbi hızlı hızlı attı ama merakı korkusunu bastırdı. Gürültüye doğru koştu. Gördüğü manzara karşısında kalbinin atışı daha da hızlandı. Hiç görmediği biri kafasında beyaz bir sarık yüzünde burun ucundan aşağısını kapatan beyaz bir maske ve üstünde de yine beyaz bir pelerinli bir adam karşısında ki ayı ile kapışıyordu. Daha doğrusu ayı kükrüyor pençe savuruyor ama yabancı çok rahat bir biçimde tüm saldırıları savuşturuyordu. Kapışmayı bitiren yabancının avuç içiyle ayıyı itmesi oldu. Sıradan bir itme değildi yarım tonluk canavar metrelerce savruldu. Ayı tekrar toparlandığında arkasına bakmadan inleyerek kaçmaya başladı.

102 gözlerine inanamıyordu. Okuldaki hocaları belki aynısı yapabilirdi ama bunu görmek harika bir şeydi. Yabancı olduğu yere bağdaş kurarak oturdu 102 döndü.

– ‘’Gösteri hoşuna gitti mi?’’ 102 içindekileri söze döktü.

– ‘’Nasıl bu kadar güçlü olabilirim. Senin gibi güçlü olmam için ne gerekiyor?’’ Yabancı kalktı.

– ‘’Beş gün sonra tekrar burada olacağım eğer bu tür şeyler öğrenmek istiyorsan burada ol. Sana öğretebilirim’’ Dedi ve sonra kalktığı gibi ormana doğru gitti. 102 sadece onu gidişini izledi kalbi daha önce atmadığı kadar hızlı artıyordu…

Genç 102’in gece gözüne uyku girmedi. Onun uyuyamadığını fark eden arkadaşı yataktan yatağa.

– ‘’Ne oldu uykunu kaçıran bir şey mi oldu. Beklide artık dört yüz olan birini yenemeyeceğini anladığın için rahatsızsındır?’’ diye sordu hafif alay hafif şaka karışık bir ses tonuyla. 102 birkaç gün önce meydan okuduğu üst sınıftan birine kaybetmişti eksik olmasın arkadaşı bunu hatırladı.

– ‘’Bir gün okulda ki herkesi yeneceğim. Ne karşımda dört yüzlükler ne de sekiz yüzlükler durabilecek.’’ Diye karşılık verdi 102 sonra devam etti. ‘’ve kendi ilk ismimi kazanacağım. Daha sonra da Yaşam Taşını bulacağım.’’ Arkadaşı güldü.

– ‘’Bir gün bu olacak bunu herkes biliyor. İki tane üç yüzlüğü yendin. Bunu yüzlükler arasında başka kimse yapamazdı fakat acele ediyorsun. Hem üç yüzlükleri de yensen bile dört yüzlüklerde takılacaksın onlar çok farklı bir seviyede biliyorsun. Bence dört yüzlük olana kadar beklemelisin. Sonra… o taş gerçek bile değil. Hocaların hepsi bunu söylüyor.’’

Arkadaşları 102 hiç anlamıyordu birkaç metre yanında ki arkadaşı ona en yakındı fakat onunda anladığı bu kadardı. Bu yüzden kendini yalnız hissediyordu. Onun hayallerini anlayamıyorlardı, belki işin içinde kıskançlıkta vardı 102 hepsinden güçlüydü.

– ‘’Bugün bir..’’ diye cümlesine başlamışken sustu. Ne yararı vardı ki gördüğü şeyi anlatsa ne olacaktı ki? ‘’Bir ne?’’ diye sordu arkadaşı. ‘’Boş ver.’’…

-Beşinci gün nihayet gelmişti. Ne arkadaşlarına ne de hocalarına gördüğü adamdan bahsetmemişti. Heyecanlıydı o adamın gelip gelmeyeceğini tedirginlikle bekliyordu. Gelmeseydi üzülecekti hatta onun gerçek olup olmadığı hakkında kuşkuya düşecekti fakat gelirse bu seferde amacını bilmediği bir adam karşısında olacaktı, ona istediğini yapabilirdi ona karşı duramayacağını biliyordu. Bunları düşünürken bir anda yabancı arkasında belirdi.

– ‘’Yalnız gelmişsin demek ki benden kimseye bahsetmedin. O zaman söyle bakalım benim çırağım olmak ister misin?’’ 102 heyecanla.

– ‘’Evet senin gibi güçlü olmak isterim.’’ Diye teklifi çabucak kabul etti.

– ‘’Şimdi bana adını söyle küçük çırağım.’’  Heyecanlı bir ses.

– ‘’Adım 102!!!’’ Diye bağırdı.

– ‘’Onu sormuyorum kullanacağın ilk ismi soruyorum.’’ 102 içinde ki heyecanı doruk noktasına çıkmıştı ve sesini kontrol edemeden

– ‘’ATEŞ!!’’ diye bağırdı. Bu ismi kendi içinden konuşurken kullanırdı hayallerinden biride bir gün bu ismi resmi bir şekilde kazanmaktı.

– ‘’Oo. Demek okuluna uygun bir isim kullanacaksın tamam. Bu günden sonra artık sen Ateş’sin.’’ Dedi. Ateş beş gündür merakla cevabını beklediği soruyu sordu.

– ‘’Peki sen kimsin? Sana ne demeliyim?’’ Yabancı biraz duraksamanın ardından.

– ‘’Bana Gezgin diyebilirsin. Tabi başka bir isim söylemek istemezsen.’’ Yeni adıyla Ateş gülümsedi.

‘’Hayır bu ismi kullanacağım Gezgin.’’ Dedi. Gezgin’de gülümseyerek.

– ‘’Zaten başka isimim kullanmana izin vermezdim.’’ Dedi. Ateş böyle bir söz beklemiyordu bir an afalladı.

Ateş henüz kendini toparlayamamışken Gezgin cübbesinden dört tane boş kağıt çıkardı.

– ‘’Bunlar her biri benim diğer köyde ki çıraklarım için. Bu mektuplarla birbirinizle haberleşeceksiniz. Başka türlü haberleşme ya da görüşme olmayacak anlaşıldı mı?’’ Ateş hiçbir şey anlamadığı halde ‘’Anlaşıldı’’dedi.

Gezgin kağıtları sırayla Ateş’e verdi verirken de açıklama yapıyordu.

– ‘’Bu kağıt Yaşam okulunda ki için. Bu Menzil okulundakine. Bu Orman okulunda ki için. Bu ise Sır okulunda olana.’’  Ateş kağıtları eline almıştı fakat ne yapacağını bilmeden Gezgin’e saf saf bakıyordu.

– ‘’Bunlar mektup hadi bir şeyler yaz akşam mektupları sahiplerine götüreceğim.’’ Dedi.

Ateş hazırlıklı gelmişti not alması gereken bir şeyler olursa diye kağıt ve kalem getirmişti. Bir süre düşündükten sonra aklına gelen tek şeyi bütün kağıtlara ‘’Merhaba ben Ateş memnun oldum.’’ yazdı. Kağıtları Gezgin’e verdi. Gezgin son bir açıklamada bulundu.

– ‘’Son bir açıklama: mektuplarda benden veya eğitimde yaşadıklarından asla ve asla bahsetmeyeceksin. Eğer bahsedecek olursan…’’ artık sesi duygusuzca donuk çıkmaya başladı. -‘’Önce senin okulunda ki sonrada onları ve onların okulundaki herkesi öldürürüm senide sakat bırakırım.’’ Ateş donup kalmıştı yinede ağzından ‘’Peki…’’ sözcüğü çıktı.

Gezgin’in gözlerinden güldüğü anlaşılıyordu. ‘’O zaman eğitime başlayalım artık. Sana neler öğretebiliriz bakalım…’’

***

Gezgin bu sefer sözünü tutmuştu dediği vakitte buradaydı. ‘’Dinlendiysen devam edelim.’’ Dedi. Ateş uzandığı yerden kalktı ‘’Bitti mi? Ne yaptın?’’ diye sordu. ‘’Önemli bir şey değil.’’ Diye geçiştirdi Gezgin. Ateş sırt çantasını takarken ‘’Tamam anladım soru sormak yok.’’.

Yorumlar

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Loading…

En Büyük 10 One Piece Gizemi !!

Yabancı Dizi Önerileri !!