,

Yaşam Taşı : Kralsız Ülke Bölüm 9

Uzandığı yerden kalkan Yay. Boyu biraz Ateş’ten kısaydı ve zayıf görünüyordu. Zayıf ama çevik.

‘’Sonunda oldu. Bu günü sabırsızlıkla bekledim. Fakat sizi daha geçen hafta görmüş gibiyim. Sen hariç Gezgin seni gerçekten geçen hafta gördüm.’’ Ateş iğneleyici bir şekilde.

‘’Belki de görmüşsündür. Geçen hafta gördüğün biri sayesinde.’’ Yay  son duyduğu sözler üzerine ciddi bir şekilde Gezgin’e baktı.

‘’Yani Ateş’in demek istediği bizim iznimiz olmadan birbirimizin nasıl göründüğünü Zihin sanatıyla zihnimize mi soktuğun?’’ Ateş sonun da kendi gibi düşünen birisinin olduğuna sevinmişti. Sonra Yay gülerek devam etti.

‘’Bende aynısını yapardım. Zihin sanatı kullanabildiğini bilmiyordum. Yeni mi öğrendin. Acaba bende öğrenebilir miyim?’’ dedi ve yüksek sesle gülmeye başladı fakat yalnız başına olduğunu görünce sustu. Gezgin sadece tebessümle ediyordu. Ateş başını öne eğmiş ve pes etmiş bir şekilde duruyor Ay ise sadece izliyordu nasıl bir tepki vermesi gerektiğini bile bilmiyordu. Biraz garip bir atmosfer olmuştu bu ortamı Gezgin bozdu.

‘’Orman okulu bu tarafta siz yola çıkın. Ben size yetişirim.’’ Dedi ve gösterdiği yönün sağ tarafına doğru yürümeye başladı.

Tam on adım atmışken Yay arkasında.

‘’Dur bekle!’’ diye bağırdı ve ona doğru yürümeye başladı. Sonra birden onun üstüne atladı ‘’Henüz karşılamayı yapmadım.’’ Dedi fakat Gezgin tek hamlesiyle onu alaşağı etti ve.

‘’Hadi bakalım Dal’i bekletmek istemezsiniz değil mi? Yoksa dilinden kurtulamayız.’’ Dedi ve üç genci orada bırakarak gitti.

Yay ayağa kalkıp okul cübbesini temizlerken. ‘’Şimdi ne oldu pek anlamadım.’’ Sorusunu ateş cevapladı.

‘’Bizde pek bir şey bilmiyoruz. Hadi yürümeye başlayalım zira Gezgin’in dediği gibi Dal’ı bekletirsek sonsuza kadar dilinde oluruz.’’…

 

Üçlü yürürken önce Ateş sonra Ay sekiz sene boyunca Gezgin’in onlara nasıl davrandığını anlattılar. Yay ilginç bir şekilde hiç şaşırmamıştı anlatılan her şeyi sakince karşılamıştı sanki böyle bir şey bekliyormuş ya da çok umurunda değilmiş gibiydi.

‘’Sana nasıl davranıyordu?’’ diye sordu Ay.

‘’Onu pek ciddi gördüğümü hatırlamıyorum. En ciddi konularda bile çok sakin olup işin eğlenceli tarafından bakardı.’’ Diye kısaca açıkladı Yay. Fakat Ay tatmin olmamıştı

. ‘’Anlamadım.’’ Yay daha net bir şekilde açıklamaya çalıştı.

‘’Yani dünya onun umurunda değil gibiydi. Dünya bir oyun o da sadece bir izleyici. Yani anlattıklarından bu çıkıyordu. Hep bir dost gibiydi kaybettiklerin boşluğunu dolduran cinsten. ’’ Ay daha iyi anlamıştı.

‘’Şimdi Gölge ve Dal’a da bizden farklı davranmış mıdır?’’ Ateş sinirli bir ses tonuyla zira Yay’ın hikayesi onun canını biraz sıkmıştı. Şimdiye kadar en kötü davranılan kişi kendisiydi.

‘’Elbette öyle ama burada ki önemli soru nasıl davrandığı değil neden davrandığı?’’ dedi Yay sonra hafif bir sırıtışla ‘’En kötü sana davranmış. Yanlış anlama dostum ama anlattıkların çok eğlenceliydi.’’

Ateş itiraz etti ‘’Hayır hiçte eğlenceli değil.’’ Biraz düşündü ‘’Aslında biraz eğlenceli.’’ Üçlü gülmeye başladı.

Yürümeye başladıklarından kısa bir süre sonra Ateş ile Ay kendi aralarında bir sohbette girdiklerinde Yay bilerek yavaşça geride kaldı. Çok mutlu hissediyordu. En sevdiği arkadaşlarından ikisi yanındaydı. Bu sefer bırakılan değil bırakan oluyordu. Elbette okulunu özleyecekti, her ne kadar orada yaşadıklarını hatırlamamak istememesine rağmen. Siyah dalgalı saçlarının arasından kafasını karıştırdı ve gülümsedi. Macerası başlamıştı…

 

Bir süre yürüdükten sonra.  Uygun bir meşe ağaç gölgesi bulup orada mola verdiler. Ormanda nerdeyse her çeşit ağaç vardı. Ayrı iklimlerde olması gereken ağaçlar bile yan yana olabiliyordu. Bu orman bir çok gizemi içinde barındırıyordu.

Mola için hazırlıkları tamamladıktan sonra. Ay’ın önceden hazırladığı yemekleri afiyetle yediler.

‘’Çok lezzeti. Enerjimi geri kazandırdığını hissediyorum. Anlattığın kadar varmış. Nasıl hazırlıyorsun bunları?’’ dedi Yay. Ateş, Yay destekleyerek.

‘’Senin yemeklerin yedikten sonra enerjimi yenilemem daha hızlandı. Okulda ki yemeklerle böyle olmuyordu. Bende merak ediyorum bir sırrın mı var?.’’ diye sordu. Ay gülümseyerek sağ elinin baş parmağını kaldırarak.

‘’Evet bir sırrım var. Aslında iki sırrım birincisi normal yemek tariflerini uygun kullanmak ikincisi simya sanatı.’’ Dedi. Yay şüpheli bir ses tonuyla.

‘’Şimdi simya iksirlerini yemeklere mi katıyorsun? Benim okulumda bir arkadaşım simya iksirini çorbasına katmıştı. İki gün doğru düzgün bir şey yiyememişti. Başka bir etkisi de olmuştu. Bir hafta tuvaletten çıkamamıştı.’’ Ateş başıyla Yay’ın dediklerini onaylarken.

‘’Hem simya iksirlerinin tatları berbat oluyor. Nasıl yemekleri daha güzel yapabilir ki?’’ Ay’ın gülümsemesi yüzünde daha da yayıldı.

‘’İşte bu da benim sırrım. Sanırım yeni bir sanat icat ettim. Adını da simye sanatı koydum.’’ Dedi. Yay gülerek.

‘’Güzelim sen sadece yemek yap isim koyma işini başkasına bırak.’’ fakat yaptığı bu küçük şaka Ay’ın kaşlarını çatmasına neden oldu.

‘’Eğer bu kadar kötü isim koyuyorsam yemeğe bilirsin.’’ Dedi ve kollarını bağlayarak başını sağa çevirdi. Yay afalladı kaldı Ateş ise önünde ki duruma gülmeye başladı sonra Ay’da gülmeye başladı ve en son olarak Yay’da gülmeye başladı…

Biraz sonra Ay biraz endişe ile.

‘’Acaba bizi bulabilecek mi?’’ diye sordu.

‘’Eminim bulacaktır. O kadar denememe rağmen onun ne sarığına ne de maskesine dokunabildim.’’ Dedi Ateş. Yay onu onayladı.

‘’Aynı bende o kadar arkasından saldırmaya çalıştım bir kez vuramadım onu sezgi gücü çok yüksek şimdi bizim nerde olduğumuzu biliyordur.’’ Ay rahatlamıştı ve merakla.

‘’Acaba… Gölge onu hiç gafil avlayabildi mi?’’ Ateş’te Yay’da sırıttı.

‘’Eğer yapabilseydi bunu bize milyonlarca kez yazardı. Aaa doğru yazamazdı Gezgin hakkında yazmak yasaktı’’ Dedi Yay. Ateş ise.

‘’Bende sanmıyorum ama bütün gününü planlar yaparak harcıyordur.’’ Dediğinde Yay’ın sırıtışı bozuldu. Ateş sordu.

‘’Noldu?’’ Yay düşünceli yüzü.

‘’Anlatırım sonra’’ dedi ve ileriden gelen Gezgin’i gösterdi.

Gezgin’e bir şey sormadılar ve yola devam ettiler. Yine Gezgin önden gidiyor diğerleri arkasından. Fakat bu sefer Gezgin daha durgun gözüküyordu, nedenini merak etseler de bu kez hiçbir şey sormayacaklardı.

Akşama kadar yürüdüler uygun bir yer bulunca da kamp yaptılar. Akşam yemeğini yine Ay hazırladı. Nasıl yaptığını görmek istedikleri için Ateş ve Yay onu izlemek istedi fakat Ay gizli ‘simye’ sanatının sırlarını göstermek istemedi. İkisi böyle davranmasının sebebini Yay’ın onun koyduğu isimler alay etmesi olabilirdi. Akşam yemeği yine lezizdi ve Gezgin ise durgunluğu azalmış yine üç gün önce ki gibi olmuştu. Yemekten sonra dördü de meditasyon yaptılar.

Meditasyon yapmak her yaşam sanattı kullanıcısı için önemlidir. Çünkü meditasyon kullanıcının vücudunda ki yaşam enerjisini dengelemesi sağlıyordu. Eğer enerjiyi zaman zaman dengeleme yapılmazsa vücutta ve zihinde zarara yol açabilir.

Meditasyonun bir şekli yoktu. Sadece kişinin rahat olması yeterlidir. Kişi eğer vücudunda ki enerjiye odaklanabilirse dengelemeyi gerçekleştirebilir. Dengeleme süresi ise kişiden kişiye değişirdi.

Dengeleme konusunda en usta olan Ay idi sonra Yay ardından Ateş geliyordu. Gezgin’in ise hangi seviyede olduğu bilinmiyordu.

Meditasyondan sonra Gezgin yine sabah geleceğini söyleyerek gitmişti. Yay’a böyle olacağını daha önce söyledikleri için ‘neden’ diye sormadı.

Gezgin gittikten sonra uyku zamanı gelmişti. Üçü uyku tulumları baş kısımları karşılıklı olacak şekilde dizmişlerdi ve uyku öncesi sohbetlerini ediyorlardı.

Ateş daha önce yarım kalmış bir konuyu açtı.

‘’Yay, Gölge hakkında konuşurken bir an yüzün asılmıştı.’’ Ay’da ona katıldı.

‘’Evet anlatmayı sonraya ertelemiştin.’’ Yay derin bir nefes çekti.

‘’Bazı küçük şakalar ve küçük yalanlar söylemiştim. Bunları ciddiye aldı ve beni okuluma gelip öldürmekle tehdit etti. Önce şaka yaptığını sanmıştım sonra ciddi olabileceğini düşündüm ve gerçekten ama gerçekten gelip beni öldürmeye çalışacağını sanmıştım. Şimdi ise onun ayağına gidiyorum.’’ Dedi. Ay geçmişi hatırlayarak.

‘’Beni de bir kere öyle tehdit etmişti. Bir hafta her gölgeden korkar olmuştum. Çok korkunçtu ama sonra şaka yaptığını söylemişti. Altı sene önceydi bu. Daha sonra bir çok kez aynı tehditi etti tabi. Senin dediğin olay ne zaman olmuştu?’’ Yay biraz duraksadıktan sonra.

‘’Şey… dört yıl.’’ Ateş hafif gülerek.

‘’Ne dört yıl mı? Dört yıl önce ki olaylar için mi endişeleniyorsun?’’ Yay hafif utanç içinde.

‘’Evet öyle ama hala hatırlıyordur. Beni affettiğini hiç söylemedi, başka olaylarda olmuştu ama hepsinde  beni affettiğini söylemişti fakat bunda hiç bir zaman… Bakın olay şu;  yiyebildiğin kadar acı biber yiyip ardından ne yersen bir daha biber yerken o tadı alırsın. Diye yazmıştım. Gölge ise bunu denediğini ve sonucun hiç de benim söylediğim gibi olmadığını yazmıştı. Tabi başka şeylerde.’’ Ateş ve Ay kahkalarla güldüler Yay gülmüyordu.

‘’Geçenlerde bu olayı tekrar açtı ve cidden korkuyorum. Beni öldüreceğinden değil zorla ağzıma biberler tıkmasından korkuyorum.’’ sonra Ay gülümseyerek.

‘’Ondan korkmayan biri var.’’ Dedi. Ateş gülerek.

‘’Evet Dal. İkisi hiç geçinemiyor. Gölge ile arada bende atışırdım beni de tehdit ederdi. Ama Dal ile aralarında ne olduysa son iki senedir gerçekten düşman gibiler. Eskiden böyle değillerdi. Ortak yazışma alanı dışında yazıştıklarını bile sanmıyorum Nasıl oluyor da birbirlerini görmeden böyle küsmeyi başardılar. Neler olduğunu bilen var mı?’’ diye sordu. Yay.

‘’Sen ne kadar biliyorsan bende öyle kardeşim. Dal gerçekten demir gibi sağlam ağzından laf almak imkansız, Gölge’ye ise ikinci sefer sormaya bile cesaret edemedim. Ama yazışmama konusunda yanılıyorsun kesin Gölge bir şeyler yazıyordur tek cümlelik mektuplar.’’ Sesini değiştirerek ‘’SENİ GEBERTECEĞİM!’’ dedi. Yay’ın taklidine hepsi kahkahalarla güldüler. Ateş gülme krizi bittikten sonra.

‘’Her ne kadar sık sık öldürmekten bahsetse de Gölge hiç birimize zarar vermez. Fakat siz iki kız. Onun Dal ile arasında ki sorunu konuştunuz mu?’’ Ay başını sağa sola salladı.

‘’Hayır hiçbir söz etmedi Dal’ada sormuştum o da söylememişti. Hem söyleselerdi çok daha önce size de söylerdim. Ortak yazışma alanını da yazılanları da hepimiz görüyorduk zaten’’  Ateş, Ay’ın bundan bile alındığını sandı.

‘’Sanırım bunun cevabını yakında öğreneceğiz nasılsa hep beraberken neler olduğunu saklayamazlar.’’ Dedi Ateş.

Ay ‘’Sizce buluşmuş olabilirler mi? Önceden araları iyiydi.’’ Ateş Ay’ın fikrine itiraz etti.

‘’Hiç sanmıyorum. Gezgin’in en kattı olduğu kuraldı. Bir kere okulu terk edip sizden birine gittiğimi düşündüğü için beni nerden bulduğunu bilmediğim bir kılıçla kovalamıştı. Hem de tüm gün.’’ Ateş’in bu sıkıcı anısı Ay’ı neşelendirmiş olmalıydı ki kız kıkırdadı. Ay bu sefer Yay dönüp.

‘’Peki sence?’’ diye sormuştu ki onun çoktan uykuya geçmiş olduğunu gördü. Şaşkınlıkla dönüp Ateş’e baktı sonra ikisi de bu duruma gülümsediler birbirlerine iyi geceler deyip uyumaya başladılar…

 

Sabah Ateş uyandığında Ay’ın çoktan kalktığını ve Yay’ı uyandırmaya çalıştığını gördü. Ay uyandırmaya çalışırken Yay’ın eline bakıyor eğer bir şeyler fırlatacak gibi olursa kaçınacaktı. Fakat Yay rahatlıkla uyandı Ay’ın yüzünde ki şaşkınlığı görünce.

‘’Merak etme ‘gerçeklik gözünü’ kullanmadım. Uyanmam kolay.’’.

Ay rahatlamıştı ‘’Kahvaltı hazır. Şimdi de Ateş’i uyandırayım.’’ Dedi ve arkasını döndüğün de onun uyanmış olduğunu gördü.

Ateş ‘’Günaydın. Gezgin nerede? Hala gelmedi mi?’’ diye sordu.

Ay arka tarafını göstererek ‘’Hayır şu an tam arkanda.’’ Dedi. Ateş arkasını döndü ve Gezgin’le göz göze geldi. Hiçbir şey söylemeden kalktı. Gezgin’in bu gizemli adam hali her geçen gün Ateş’i kızdırıyordu.

Hızlı bir kahvaltı yaptıktan hazırlanıp yola çıktılar. Üç gündür güzel olan hava bugün biraz kapalıydı. ‘’Yağmur yağacak.’’ Dedi Yay.

Ateş dönüp ‘Nerden biliyorsun?’ diye soracaktı ki onun parlayan mavi gözlerini görünce sormadan sorusuna cevap almıştı. Yay’ı gerçeklik gözünü kullanırken ilk kez görüyordu. Gözlerini mavi mavi parlıyordu, gerçekten etkileyiciydi.

‘’Demek böyle bir şeymiş.’’ Ay’da etkilenmişti.

‘’Peki nasıl anladın yağmur yağacağını?’’ diye sorarken sağanak yağmur başlamıştı.

‘’Birkaç damla üzerime düştü de o yüzden. Göz sadece havalı olmak içindi’’ Bu son cümle herkeste bir tebessüme neden oldu.

Yağmur yaklaşık bir saat sürdü ve hava günlerdir olduğu gibi yine açtı. Ateş yağmurun dinmesinden memnundu. Yağmuru sevmediğinden değil ıslanmayı sevmiyordu. Ay ve Yay onun aksine yağmura bayılıyordu. Hele Yay yağmur altında yürümekten ne kadar hoşlandığını her fırsatta anlatırdı, yağmur kötü anıları hatırlatsa da onu rahatlatırdı. Ay ise pencereden yağmuru izlemekten hoşlanırdı. Camdan aşağı kayan yağmur damlalarını izlemek onu ilginç bir şekilde mutlu ederdi.