,

YAŞAM TAŞI KRALSIZ ÜLKE BÖLÜM 13


Yine Gezgin önde beş kişilik grup yürüyorlardı. Bugün gruplarının son üyesi aralarına katılacaktı. Dal ne kadar inkar ediyor olsa da Ateş ve diğerleri onunda Gölge ile buluşmak için heyecanlandığını biliyorlardı. Birden konuşmakta olan Ay’ın sesi kesildi. Aralarından hızlıca bir gölge geçti ve Gezgin’e doğru devam etti. Tam ona yaklaşmıştı ki Gezgin sağa çekildi. Artık gölgenin insan olduğu anlaşılıyordu ve Gezgin’e var gücüyle saldırıyordu havada ardı ardına tekmeler ve yumruklar sallıyordu. Hareketler çok hızlıydı fakat  Gezgin’e değmiyordu bile yaklaşan el ve ayakları ise rahatlıkla savuşturuyordu.

Diğerlerinin o siyahlığın Gölge olduğunu anlamaları uzun sürmedi. Dal ise önce bir iç çekti sonra yere bakarak başını sağa sola salladı. Siyah uzun saçlarını arkadan bağlayıp at kuyruğu yapmıştı. Boyu hepsinden kısaydı. Üstünde dizlerine kadar siyah bir pelerin vardı. Beyaz tenli, biraz çekik gözlü, minyon tipliydi.

Gölge rakibine ne kadar denerse denesin vuramayacağını anladığında durdu. Yay’a doğru yürümeye başladı yaklaşırken.

‘’Hani o övündüğün gözlerinle nerede? Beni bulmaya çalışacaktın. Hiç denemedin bile!’’ diye bağırdı ve biraz sıçrayarak tam kafasının üstüne bir yumruk indirdi. Yay acı içine hafifçe bağırdı attı kafasını ovuşturarak.

‘’Acıdı. Bu nasıl bir merhaba şekli. Unutmadım okulun orada buluşacak olduğumuzu bilsem yapardım ama nerden bilebilirdim böyle ortalığa zıplayacağını. Hem ‘gerçeklik gözünü’ ne sanıyorsun?’’

Gölge gözlerini kısarak tehditkar bir bakış attı sonra Gezgin’e dönerek bağırmaya başladı.

‘’Ya sana ne demeli. Ne zaman onların görünüşlerini aklıma soktun. Uzaktan baktığımda hepsini tanıdım hiç tereddüt etmedim.’’  Bir bir diğerlerini göstererek devam etti. ‘’Bu Ateş, bu Yay. Ay zaten tek kız olduğu için anlamak zor değildi. Diğeri zaten gerizekalı görünüşünden olduğundan kim olduğu belli… Gerçi zihnime sokmasan da kimin kim olduğu hakkında tereddüt etmeyecektim ama bu yaptığın gerçeğini değiştirmiyor…’’

Gölge, Gezgin’e bağırırken Dal, yanında ki arkadaşlarına. ‘’Ciddi mi şimdi bu? Altımızın ilk kez beraber oluşu ve ilk dakikadan ilk söylediklerine bak.’’ Ateş sadece gülerek omuz silkti. Yay ise başını Ay’a gösteriyordu Ay ise ona abartmamasını söylüyordu. Gölge biraz sonra bağırtılarını kesti.

‘’Senin neyin var? Şimdiye sende bana bağırmaya başlamıştın.’’ Dedi. Ateş araya girdi.

‘’Sanırım buraya da biz devreye giriyoruz. Yıllarca onun hakkında konuşmamızı yasaklamasının nedeni; hepimize farklı kişiliklerle davranmasıydı. Şimdide bir yere gidecek ve soru sormamanı isteyecek.’’ Gezgin, Ateş’in dediklerini başıyla onayladı Gölge’nin yüzü kayıtsızdı ne hissettiği anlaşılmıyordu Gezgin’e döndü.

‘’Benden yapmanı istediğin şeyi yaptım.’’ Dedi sadece. Gezgin gülümsedi.

‘’Teşekkür ederim. Sana güvenebileceğimi biliyordum. Ateş dediği gibi şimdilik gidiyorum beni burada bekleyin ve bir süprizle geleceğim.’’ Dedi göz kırptı sağına döndü ve yine gizemli bir şekilde yürüme başladı. Ateş, Gölgenin yanına geldi ve.

‘’Konuşmamız gereken şeyler var…’’

 

Gölge’den önce herkes kendi açısından Gezgin’i anlattı. En ilginç olay Dal anlatırken yaşandı. Dal hikayesini anlatırken gözlerini Gölge’den, Gölge’de Dal’dan ayırmıyordu. Sanki ikisi kendi aralarında Yaşam düellosu yapıyordu gözlerini ilk kaçıranın kaybedeceği bir düello. Dal son cümlesini söylediğin de  bir galip yoktu olay sorunsuz bitmişti. Diğer üçü rahat bir nefes almıştı çünkü bir an Gölge ve Dal birbirlerine saldıracak gibilerdi. Sıra Gölge’ye geldi.

‘’Neden hiç şaşırmadım? O herifi öldüreceğim onun hakkında konuşmamızı ve görüşmemizi bu yüzden yasaklamış! Yine de anlamıyorum neden?’’ Ateş bu konuşmanın bir yere varmayacağını belki biraz daha devam ederse konu yine yaşam yiyenler ya da o tür hayal ürünü şeylere kayabileceğini biliyordu. Artık konuyu kapatmanın zamanı gelmişti.

‘’Bütün gün hatta bütün yıl burada oturup teoriler üretebiliriz. Gerçeği sadece o geldiğinde öğrenebileceğiz. Bunu söylediğime inanamıyorum ama ona güvenmeliyiz…’’  Diğerleri ona katıldı sonra gruba son bir soru sordu.

‘’Son olarak Gezgin’i tek kelime ile ifade etsek bu sözcük ne olurdu. Benden başlayalım.’’ Dedi fazla düşünmedi başını öne eğdi ve sallayarak ‘’Dengesiz’’ dedi. Ay önce başını hafifçe kaldırarak gökyüzüne baktı sonra gülümseyerek.

‘’Sanırım baba.’’ Dedi. Yay hemencik.

‘’Arkadaş’’ Dal ise biraz lafı dolandırdı.

‘’Tek kelime ile tanımlamak pek kolay değil ama sanırım buna en uygun kelime ‘hoca’ olurdu.’’ En sona kalan Gölge’nin duygusuzca çıkan ses tonuyla tek kelimelik tanımı.

‘’Sapık.’’ Ateş konuyu kapattı.

‘’Tamam artık sadece Gezgin’i beklemek kaldı. Gerçek adı her neyse. Sürpriz hakkında da konuşmayalım, özellikle sen Yay!’’ Parmağı havada olan Yay’ın elini indirdi.

‘’Bu işi hallettiğimize göre… Açlıktan ölüyorum.’’ Dedi. Ay gülümseyerek çantasını kurcalamaya başladı ve dedi ki.

‘’Bu gün için çok özel şeyler sakladım.’’ Sonra sert bir şekilde Yay’a bakarak ‘’Simye sanatımla.’’

Kahvaltıdan sonra Gölge, Ay’ı ona stokladığı tatlıları vermesi için baskı yapıyordu daha doğrusu tehdit ediyordu. Fakat Ay çok az olduğunu ve daha sonra hep beraber yenmesi için ayırdığını söyleyerek reddediyordu. Erkekler ise Yaşam Taşı hakkında tartışmaya girmişlerdi.

Biraz sonra Gölge ayağa kalktı.

‘’Kalkın göstereceğim bir şey var.’’ Hep beraber kalktılar ve Gölgeyi takip etmeye başladılar. Kamplarından biraz uzaklıkta ki ağacın önüne geldiler. Ağaç diğer ve ağacın gövdesine kazılmış olan kendi isimlerini gördüler bütün isimler çok güzel bir şekilde yazılmıştı sadece Dal’ın adı özensiz, eğri yazılmıştı. Herkes ağacın altında toplanıp incelemeye başladı. Gölge sağ baş parmağını kaldırdı ve parlamaya başladı. Gölge’nin parlayan parmağının dokunduğu sert ağaç kabuğu sanki makasın kağıttı kolayca kesmesi gibi rahatça deliyordu. Sonra isimlerin altına günün tarihini yazmaya başladı. ’7 Haziran 425’.  Yay ağaçta kazılı yazıdan başını kaldırınca.

‘’Güzel başlangınç tarihini attık. Bakalım ne zaman tekrar buraya döneceğiz?’’ diye ortaya bir soru attı.

‘’Ben pek döneceğimiz sanmıyorum. Neden dönelim ki dünya çok büyük her yere gitmek istiyorum. Hem kısa bir zamanda taşı bulamayız.’’ Dedi Ateş.

‘’Aslında bende geri dönmeyi umuyordum. Burada hocalık yapmayı isterdim.’’ Diye tartışmaya katıldı Ay. Ateş daha böyle bir konudan bahsetmediklerini fark etti.

‘’Bu konuyu niye daha önce konuşmadık ki? Tabi daha önce yolculuğa çıkmadığımız için. Sanırım en bunu daha sonra konuşmamız daha uygun.’’ Tam sözünü bitirmişti ki.

Gürültülü bir korna sesi duyuldu. Ve ardından kornanın sahibi araç tam önlerinde durdu. Bu siyah bir karavandı. Hepsinin şaşkın bakışları arasında karavandan Gezgin indi.

‘’Söz verdiğim sürpriz buydu.’’ Dedi.

Dal heyecandan bağırdı.‘’Bu harika bir şey. ’’ dedikten sonra duraksadı ve Gölge’ye döndü. ‘’Bunu biliyordun bizi bilerek buraya getirdin.’’ Gölge sadece sırıttı.

Gezgin karavanı tanıttı. ‘’6 kişilik özel tasarım. Her türlü arazide gidebilir.’’ Yay

‘’Demek adın bundan geliyormuş. Bende sekiz senedir nasıl yolculuk yaptığını düşünüyordum. Demek bizde böyle gezeceğiz Dünya’yı. Her ne kadar tam bir amacımız olmasa da.’’ Dal sabırsızlıkla.

‘’İçini gezebilir miyiz?’’.

‘’Buyurun sizindir.’’

İçeri ilk Dal girdi, bu tür araçlara olan ilgisinden her zaman bahsederdi. Bu yüzden de en çok mutlu olan o olmuştu. Karavanı diğerleri onun kadar ilgi ile inceliyorlardı.

İki katlı bir karavandı. Yaklaşık beş metre boyundaydı dıştan bakan biri tekerlekli ev diyebilirdi.  Üst kısım kızlar için hazırlanmıştı yatakları, koltuk, masa ve dolaplar. Üst bölümde kızların odasının hemen önünde bir büyük bir boş alan vardı. Karavan üste ve yanlara doğru açılıp genişleyebiliyordu. Bu sayede hem kullanışlı bir yaşam alanı hem de yolculuk için uygun bir araca dönüşüyordu. Aşağı katta ise üç oda vardı en sonunda oğlanların kalacağı belli olan oda vardı.  Kızların odasından tek fark burada yataklardan biri ranzaydı vardı. Aşağıda üçüncü o da ise mutfaktı, orası ile en çok ilgilenen tabi ki Ay olmuştu. Oldukça kullanışlı ocağı, fırını olan basit bir mutfaktı. Hemen yanında bir masa vardı 6 kişi rahatlıkla oturabileceği dikdörtgen bir masa vardı. Son oda ise aracın kontrol edildiği yer vardı. Ön tarafta sadece 3 kişilik yer olmasına rağmen arkasında ki boşluğa herkes rahatlıkla sığabilirdi. Tam olarak onlara uygun bir karavandı.

Hızlı bir tur atıktan sonra tekrar dışarı çıktılar. Dal gözleri parlayarak.

‘’Harika bir şey. Demek böyle yolculuk yapıyordun. Böyle bir şeyi alabildiğine göre baya zenginmişsin.’’ Gezgin.

‘’Bir kaç tanıdığım var diyelim.’’ Yay.

‘’Bu güzel şeyi biraz sürmenin zamanı gelmedi mi?’’ dedi. Yanı başında ki Ateş onu destekledi.

‘’Katılıyorum. İtiraf etmeliyim ki tam bir süpriz oldu. Açıkçası bunu hiç düşünmemiştim.’’

Gezgin heyecanlı atmosferi bozarak.

‘’Biraz beklemelisiniz. Sanırım bazı şeyleri açıklama zamanı geldi. Onda sona kullanmak için yeteri kadar zamanınız olacak.’’ Dedi. Sorularının cevabını öğrenme zamanı gelmişti. Gezgin’in önünde yan yana sıraya geçmeye başladılar.

Sekiz yıldır eğittiği öğrencileri karşısında sıraya geçerken Gezgin hüzünlendi. Böyle olmasını istemiyordu fakat yapabileceğin en uygun şeyi yapacaktı. Büyük risk alacaktı. Aklında yakın bir zamana ait anısı tekrar canlandı.

***

‘’Onlara güven. Hepsi güçlü başlarının çaresine bakabilirler.’’ Dedi karşısındaki kadın.

‘’Evet biliyorum neler yapabileceklerini de biliyorum ama yine de düşünmeden edemiyorum ya yanıldıysak ya başarısız olursak.’’ Dedi Gezgin.

Kadın her zaman onu rahatlatan gülümsemesiyle. ‘’Başaracağız.’’ dedi sonra saçlarını kulağının arkasına atarak devam etti. ‘’Her şey eskisi gibi olacak.’’

***

Gezgin kendi kendine ‘’Her şey eskisi gibi olacak.’’ Dedi. Sonra kafasını kaldırdı öğrencilerine baktı. Onlar sıraya girerken gözünde sekiz sene önceki zaman canlandı. Sanki karşısında on sekiz yaşında gençler değilde on yaşındaki çocuklar vardı. Derin bir nefes aldı ve dedi ki.

‘’Evet ilk kim soruyor…’’