,

YAŞAM TAŞI : KRALSIZ ÜLKE BÖLÜM 16

Ateş ‘’Kralsız ülke mi?’’ dedi açıkça okullardan uzak oldukları belli olsa da kimse Yay gibi doğru tahminde bulunamazdı. Yay nasıl anladığını açıkladı.

‘’İlk önce çevreye baktım. Dikkat çekici büyüklükte yapı veya dağ yoktu. Sadece yüksek olmayan tepeler vardı. İkinci olarak havanın kurak olması.’’

Ateş biraz sinirlendi zira dünyada görmek istemeyeceği yerler hakkında bir liste yapsa Kralsız Ülke ilk üçte yer alırdı. ‘’Sadece bu şekilde mi emin oldun?’’ diye sordu.

‘’Birde dünyada ki olaylardan ve savaşlardan en az etkilenen bölge olması şanslı tahminime katkı sağladı. Sanırım bende bizi ilk buraya getirirdim.’’

Yay’ın açıklamasından sonra Ateş Gezgin’e döndü.

‘’Bizi sekiz yıl sonra buraya mı getirdin? Biz yaşam taşını bulmak istiyoruz ve burası bakacağımız son yer!’’

Gezgin gayet sakince yanıtladı. ‘’Ateş okulda size verilen görevler seviyenize uygundurlar. Ama gerçek dünyada  kimse sizin seviyenize bakmayacak. Her zamanda sizin yanınızda olamam. Bu yüzden şimdilik tehlikenin en az olduğu yerden başlamanız en uygun. Hem taşın burada olmadığını nereden biliyorsun. Bazen en ummadık şey en ummadık yerden çıkabilir.’’

Ateş  ‘’Taşın nerede olduğunu bilmesem de burada taş hakkında bilgi bulamayız.’’ Dedi.

Gezgin başını sallayarak hak verse de. ‘’Bir çok zaman aradığımızı bulamamızın nedeni bakmayı bilmememizdir. Size yaşam taşının gerçek olduğunu söyledim ama nerede olduğunu bende bilmiyorum. Peki Ateş,  Kralsız Ülke hakkında neler biliyorsun?’’

‘’Burada olmamamız gerektiğinden başka bildiklerim. Ülkeyi daha doğrusu toprakları yöneten bir otorite yok. Medeniyetten uzak bir yer. Para kullanılmıyor, ticaret, bilgi alışverişi yok. Basit yollarla tarım ve hayvancılık yapıyorlar. Bilimsel hiçbir gelişme yok. Burada yaşayan az sayıda insanlar olabildiğince basit bir yaşam yaşıyorlar. Tabi en büyük özelliği neredeyse hiç kaynakların olmaması.’’ Diye kısaca anlattı. Gezgin başıyla onayladıktan sonra.

‘’Başka neler biliyorsunuz?’’ diye sordu. Cevap Dal’dan geldi.

‘’Ateş’in söylediği gibi burada bir otorite yok. Fakat İmparatorluk ve diğer krallıklara ait karakolların olduğunu okumuştum. Sebebi ise dünyada kaçakların saklanmak için seçtikleri ikinci yer olması. Onları yakalayabilmek veya giriş çıkışları kontrol etmek için.’’ Ardından Ay konuştu.

‘’Buranın bir başka özelliği neredeyse hiç yaşam sanattı kullanıcısının çıkmayışıdır. Bunun sebebi henüz anlaşılamadı.’’ Gölge tek bir cümle söyledi.

‘’Gizli bir hapishane olduğunu duymuştum.’’ Yay hemen araya girdi.

‘’Onu ben söylemiştim. Burada uzun süre yaşayan insanların yaşam enerjisini kontrol etme güçlerinin azaldığı hatta kaybettiği söyleniyor. Bunun için özel bir hapishane yapılmış tehlikeli suçluları hapsediyorlarmış.’’ Gezgin gülerek.

‘’Evet oradan kaçmak oldukça zor olmuştu.’’  Ardından bir süre gençler sessizce ona baktılar. Sözlerini ciddiye alınmıştı. Gezgin telaşla düzeltti. ‘’Sadece şaka yaptım. Öyle bir hapishaneden kaçmadım. Hayatımda hapishaneye bile girmedim.’’ Hala şüpheli bakışların odağındayken.

‘’Madem hepiniz bir aradasınız bakalım takım çalışmanızı nasıl?’’ bunun anlamını gayet açıktı. Gezgin’e karşı beşi bir yaşam düellosu yapacaktı. Kabul ettiler…

Gençler bir kez daha kafa kafaya verdiler. ‘’Başarabiliriz. Hep beraber denersek başarabiliriz. Ona daha önce herhangi bir zayıflığını fark eden oldu mu?’’ diye sordu Ateş.

Gölge ‘’Ne kadar denediysem şimdiye kadar ona sinsice yaklaşamadım.’’

Ateş ‘’Ya sen Yay gözlerinle onun bir zayıflığını gördün mu? Ya da Ay sen şifacı olarak bir zayıflığı.’’ İkisi de başlarını hayır anlamında salladılar.

Dal ‘’Ateş herkeste olan bilgiler aynı. Ama o bizlerin her zayıflığımızı biliyor. Yani dezavantajlıyız.’’

Ateş’in sesi kendinden emin çıkıyordu. ‘’Olabilir. Belki tek başımıza onu yenebilmenin bir yolu yok. Fakat biz senelerce beraber savaşmanın planlarını yapmadık mı? Bizim hakkımızda çok şey biliyor olabilir. Yine de beşimizin neler yapabileceğini daha önce görmedi. Elimizde ne varsa ona gösterelim.’’ Bu konuşma herkesi gayrete getirmişti ki Gezgin’in sesi duyuldu.

‘’Bu arada neredeyse unutuyordum. Düello sadece ilk seviyede olacak.’’ Ateş hayal kırıklığı içinde başı yere doğru düştü, hemen kendini toparladı. ‘’Bu bir şeyi değiştirmez. Aksine çok uygun. Şimdi yıllardır planladığımızı yapalım.’’…

 

Düelloya başlamadan önce Gezgin sadece kendisinin savaşacağını söyledi yani Karadiş oyun dışıydı. Bunun böyle olması özellikle Ateş’i memnun etti geçmişteki tecrübelerinden o kurdun hiç de kolay lokma olmadığını biliyordu. Grup, rakibi tek kişi olduğu için hep mektuplarda yazdıkları gibi yaptılar.

Ateş, Gezgin’in tam önünde durdu sağ tarafında Ay sol tarafında Dal vardı. Gezgin’in arkasında Dal’a yakın Gölge, Ay’a yakın yerde Yay vardı. Bu şekilde Gezgin’i çembere aldılar.

Gezgin ‘’Eğer beni yere düşürebilirseniz. Yenilmiş sayılacağım.’’ Ateş itiraz edecek oldu ama araya Gölge girdi.

‘’Ateş! Bizi küçümsediği falan yok. Eğer dediğini yapabilirsek büyük başarı olacak. Güven bana ben hepinizden daha çok mücadele ettim onunla.’’

Yay ‘’Düşürmek öyle mi? Tamam ben arkasında eğileyim sizde itin onu bu kadar basit.’’ Dedi.

Ay ‘’Bu kadar basitse keşke bizi on yaşımızda buluştursaymış.’’

Dal ‘’Demek bizi sekiz sene kendini düşürmemiz için eğitti.’’

Küçük sakinleştirici laflamadan sonra herkes duruşunu aldı. Ateş’in ellerinde bir tür beyaz bir enerji dalgalanmaya başladı sanki ellerinde ateş tutuyor gibiydi. Ay’ın kolları parlıyordu. Yay’ın sol elinde iki enerjiden oluşan beyaz, saydam aşağıya ve yukarıya birer çıkıntı çıktı sanki sol elinde bir yay tutuyordu. Dal’da bileklerinin olduğu yerden diğerleri gibi beyaz bir enerji uzamaya başladı sanki ellerinde iki tane sarmaşık çıkıyordu. Gölge’nin ayakları ve sağ eli parlıyordu.

Yay ‘’İlk buluşmamızda böyle kavga etmemiz hiç hoş değil. Hem bire karşı beş hiç adil değil. Bence hiç şansımız yok. Gezgin bize birkaç bin kişi daha versen?’’

Gezgin ‘’Rakibini ne kadar gözünde büyütürsen kazanman o kadar zor olur. Bu söylemem gereksiz zaten bunu biliyorsun. Yani sadece dikkatimi dağıtmak için konuş…’’ derken yanına doğru sıçradı böylece Gölge’nin saldırısını savuşturmuş oldu. Gölge hemen geri çekildi.

Yay sağ eliyle sol elindeki yayı gerdiğinde beyaz ışıktan bir ok oluştu. Nişan aldı ve fırlattı Gezgin bunu da rahatlık savuşturdu. Ok nerdeyse Ay’a çarpacaktı ‘’Dikkat etsene! Birilerini yaralayabilirsin.’’ Diye bağırdı Ay.  Ardından Gezgin’in üstüne doğru koşmaya başladı gerildi tüm gücüyle ona bir yumruk salladı ama onunda saldırısı başarısız oldu. Gezgin, Ay’ın boşa çıkmış elini tuttu ve kendisine nişan almış Yay’ın üstüne doğru fırlattı. Ay ve Yay yerdeydi.

Ateş bağırdı. ‘’Napıyorsun o bir kız!’’

Gezgin soğukkanlılıkla ‘’Düşmanın çoğu zaman bunu düşüneceğini mi sanıyorsun?’’ Ay ve Yay savaşı bırakmış birbirlerine bağırıyordu. Dal ise enerjiden sarmaşıklarla aynı bir kırbaç gibi kullanarak Gezgin’e vurmaya çalışıyordu. Gezgin hepsini dokunmadan savuşturuyordu. Fırsat kollayan Ateş uygun gördüğün ilk anda saldırıya geçti. Ellerinde tutuğu ateşe benzeyen enerji Gezgin’in gövdesine doğru fırlattı ama nafileydi yine kaçtı ve fırlayan enerji Dal sarmaşıklarından birine çarparak onu parçaladı.

Dal bağırdı ‘’Hey dikkat et onları oluşturmak fazla enerjimi alıyor.’’ Ateş ondan özür dilerken üstüne doğru Gezgin fırlattığı Gölge geldi.

Son durumda herkes dövüşü bırakmış birbirleriyle tartışıyorlardı. Gezgin ise şaşkındı. Ne yapıyorlardı bunlar? Dövüşün ortasında birbirleriyle tartışıyorlardı. Yoksa başarısız mı olmuştu? Onu düşürebilmelerini beklemiyordu, beklediği her şeye rağmen iyi bir takım çalışmasıydı. Ama karşısında bencilce hareket eden bir takım vardı. Daha önce böyle değillerdi. Ne olmuştu bunlara?

Bu düşünceler içinde dikkatini kaybetti. Sol ayağının arkasına Yay enerji oku çarptı aynı anda yanına kadar gelen Ay sağ ayağına sağlam bir yumruk vurdu. Dengesini bozan bacaklarını tam doğrulacağı sırada Dal’ın sarmaşıkları sağ bacağına dolanmıştı ve onu var gücüyle çekiyordu. Yine de doğrulmayı başarabilirdi tabi o sıra tepesinin üstünde biten Gölge olmasaydı.

‘’Bu oyun burada bitti.’’ Dedi Gölge ve Gezgin’in göğsüne sağ elini saplamaya çalıştı. Gezgin o umutsuz durumda hızlı bir hareketle Gölge’in belinde tuttu. Gölge çırpınarak ‘’ Bırak Sapık!’’ diye çığlık attı. Gezgin onu başının gerisine doğru fırlatırken bu sefer de tam üzerinde Ateş ile göz göze geldi. Artık yapabileceği hiçbir şey yoktu. Ateş’in iki elide beyaz alevlerle parlıyordu tüm gücüyle iki elini Gezgin’in göğsüne vurdu…

Başarmışlardı Gezgin’i devirmişlerdi. O yere düşer düşmez bütün gençler sevinçle bağırdılar. Onlar zafer sarhoşuyken Gezgin düştüğü yerde oturmuş gülümseyerek onları izliyordu. Başarmalarını beklemiyordu sadece onların ne durumda olduklarını görecekti. Fakat yine bir şeyi unutmuştu; büyümüşlerdi. Onu yenme şansları yoktu bunun farkındaydılar normal yollarla olmazdı. Onlarda yapabilecekleri tek yolu denediler kendi aralarında tartışıyor gibi gözükmek bu Gezgin’i şaşırtacaklardı. Sonra ani tüm güçleriyle tek bir saldırı yapacaklardı. Başarılıda oldular.

Gezgin sevinen gençlere ‘’Bu işte bir bit yeniği olduğunu anlamalıydım. Herkes kavga ederken Dal ve Gölge birbirlerine bir şey demiyordu.’’ Gölge ve Dal dışında ki herkes güldü. Sonra Gezgin devam etti ‘’Bir rövanş olacak ama önce biraz yemek yiyelim.’’ Hepsi de ne kadar acıkmış olduklarını fark ettiler…