,

Yaşam Taşı : Kralsız Ülke Bölüm 8

Sekiz yıl önce…

‘’Gözlerim… çok acıyor.’’ Dedi 167. Karşısında ki siyah renkli dalgalı saçlara sahip güzel genç kadın gülümsedi.

‘’Gerçeklik gözü nadir bulunan bir yetenektir, buna sahip nadir insanlar ise nadiren bu özelliği kullanabilir. Sende bu nadirin nadiri olanlardansın. Bu tür rahatsızlıklar yaşaman normal.’’ Dedi ve 167 yüzüne doğru eğildi. Şimdi ikisinin de mavi olan gözleri sadece birbirine bakıyordu. İlk önce 167’in gözleri doldu sonra hocasının dolmaya başladı. Hocası gözyaşlarına engel olmayı başardı ve gülümsedi.

‘’Seni çok özleyeceğim.’’ 167 hüngür hüngür ağlamaya başlamıştı.

‘’Nooolur giitmeee.’’ Hocası gülümsemesi daha da yüzüne yayılmıştı ama gözlerindeki hüzün belliydi. Sadece karşısındaki çocuğu kötü hissettirmemek için gülüyordu.

‘’Merak etme sana her zaman yazacağım.’’ Dedi. 167 son sözünü de söyledi.

‘’Ama bana ‘gerçeklik gözünü’ kim öğretecek.’’ . Hocası kafasını sallayarak.

‘’Zaten çoktan öğrendin geliştirmek sana kalmış buna başkası yardım edemez. Hem bende kendim öğrenmiştim sen benden de yeteneklisin. Artık gitmeliyim sıkıntıda kaldığımızda parolamız neydi? ’’ 167 tek bir cümle çıktı.

’’Neşeni asla kaybetme.’’ Dedikten sonra çocuktan göz yaşları gelmeye başladı hocası da ne kadar gözyaşlarına hakim olmaya çalışsa da bunu beceremedi. Küçük öğrencisinin onu ağlarken görmemesini istediği için arkasını döndü ve yürümeye başladı. 167 koluyla gözyaşlarını sildi ve arkasından bağırdı.

‘’Yazmayı unutma. Nasıl maceralar yaşadığını bilmek istiyorum.’’ Hocası dönmeden

‘’Merak etme her fırsatta yazacağım.’’ 167 en son avazı çıktığı kadar

‘’ NEŞENİ KAYBETME!’’ diye bağırdı. Hocası da aynı onun gibi.

‘’NEŞENİ KAYBETME’’. Hocasının gözden kaybolmasının ardından bile saatlerce gittiği yere baktı ta ki hava tamamen kararana kadar…

Hocası gideli iki hafta olmuş ve kendini Menzil okulunda çok yalnız hissediyordu. Her gün hocasıyla beraber çalıştıkları yere gidiyor. Fakat çalıştığı ‘gerçeklik gözü’ yeteneği gözlerini fazla zorlanmasına neden oluyordu. Dinlenmek için yine aynı yerde birkaç saat uyuyordu bazen uyuya kalıyor ve okulda ki derslere geç kalıyordu. Bu yüzden fazla cezalar almaktaydı fakat bunları umursamıyordu. Ne zaman üzülse aklına hocasının her zaman söylediği sözlerini hatırlatıyordu ‘neşeni kaybetme’ sonra da kendisini neşelendirecek bir şey buluyordu.

Hocasının öğrettiklerini hatırlıyordu ‘Yaşam bir hediyedir. Rahatlıkla aldığın bir nefes bile seni mutlu etmek için yeterlidir.’ Rahatlıkla nefes alabiliyordu yinede mutlu olamıyordu…

On beşinci günde yine ormandaydı Yaşam sanattı hakkında bilgi veren bir kitaptan gerçeklik gözü hakkında biraz bilgi okuyordu.

‘’Gerçeklik gözü bazı yaşam sanattı kullanıcılarında ortaya çıkan nadir bir yetenektir. Bu yetenek kullanıcının yaşam enerjisini saf bir biçimde görebilmesini sağlamanın yanında kullanıcının görme yetisini de keskinleştirir. Kullanıcının türüne göre yeteneklerinde üstünlük sağlar. Örnek olarak bir şifacı yeteneğine sahip kullanıcının hastasının rahatsızlığının neresinden kaynaklandığını görebilmesi veya uzak mesafeli saldırıları olan bir kullanıcının hedefini net görüp odaklanabilmesi gibi. Gerçeklik gözü kullanıcılarının -bazı istisnaları dışında- ortak noktaları mavi gözlü olmalarıdır.’’

Bilmediği bir bilginin olmadığını anlayınca kitabı bıraktı. Hali hazırda yorulduğu için uyumaya karar verdi ve ağacın altında uyudu…

Gözlerini açtığında kitaplarda okuduğu bir canavarın ona doğru yaklaştığını gördü. Hızla yakınını aradı ve eline gelen taşı gölgeye fırlattı. Gölge geldiği açıkça belli olan taştan rahatlıkla kaçtı. 167 biraz kendine gelince yaptığı korkunç hatanın farkına vardı. Taş fırlattığı gölge ne bir hayalet ne de bir canavardı sadece bir insandı.

‘’Çok özür dilerim yanlışlıkla oldu seni yaşam gücü sömüren bir hayalet sandım ya da insan kanıyla beslenen bir canavar. Öyle bir şey işte.’’ Dedi. Doğrulan adamın sarık dışında maske taktığını o zaman görebilmişti.

‘’Sorun değil zaten bir şey olmadı. Uyanırken bu kadar saldırgan mı olursun?’’ diye gülerek sordu adam. 167 gülerek ve sağ eliyle başının arkasını kaşıyarak.

‘’Evet bir keresinde beni uyandırmak isteyen arkadaşımın kafasına saat… Bir dakika sende kimsin? Senin gibi birini daha önce görmedim. Diğer okullardan gibide değilsin?’’ dedi biraz uzaklaşmaya başlamıştı. Adam kollarını iki yana açarak.

‘’Bana Gezgin diyebilirsin. Burada olma amacım ise birkaç tane öğrenci arıyorum. İstersen benim öğrencim olabilirsin?’’ dedi. 167 hiçbir şey anlamamıştı ve hala karşısında ki adama güvenmiyordu.

‘’Bizde karşılaştığımız yabancılar hakkında şey derler… Aslında hiçbir şey demezler çünkü burada hiç yabancı olmaz.’’ Gezgin karşısında ki çocuğun düşünceli haline gülerek.

‘’Hemen cevap vermene gerek yok beş gün sonra tekrar geleceğim, bu saate, o zaman cevabını verirsin.’’ Dedi ve arkasını dönerek yürümeye başladı. Gezgin’in gidişini izledi bu gidiş ona hocasının gidişini hatırlattı…

Beş gün çabuk geçmişti hocası gittiğinden beri bu kadar mutlu ve neşeli olmamıştı. Sanki her şey tekrar anlam kazanmıştı. Şimdi Gezgin’in geleceği saatten önce gitmiş onu bekliyordu. Her zaman altında uyuduğu ağacın üstüne çıkmış çevreyi gözlüyordu. Gezgin tam söylediği saatte geliyordu. Onun geldiğini gören 167.

‘’Hey Gezgin! Evet senin çırağın olacağım!’’ diye bağırdı ve ağaçtan aşağı atladı. Gezgin el sallayarak onun yanına geliyordu…

‘’Pekala öğrencim olma konusunda anlaştığımıza göre şimdi sana bir ilk isim bulmamız lazım. Senin istediğin bir isim var mı?’’ diye sordu Gezgin.

‘’Aslında birkaç tane var; intikamın oku ya da dehşetin gözleri ve ya cezayı getiren…’’ diye daha saymayı sürdürürken Gezgin kahkalar atmaya başladı. 167 sustu.

‘’Gerçekten ilginç bir çocuksun. Fakat sana ilk isim dedim yani daha basit yani mezun sınavlarını geçersen verilecek olan isimlerden diyorum. Bu dediklerini daha sonra kendini kanıtladığında ya da sana verdiklerinde alabilirsin. Şimdi böyle düşündüğün bir isim var mı yoksa biraz düşünelim mi?’’ 167 kendinden emin olmayan bir şekilde.

‘’ Şey… Aslında bir tane var. Bir daha önce bana Yay diye hitap etmişti.’’ Dedi gözlerini kaçırıyordu. Gezgin neşeli bir şekilde.

‘’Çok güzel sana uygun bir isim sonuçta sen bir menzili tarzındasın.’’ Dediğinde Gezgin, 167 utancından kaçırdığı mavi gözerini tekrar kaldırdı.

‘’Şimdi isim işini hallettiğimize göre sırada ismini kullanmak var.’’ Dedi Gezgin sesi çok neşeli çıkıyordu fakat ismi yeni ismiyle Yay dediklerinden hiçbir şey anlamıyordu. Gezgin cübbesinin cebinden iki kapalı zarf ve dört tane boş kağıt verdi. Elinde ki ilk zarfı göstererek.

‘’Bu Element okulundan Ateş’in sana yazdığı mektup, bu ise Yaşam okulundan Ay’ın sana yazdığı mektup. Bu dört kağıt onlara yazacakların için Orman ve Sır okulundan olanların henüz adlarını bilmiyorum. Ama sen bir şeyler yaz. Bu arada mektuplarda benden hiçbir şekilde söz etmeyeceksiniz ve başka türlü bir haberleşme yapmayacaksınız. Unutmadan kendi resmini koymak falanda yok.’’

Yay şaşkınlık heyecan karışımı bir yüz ifadesiyle Gezgin’e bakıyordu birkaç saniye sonra sordu.

‘’Neden peki?’’ Gezgin kısa bir cevap verdi.

‘’Böyle olmalı.’’ Yay daha fazla sorgulamadı. Zarfları aldı ve Gezgin’in Ay’dan geldiği söylediğini açtı inci gibi yazıyı gördükten sonra sordu.

‘’Kaç yaşındalar?’’

‘’Hepiniz aynı yaştasınız. tam hayatın neşesi başladığı dönemdesiniz.’’ Diye yanıtladı. Yay rahatlamıştı.

‘’Yani birine abla ya da abi dememe gerek yok.’’ Dedi ve Ay’dan gelen mektubu okudu. Mektupta Ay kendisini çok güzel anlatmıştı ve aynı şekilde Yay’dan yapmasını istiyordu.  İlk mektubu bitirdikten sonra ikincisine geçti mektupta sadece.

‘’ ’Merhaba ben Ateş memnun oldum.’’ Yazıyordu. Yay oturduğu yerden kalktı ve yürümeye başladı. Gezgin o yürürken sordu.

‘’Nereye gidiyorsun?’’ Yay döndü yüzünden utangaç bir gülümsemeyle

‘’Kalemim yok. Kalem almaya gidiyorum.’’ Dedi. Gezgin elinde ki kalemi göstererek

‘’Sorabilirdin.’’

***

Yay gözünü yavaşça açtı gördüğü manzara onu memnun etti. Tamda görmeyi beklediği kişiler onu kimin uyandıracağı konuşunda tartışıp duruyordu. Ateş, Gezgin’e söylüyor Gezgin hemen Ay’dan istiyor Ay ise kafasını sallayarak yapamayacağını bunun için uygun olanın Ateş olduğunu söylüyor.

‘’Görev tamamlandı tebrikler hepinizin katkısı büyük.’’