,

Yaşam Taşı Kralsız Ülke Bölüm 4


İkili yürümeye devam ettiler. Ateş her gece okuluna geri dönmek zorunda olduğundan, ormanın bu kadar ilerisine hiç gelmemişti. Gerçi bu taraflarda da pek farklı bir şeyler yoktu.

Ateş eğitim gördüğü Element okulunun bulunduğu ormanın sınırlarını bilmiyordu. Bildikleri ise çevrede hiçbir yerleşim yoktu. Sadece belirli uzaklıklarda, kendi gibi Yaşam Sanatı kullanabilen, farklı özellikler üzerine uzmanlaşmış okullar bulunuyordu. Element okuluna en yakın olan Yaşam okuluna gitmek bile bu kadar uzun sürdüğü düşünülünce; bu ormanı okulların saklaması için harika bir yer yapıyordu.

Belki de imparatorluk sırf bu amaçla bu ormanı yapmıştı. Bildiği kadarıyla okulların varlığını kanıtlayan bir delil yoktu. Bu yüzden diğer dört krallık için sadece efsaneydi. Hatta imparatorluk içinde bile okulları gerçek olduğunu bilenlerin sayısı çok azdı. Fakat okullar gerçekti ve Ateş o okullarda Yaşam Sanatı öğrenen yetimlerden biriydi.

Ateş önünde yürüyen adama odaklandı. Gezgin‘le karşılaştığı o günden itibaren tam sekiz sene geçmişti. Fakat hakkında pek bir şey bilmiyordu. Onun hakkında soru sormak yasaktı. Nereden geliyor? Kaç yaşında? Gerçek ismi bu muydu? Gerçi cevap verse gerçekliğine nasıl inanabilirdi ki?

Akşama kadar yürüdüler. Yol boyunca, küçük molalar dışında da pek konuşmadılar. Hava kararmaya başladığında Gezgin durdu.-

– ‘’Bu kadar yeter burada kamp yapalım.’’ Cep saatine baktı. 19.25 olmuştu.

-‘’Oldukça yürümüşüz.’’ Ateş hiçbir söylemeden sırt çantasını çıkardı. Etraftan biraz odun topladı. Bu arada Gezgin’de ateşi yakıyordu.  Sonra Gezgin’in verdiği tütsülenmiş balığı yediler. İlk başta mantarlar gibi şüphe ile yaklaşsa da balık çok lezzetli çıktı. Gezgin gerçekten ağzının tadını biliyordu. Ateş’in balığı beğendiğini fark eden Gezgin :-

– ‘’Bu balıkları yapan kim biliyor musun? Saatler sonra buluşacağımız Ay.’’ Dedi. Ateş ilk kez Ay’ın pişirdiği bir yemeği yemişti. Kız gerçekten yemek yapmakta çok iyiymiş. Ay mektuplarda sık sık yaptığı yemeklerden bahsederdi.

Kamp ateşin önünde karşılıklı otururken Ateş dayanamadı ve bir soru sordu.

– ‘’En azından artık bana gerçekten kim ve nereden geldiğini söylesen?’’ Gezgin elinde ki balıktan gözlerini Ateş’e kaldırdı.

– ‘’Zamanı gelince her şeyi öğreneceksin ama şimdi benim hakkımda soru sorma. Onun dışında ki her şey olur.’’ Dedi. Ateş biraz duraksadı.

– ‘’O zaman…. İmparator taşı gerçek mi?’’ Gezgin gülümseyerek.

– ‘’Elindeki balık ne kadar gerçekse o taşta o kadar gerçek. Fakat artık bulunması imkansız.’’.

– ‘’Nerden biliyorsun?’’

– ‘’Çünkü o taş Yaşam sanatının ortaya çıkmasının nedeni. Gerçek bu, nereden biliyorum çünkü araştırdım ve sağlam kaynaklarım var.’’ Ateş ilk kez İmparator taşı varlığı hakkında bu kadar kesin konuşan birini görmüştü. Okulda ki hocaların çoğu taşa inanmıyordu bile. Ateş sorularına devam etti.

– ‘’Peki ne oldu?’’

– ‘’Bunu bende bilmiyorum çünkü daha o taşı bulabilen olmadı. Yaşam sanatı hakkında ne biliyorsun?’’ Ateş, Gezgin’le daha önce hiç böyle sohbet etmemişti.

– ‘’Her yaşayan canlıda bulunan enerjinin maddeleşmesi.’’ Diye en basit tanımını yaptı.

– ‘’Peki yaşam sanatı hakkında ki teori için ne düşünüyorsun?’’ diye sordu bu sefer sesi daha ciddi ve kasvetliydi.

– ‘’Her yaşam sanatı kullanıcısı delidir veya bir gün delirecektir.’’ Diye önce teoriyi söyledi Ateş ‘’Yaşam sanatı kullanıcısı olmanın tehlikeleri var biliyorum ama hiçbir zaman kendimi deli gibi hissetmedim. Ve delirecekmiş gibi de.’’

– ‘’Hiç kimse kendi deliliğinin farkında olamaz Ateş. Buna diğer insanlar karar verir.’’

– ‘’Yani deliliğin sınırını çizen çoğunluktur mu demek istiyorsun? Eğer öyle ise çoğunluk deli ise akıllılar ne olur?’’ diye sordu Ateş. Gezgin bilgece cevap verdi.

– ‘’Sessizlik nasıl gürültünün olduğu yerde olamayacağı gibi. Delilik asla çoğunluğun olduğu yerde olamayacaktır.’’

– ‘’Sanki seninle değil de Dal ile konuşuyorum. Senden böyle laflar hiç duymamıştım.’’ Gezgin güldü ardından bir soru daha sordu.

– ‘’İlk imparator hakkında ne biliyorsun?’’ Ateş kendini tarih dersinde gibi hissetti.

– ‘’İmparatorluğu kuran gelmiş geçmiş en güçlü yaşam sanatı kullanıcısı. Her sanatta ustalaşan tek kişi.’’ Diye soruyu cevapladı.

– ‘’Doğru. Peki bu gücünün kaynağını nereden buldu biliyor musun? Bence taşı o buldu ve o taşın gücü onu imparatora çevirdi.’’ Bunları söylerken Gezgin’in sesinde heyecan vardı. Bu heyecan Ateş’e sıçradı.

– ‘’Doğru mu bu?’’ Gezgin heyecanlı sesi alaycı bir tona dönüşerek.

– ‘’Sadece rivayet.’’ Dedi. Ateş için hayal kırıklığı. Sonra devam etti Gezgin ‘’Fakat taş gerçek. İmparatorluğun amacı taşı bulup yok etmek. Yani yaşam sanatını sonlandırmak.’’

Ateş imparatorluğun amacının bu yolunu ilk kez duymuştu. Okuldan öğrendiği kadarıyla İmparatorluk yaşam sanatını yok etmek istiyordu çünkü yaşam sanatı çok tehlikeliydi. Fakat taşla alakalı bir amacı ilk kez duydu.

Taş tüm dünyada sadece bir efsaneydi. Farklı farklı hikayesi olan bir efsane. Ateş ve arkadaşlarının hayali olan bir efsane.

– ‘’Neden Yaşam sanatını yok etmek istiyor ki? İmparatorluğu diğer krallıklara karşı daha güçlü kılan Yaşam sanatı değil mi? Sözde sebebi tehlikeli olması ama bu bana hiç inandırıcı gelmiyor.’’

– ‘’Evet imparatorluğu güçlü yapan Yaşam sanatı. Fakat neden bu kadar güçlü olmak zorunda biliyor musun? Çünkü Yaşam sanatı çok tehlikeli çok az insan Yaşam sanatı kullanabiliyor. Kontrol edilmesi çok zor. Bu yüzden olmamasının daha iyi olduğuna inanılıyor.’’ Diye Ateş’i tatmin etmeyen bir açıklama yaptı.

– ‘’Böyle bir gücü yok etmek çok anlamsız. Sen ne düşünüyorsun İmparatorluk haklı mı?’’ diye sordu. Gezgin kesin bir ifade ile.

– ‘’Evet haklı. Şimdiye kadar görmedin ama bu gücü kullan insanlar çok tehlikeli olabiliyor. Savaşların nedeni de zaten ülkelerin güçlerini ya korumak ya da arttırmak bunun için her şeyi yapabiliyorlar. Yaşam sanatı bir çok konuda tehlikeli bunu Dünya’da kendi gözlerinle göreceksin.’’ Dedi. Ateş ikna olmamıştı fakat sonunda hayali hakkında bir şeyler öğrenmişti.

Küçük soru cevap oyunundan sonra biraz daha sohbet ettiler. Diğerleriyle nasıl buluşacakları, onların nasıl göründükleri, ne kadar güçlü oldukları hakkında konuştular sonra ateşi söndürüp uyudular.

Sabah uyandığında Gezgin’in çoktan kalkmış olduğunu gördü. Çoktan her şeyi hazırlamıştı hatta kendi kahvaltısı yapmış bir şeylerde Ateş’e bırakmıştı. Hızlıca kahvaltısını yaptı düne göre çok daha fazla heyecanlıydı. Aklında bir an önce Ay ile buluşmak vardı.

– ‘’O kadar acele etme. Hızlı yemen Ay’la buluşmamızı hızlandırmayacak.’’ Ateş ağzı dolu bir şekilde.

– ‘’Elimde değil sanki çabuk olmazsam onu kaçıracak gibi hissediyorum.’’ Ateş’in bu heyecanı Gezgin’i eğlendirmişti.

Ateş eşyalarını topladıktan sonra yola çıktılar. saat 9.30 olduğunda buluşma yerine yaklaşmışlardı.

– ”Acaba kaç saattir bekletiyoruz Ay‘ı?” diye iğneleyici bir şekilde sordu.

– ”Bakarsın belki daha gelmemiştir.” diye karşılık verdi Gezgin. Onun sesinde de alaycılık vardı.

Ateş cevap karşısında biraz afallamıştı söyleyecek bir şey bulamadı. Biraz yürüyünce buluşma yerini gördüler ve Ay çoktan gelmişti.

Siz ne düşünüyorsunuz?

0 noktası
Beğendim Beğenmedim

Toplam oy:0

Artı Oylar: 0

Artı oy yüzdesi:0.000000 %

Eksi Oylar: 0

Eksi oy yüzdesi:0.000000 %