,

Yaşam Taşı: Kralsız Ülke Bölüm 6


Ay için okulundan ayrılmak sandığından zor olmuştu. Okulunu, arkadaşlarını, hocalarını, yeni gelen küçük öğrencileri her şeyiyle seviyordu. Yolculuğa çıkma zamanı yaklaşan her gün hem heyecanlanıyor hem de okuldan ayrılacağı düşüncesi gözlerinin dolmasına neden oluyordu. Hele ki son hafta çok zor olmuştu. Okulunda ki herkesle vedalaşıyordu sevdiği hoşlanmadığı, onu seven, sevmeyenler ile.

Ay tüm insanları bütün her şeyi severdi. Nefret yoktu. Sadece hoşlanmadığı şeyler ve insanlar vardı. Hayat doluydu. Belki sulu gözün biriydi ve bu konu da Gölge‘den hep azar işitirdi. Fakat yapabileceği bir şey yoktu. O böyleydi. Üzüldüğü ya da baskı altında kaldığında göz yaşlarına hakim olamıyordu. Fakat gökyüzünde ki ay nasıl her gece farklı görünüyorsa Ay‘ında farklı ruh halleri vardı. Eğer sinirli veya öfkeli olursa eski haliyle kıyaslanamazdı.

Her ne kadar okullunda arkadaşları olsa da asıl huzurlu olduğu arkadaşlarının yanına gidiyordu.

***

Sekiz sene önce…

Çocukken kendisine verilen isim 108 idi. 108 Ailesini hiç tanımamıştı. Diğer yetimler gibi o da geçmişine dair çok az şey hatırlamıyordu. Kendisini bildiğinden beri Yaşam Okulu‘ndaydı. Yaşam sanatından iyileştirme yeteneğini kullanabiliyordu.

On yaşındayken -yani birinci sınıf iken- bir gün derste yaptığı hatadan dolayı hocasında azar işitmişti. Aslında sadece biraz yüksek sesle uyarılmıştı. 108 buna çok üzülmüştü. Herkesin içinde ağlamamak için kendisini zor tutmuştu. O günün öğleden sonrasında okuldan uzaklaşıp ormanda ki sık sık yalnız kalmak ve rahatça ağlamak için kullandığı özel bölgesine gitmişti. Burayı kimse bilmiyordu. Ellerini yüzüne kapatıp ağlamaya başladı sonra birden duyduğu sesle irkildi.

”Böyle güzel bir günde neden ağlıyorsun küçük hanım?” . Kafasını kaldırıp sesin geldiği yere baktığında bir yabancı gördü. Ellerini içgüdüsel olarak önünde tutup.

”K-Ki-Kimsin sen? Benden ne istiyorsun? Kimse burayı bilmiyor!!” dedi. Yabancı beyaz maskesinin içinden çıkan ses.

”Sadece neden ağladığını merak ettim. Belki yardımcı olabilirim.” dedi. 108 karşısında ki yabancıya karşı güven hissetti. Farkına varmadan ellerini indirmişti. Yabancıya yaklaştı. Sonra o da anlatmaya başladı…

”Hahaha… Demek nedeni buydu.” Karşılıklı bağdaş kurup oturmuşlardı. 108‘in ağlama nedeni yabancıyı çok eğlendirmişti ama yabancının bu kadar eğlenmesi onun hoşuna gitmemişti.

”Böyle dalga geçeceğini bilseydim anlatmazdım.”  Yabancıya yakından baktığında onun yanında ne kadar da ufak kaldığını yeni fark etti. Bu onu ürkütse de yine de kendini güvende hissetti. Yabancı kahkalarını keserek.

”Haklısın özür dilerim. Ağlamana gülmedim. Sadece ağladığını kimse görmesin diye ormanda kendine böyle bir yer yapmak, bana komik gelen buydu.” 108 gözlerini yere çevirerek.

”Ağladığımı kimsenin bilmesini istemiyorum.” Yabancının sesi ciddileşmişti.

”Kimse ağlarken görünmek istemez fakat bu sensin. İçindekilerini saklamana gerek yok. Duygularını diğerlerinden saklamana gerek yok. Bu sadece sana zarar verir.” 108 bakışlarını yabancıya çevirdi yabancı devam etti. ”İstersen seni sık sık ziyarete gelebilirim Yaşam sanatında bir şeyler bilirim bunları sana öğretirim hem de arkadaşlık yaparız.” Böyle bir teklif beklemeyen 108 ne diyeceğini bilemedi. Sonra Yabancı devam etti ‘’Beş gün sonra yine buraya geleceğim. O zamana kadar karar vermek için düşünebilirsin.” dedi kalktı ve yürümeye başladı…

108 gördüğü yabancıyı kimseye anlatmadı. Hiçbir şey olmamış gibi davranıyordu fakat içinde tutmakta zorlandığı bir heyecan vardı. Derslerde bile onu düşünüyordu.

Yabancı ile karşılaşalı üç gün geçmiş. Öğleden sonra ki dersteydi tombul sevimli hocası sık sık tekrarladığı bir konuyu anlatıyordu.

‘’Yaşam enerjisi: Her canlıda bulunan enerjinin adıdır. Bu enerji her canlıda bulunsa da bazı insanlar bu enerjiyi şekillendirmeyi başarabilmektedir. Yaşam enerjisinin şekillenmesine ise yaşam sanattı denir. Yaşam sanattı kullanılması doğuştan gelebildiği gibi sonradan da ortaya çıkabilir. Bu kişilerde ortaya çıkan yaşam sanattı kullanıcılarına farklı güçler verebilir.’’ Biraz duraksadı sınıfa baktı.

‘’Sizlerde ortaya çıkan yaşam sanattı Şifa adını verdiğimiz türde. Sizler diğer canlıları yaşam enerjinizle iyileştirebiliyorsunuz. Tabi şifa türlerinin de farklı tarzları olabilir fakat bu daha sonraki derslerimizin konusu.’’ Boğazını öksürerek temizledikten sonra.

‘’Yaşam sanattı her insanda farklılık gösterse de bazı yetenekler her kullanıcıda mevcuttur. Şimdi bunlardan en temellerini anlatacağım.

Yaşam bağlılığı; yani savunma. Tüm yaşam sanatı kullanıcıları için çok önemlidir. Yaşam enerjisinin tüm bedene yayılarak saldırılarının hasarını azaltır. Yani yaşam bağlılığınız ne kadar fazla ise saldırının etkisi de o kadar az olacaktır. 108 beni dinliyor musun?’’ 108 dizini masanın üstüne  avuç içini çenesine yaslamış bir şekilde pencereden dışarda ki manzarayı izliyordu. Hocasının ikinci uyarısını anca fark edebildi. Sonra gülümseyerek.

‘’Evet dinlemiyordum.’’ Dedi. Hoca bu beklenmedik cevap karşısında durdu kaldı. Sonra sınıfta bir gülme sesi yükseldi.

Beşinci  gün gelmişti. Özel yerinde yabancıyı bekliyordu. Dersi bittikten hemen sonra gelmişti buraya ve bir kaç saat sonra yine başka bir dersi olacaktı. Yabancı geleceği zamanı söylememişti fakat 108 beklemekten sıkılmıyordu, yabancının gelip onun bulamayıp gitmesinden korkuyordu. Onu görmeyi çok istiyordu.

Korkuları geçti çünkü yabancı gelmişti. Heyecanla el sallayarak ona doğru koştu. Kızın bu davranışı kararının ne olduğunu açıkça belli ediyordu.

”Demek çoktan kararını verdin. O zaman sana bunları veriyim.” dedi ve cebinden bir tane kaplı zarf ve dört tane kağıt çıkardı. Kağıtlar boştu, 108 zarfı açtığında içinde bir kağıt çıktı ve kocaman kağıtta sadece ’’Merhaba ben Ateş memnun oldum.” yazıyordu. Hiçbir şey anlamamıştı kafasını kaldırıp yabancıya baktı.

”Bu mektuplar benim diğer okullarımda ki öğrencilerim için, birbirinizle bu mektuplarla haberleşeceksiniz. O elinde ki Element Okulunda ki Ateş‘ten sana geliyor. Diğerleri Menzil, Orman ve Sır okulunda birer tane öğrencim olacak. Onların adını henüz bende bilmiyorum.”

108 yabancının anlattıkları çok karışık gelse de böyle bir şey onu daha da heyecanlandırdı. Yeni arkadaşları olacaktı hem de diğer okullardan.

”Senin de bir ismin olmalı.”

108 şaşırdı. ”İsim mi? mezun sınavlarına girmeden mi? ben şimdilik kendi ismimi kullansam olmaz mı?” diye yalvarır şekilde sordu.

”Hayır sana bir isim bulmalıyız o numara isimler bana hep saçma gelmiştir. Daha önce kendi ismini düşünmemem kötü oldu. Ateş’e sorduğumda çoktan kendine bir isim koymuştu… Bakalım sana uygun ne bulabiliriz. hmm… şuna ne dersin isim Ay olsun.” 108 ismi duyar duymaz çok sevmişti.

”Tamam kabul ediyorum 108’de çok çok daha güzel.” derken gülüyordu. Yeni ismini hafifçe sesli söylüyor kulağa iyi geldiğinden emin oldu.  Artık Ay ismini sevdiğinden emindi.

Kalem getirmemişti yabancıdan kalem mi olup olmadığı sordu. Yabancı cebinden kalem çıkartıp Ay‘a verdi. Ay ilk önce Ateş için mektup yazmaya başladı. İlk Cümlesi ”Merhaba ben Ay. Bende çok memnun oldum.” yazdı. Özellikle ”Ben Ay” yazdığı kısım onu çok mutlu etmişti. Sonra yazmaya devam etti. Onun yazmaya devam ettiğini gören yabancı.

”Bu arada sana bir şey söylemeliyim. O mektuplarda kendinden bahsedebilirsin ama fotoğraf koymak yok ve benim hakkımda tek bir kelime etmek yok tamam mı?” dedi. Ay başını kağıttan kaldırıp.

”Tamam. Peki senin ismin ne?” diye sordu sanki az önce yabancının söylediği şeyi hiç dikkatte almamış gibiydi, ‘neden?’ diye sormaması yabancıyı şaşırttı.

”Bana genellikle Gezgin derler ama sen istediğin isimle çağırabilirsin beni” dedi.

”Peki Gezgin.” Dedi Ay ve yine yazmaya devam etti.

‘’Ve başka hiçbir şekilde iletişimde bulunmayacaksınız ben dediğim güne kadar görüşmeyeceksiniz. Kabul mu?’’ diye devam etti. Yeni isminin verdiği mutluluğuyla Ay başını kaldırdı yine sorgusuz sualsiz bir şekilde.

‘’Kabul.’’ Dedi. sonra tekrar başını kağıda gömdü.

Ateş için yazdığı mektupta kendisi ve okulu hakkında şeyler yazıyordu aynı zamanda onun hakkında da sorular soruyordu. Sonra sırasıyla diğer mektuplara geçti isimlerini bilmediği için aynı Ateş gibi en başa sadece ”Merhaba, ben Ay.” yazdı sonra Ateş‘e yazdıklarının aynısı diğer üç kağıda da yazdı. aynı şeyleri 4 kere yazmasına rağmen ilk mektuptan son mektuba kadar aynı mutluluğu ve heyecanı yaşadı. El yazısı Ateş’in tek cümlelik yazısıyla karşılaştırılınca çok güzel duruyordu. Yazdıkları bittikten sonra kağıtları katlayıp gülümseyerek Gezgin‘e verdi.

Gezgin mektupları cübbesinin cebine koyduktan sonra Ay konuşmaya başladı.

”Öğretmeye başlayacak mısın? Diğerleri nasıl? Diğerlerinin mektupları ne zaman gelir?” gibi hızlı hızlı sorular sormaya başladı. Ay bu heyecanı Gezgin‘i güldürdü.

”Bakalım bu heyecanın sonra ki zamanlarda da devam edecek mi merak ediyorum?” dedi. Ay  utandı…

***

Aradan geçen sekiz sene onu çok değiştirdi. Artık duygularını saklayan küçük 108 değildi. Ağlamak istediğinde ağlıyordu sıkıntılarından kaçmıyor onlarla yüzleşiyordu. Yaşam Okulunda ki en yetenekli ve en güçlü şifacı olmuştu. Değişmeyen şeylerde vardı o günkü heyecanı gibi…

Siz ne düşünüyorsunuz?

0 noktası
Beğendim Beğenmedim

Toplam oy:0

Artı Oylar: 0

Artı oy yüzdesi:0.000000 %

Eksi Oylar: 0

Eksi oy yüzdesi:0.000000 %