, ,

YAŞAM TAŞI : KRALSIZ ÜLKE (BÖLÜM:24)

Sarı Aslanın kalmaya başladıkları onuncu gece.

Kalkan’ın zar zor daldığı uykusundan Ahtapot dürtmesiyle uyandı.

‘’Çabuk kalk. İhanete uğradık imparatorluk bize saldırdı. Babam ve Aslan beraber savaşıyorlar hemen ablamı bulmalıyız.’’ Kalkan neler olduğu idrak edemeden yatağından kalktı. Ahtapot hemen üstünü giyinmesi söyledi.

Koridorda ablası, abisi, Serçe ve yanlarında da babasının getirdiği yedi tuhaf çocuk vardı.

Kızıl Prenses böyle bir durum için insani rahatsız edecek kadar sakindi. Herkes onu takip ediyordu gittikleri yer şatonun gizli tüneliydi. Yakın bir zamana kadar babası yaptırmıştı. Saldırıya uğrayabileceğini biliyor olmalıydı ki böyle bir yer yaptırmıştı. Ama Kalkan hala bir soruyu merak ediyordu. ‘İmparatorluk neden bize saldırıyordu?’

Koridordan sola döndüklerin bir adamla karşılaştılar. Koridor karanlıktı adamın yüzü gözükmüyordu. Kalkanın ilk kez gördüğü biriydi, nedeni bilmiyordu ama adamı görür görmez tüyleri diken diken oldu.

Kızıl Prenses ‘’Biz hazırız.’’ Adam başıyla onayladı sonra Kızıl prenses duvarın ortasına avuç içini bastırdı duvar önce titredi sonra geriye doğru giderek sola kaydı artık önlerinde bir kapı vardı. İçeri girdiler anca iki kişini beraber geçebileceği koridorda hızlıca ilerlerken ‘’Neler oluyor babam iyi mi? Bu adamda kim?’’ diye sordu Serçe.

Kızıl Prenses ‘’Ne olacak ki? O hep koruduğumuz imparatorluğun bizimle işi bitti şimdi babalarımız nasıl başkalarını hallettiyseler. Şimdide babalarımızı halletmeye gelenler var.’’

Serçe endişeli sesiyle ‘’Geri dönüyorum. Babama yardım etmeliyim.’’

‘’Aptal! Bu gücünle onlara ayak bağı olmaktan başka bir şeye yarama..’’ tünel sallandı.

‘’Oo sanırım bütünleşme Seviyesine geçtiler. İzlemek isterdim ama o güç karşısında ayakta bile duramazdım. Bizi bu adama babam yönlendirdi o bize yardım edecek.’’

Serçe yine itiraz edecek gibi oldu ama onu Ayı sakinleştirdi. ‘’Şu an babalarımız için yapabileceğimiz tek şey güvenli bir yere gitmek.’’

Tünel şatonun oldukça uzak bir yerine çıktı etrafta kimseler yoktu. Kızıl prenses adama döndü ‘’Gelecek olanlara güvenebilir miyiz?’’ Adam hiçbir tepki vermedi. Biraz sonra beş tane tipleri haydutta benzeyen adamlar geldi.

Kızıl Prenses ‘’Yolumuz uzun bir an önce yolla çıkalım.’’. Şatoda karşılaştıkları adam önce bir gülümsedi ardında da hiç bir şey söylemeden karanlıkta kayboldu.

Serçe ‘’Nereye gidiyoruz? Babam ne olacak?’’

Kızıl Prenses ‘’Uff ne kadar çok soru sordun. Güvenli bir yere gidiyoruz. Senin babanın aksine benim babam olacakları öngörmüştü. Bir kaçış planı var. Şimdilik onları oyalıyorlar bizim kaçmamış için. Bu yüzden artık boş sorularınla değerli zamanımızı harcama.’’

Kızıl Ayı ‘’Serçe kafan karışık biliyorum. Ama endişelenme Sarı aslan ile Kızıl Kaplanın önünde imparatorluk ordusunda bile çok az kişi durabilir. Şimdi biz kendimizi kurtaralım.’’ Serçe artık soru sormadan itaat edecekti.

Haydut tipli adamları takip ederek yollardan uzak bir şekilde tepelerin, ağaçların arasında sabahın ilk ışıklarına kadar yürüdüler. Grubun başındaki adam ‘’Geldik.’’ Dedi. Adamlarına etraftaki dalları toplamalarını emretti. Haydutlar etrafı temizledikten sonra ortaya bir ışınlanma çemberi çıktı. Çapı üç metre yoktu. Kalkan daha önce gördüğü çemberlerden oldukça küçüktü. Ayrıca yanında bulunan ışınlanma için kullanılan konsolda yoktu.

Kalkan, ablasına sordu. ‘’Buda nereden geldi? Bu yasal mı?’’

Kızıl Prenses, kardeşini küçümseyen bir bakışla cevapladı. ‘’Evet yasal. İmparatorluktan kaçabilmek için imparatorluktan izin aldık. Ağzını açmadan önce kafanın içindekini çalıştır.’’

Haydut lideri gruba ışınlanma çemberine girmelerini emretti. Grup gönülsüzce emre itaat etti. Haydut lideri ‘’Bu çember sadece tek bir çembere gitmek için. Kendi enerjisi yok bizim enerjimizi kullanacak. Bu yüzden herkes enerjisinden fedakarlık edecek.’’

Kızıl Ayı, ikizine ‘’Bundan emin misin? Bu şekilde ışınlanmak zaten tehlikeli iken birde yaşam enerjimizden alacaklar. Biz bunu kaldırsak bile diğerleri bunu kaldırabilir mi?’’ dedi.

Prenses ‘’Diğerleri? Ha ucubelerden bahsediyorsun. Onlar hiçbir şey hissetmiyor, onlar için endişelenme. Biz konusunda haklısın. Bu kesinlikle tehlikeli olacak. Fakat bu tehlikeyi göze almalıyız… Babalarımız için.’’ Diye cevap verdi. Babalarımız için derken Serçe’ye baktı.

On altı kişi sıkışarak çembere girdi. Haydut lideri ‘’Başlatıyorum. İçinizden ölen olursa sorumlusu ben değilim.’’ Dedi ve enerjisini çembere saldı. Onun ardından çember çevresinden çıkan levhalar tamamen kapanarak bir yarım küreye oluşturdu.

Yarım küre oluştuktan birkaç saniye sonra çemberde bulunan herkes enerjilerinin çekildiğini hissetti. Birkaç dakika sonra yeterli enerjiye ulaşan çember ışınlanmayı başlattı. Kalkan zaten kaybettiği enerji yüzünden bitkin hissetmeye başlamıştı ki ışınlanmayla kendinden geçti.

Kalkan gözlerini açtığında pek iyi hissetmiyordu. Midesi bulanıyor ve birazda başı dönüyordu. Çevresine baktığında ilk fark ettiği ışınlanmanı başarılı olmasıydı. Artık tepeler ve ağaçlar yoktu. Onun yerine ucu bucağı görünmeyen bir ovadaydı. Güneş iyice yükselmişti. Bu durumda ya çok doğuya ışınlanmışlardı ya da saatlerdir baygındı.

Yavaşça kalkabildi, diğerlerini aramak için başını kaldırdığında Ahtapotun biraz ilerde baygın olduğunu; ablası, abisi ve Serçenin ayakta olduğunu ve ablasının ucube dediği çocuklarla ilgilendiklerini gördü. Çocukların durumu iyi gözükmüyordu.

Yaşları büyük olan ikisi baygın, diğer beşini durumları kötü gözüküyordu. Durumu ağır olanların ağızlarından kanlar geliyor ve kriz geçiriyorlardı. Neyse ki Prenses, Ayı ve Serçe onları sabit halle getirebildiler. Böyle bir ışınlanma sonrasında tek parça oldukları için şanslılardı. Kalkan biraz gücünü toplayınca onların yanına sendeleyerek gitti.

Serçe bitkin bir şekilde ‘’Neredeyse öleceklerdi. Bunu yapmamalıydık.’’

Prenses aynı bitkinlikle ‘’Ama ölmediler. Hem orada kalsaydık emin ol onları ölümden daha beter bir kader bekleyecekti. Hala bu çocukların anormal olduklarının farkına varmadın mı? Bunlar gibi birçok çocuk var. İmparatorluk onlar gibi çocuklar yapmak istiyor babalarımız bunu engellemek istedi ve onlara saldırdılar.’’

Serçe inanmayı reddederek ‘’İmparatorluk asla böyle bir şey yapmaz. Babalarımız ve annelerimiz yıllarca bu tür şeyler olmasın diye imparatorluğa hizmet etmedi mi?’’

Prenses ‘’İşte bu yüzden dün gece size bir şey anlatmadım. Kafanız çok karışacaktı. Sen ne düşünüyorsun küçük kardeşim?’’

Kalkan ne diyeceğini bilemiyordu. ‘’İmparatorluk böyle…’’

Ayı araya girdi. ‘’Evet yapabilir. Aynı annelerimizin intikamını almadığı gibi.’’

Baygın olan Ahtapotta uyandıktan sonra onların yanına geldi. Haydutlar ayrı bir yerdeydiler. Liderleri dışında diğer dördü pek iyi gözükmüyordu.

Yarım saat sonra haydutlardan biri geldi. ‘’Yürümemiz lazım. Fazla yolumuz kalmadı.’’

Prenses ‘’Ne kadar yolumuz var.’’

‘’Yaklaşık üç saate gideceğimiz yere ulaşırız.’’

Prenses oldukça bitkin bir şekilde ‘’Lütfen liderine söyleyebilir misin? Bizlerin durumunun hiç iyi olmadığını eğer yürümeye kalkarsak bazılarımızın ölebileceğini. Hem sizde iyi değilsiniz dinlenmemiz şart.’’

Haydut dinlenmeyi kendisinin de istediği belliydi. Bir şey demeden kendi grubuna geri döndü. O gittikten sonra Prenses grubunu uyardı.

‘’Enerjinizi toplamaya bakın bir şeyler yolunda gitmiyor.’’…

 

Diğer bölümler için TIKLAYINIZ.