,

Yaşam Taşı : Kralsız Ülke Bölüm 11


‘’Benim için bir öğretmendi eksiklerimi görüp beni geliştiren kişidir. Yine de böyle bir şey yapması beni çok şaşırttı. Neden böyle bir şey yaptı ki?’’ dedi Dal. Ateş başını sağa sola sallayarak.

‘’Bilemiyorum. Gerçi tam benim tanıdığım adama göre bir davranış ama…’’

‘’Benim bir fikrim var.’’ Dedi Yay araya girerek, herkes döndü ona baktı. ‘’Belki o bir ‘Yaşam yiyendir’.’’ Ay şaşkınlıkla sordu.

‘’Yaşam yiyen de nedir? ismi kulağa korkunç geliyor.’’ Yay açıkladı.

‘’Bazı Yaşam sanatı kullanıcıları diğer yaşam kullanıcılarının kalplerini yiyerek onların güçlerini alıyorlarmış.’’ Ay hafiften titredi. Yay devam etti. ‘’Yaptıkları ortaya çıkınca İmparatorluk tarafından bulunup yok edildiler. Belki bir kaçı kurtulmuştur Gezgin’de onlardan biri olabilir.’’ Ay iyice korkmaya başlamıştı.

‘’Bunu da nerden öğrendin?’’ diye sordu Dal. Yay gülümseyerek.

‘’Efsane’nin bir kitabin da okudum. Adam gerçekten yazıyor. Sence savaşlarda gerçekten bulundu mu yoksa sadece uyduruyor mu?’’

‘’Kitaplarında ki savaşların gerçekten var anlattıklarıyla bire bir uyuyor. Senin dediğin kitabi bilmiyorum vampirler ile ilgili olan kitapla alakalı mı?’’ Yay gülümsemesine devam ederek

‘’Bu kitap sanırım basılmamış bana da veren Gezgin’di. Bana sık sık kitap verirdi. Bunlar vampirler gibi değil kan içmiyorlar. Kalp yiyorlar ve öyle her kalbide yiyemiyorlar. Sadece ona güvenen enerjisine uyumlu birinin kalbini yiyebiliyorlar.’’

Yay ile Dal sanki Ateş ile Ay yokmuş gibi konuşuyorlardı. Ateş ilgi ile onları dinliyor fakat Ay dehşete kapılmıştı, duyduklarından korkuyor ve Gezgin’in bir Yaşam yiyen olduğunu hayal etmeye başladı. Gezgin maskesini çıkartıp korkunç ağzıyla diğer dört arkadaşların kalbini yiyip ‘sırada ki sensin’ diyip kahkaha atıyordu.

‘’Belki de sekiz yıl boyunca bizi güçlendirip ona güvenmemizi sağladı şimdi de korkunç planını gerçekleştirecek.’’ Diye Yay komplo teorisini söyledi. Dal başına sağa sola sallayarak

‘’Çok mantıksız öyle bir plan yapıp sana öyle bir kitap vermezdi.’’ Yay gülümseyerek.

‘’O da öyle düşünmeni istiyor dostum.’’ Dedi. Ay artık dayanamadı.

‘’Susun o asla Kalplerinizi yiyip gülmeyecek.’’ Çığlık tarzı bir sesle. Diğer üç erkek bir saniye ona baktılar sonra onun bu haline güldüler…

Sonra Gezgin hakkında konuşmayı bıraktılar. Tabi Ay’ın bu konu hakkında konuşmak istememesinin etkisi büyük olmuştu. Aslında Yay ve Dal’da o konuyu pek konuşmak istemiyorlardı çünkü onlarda Gezgin’e sarsılmaz bir güven duyuyorlardı ve mantıklı bir açıklaması olduğuna inanıyorlardı. Ateş’te artık eskisi kadar gergin değildi o da Gezgin’i düşünmeyi bırakmıştı. Yıllardın beklediği bu anın tadını çıkartıyordu.

Hava yine birkaç günkü gibi yine güzel ve açık olmuştu. Yürümeye başlayalı iki saat olduktan sonra Gezgin önlerinden çıkagelmişti.

‘’Bir an gelmeyeceksin sandım. Sır okuluna yarım saat kaldı.’’ Dedi Dal. Ay sevinçle.

‘’O zaman Gölge ile buluşmamız için bir gün daha beklememize gerek yok.’’

Gezgin’in söyledikleri hem Ay’ın hem de diğerlerinin sevinçlerini kursaklarında bıraktı.

‘’Şu an okulda değil. Yapması gereken bir işi var yarın onu yol üzerinden alacağız.’’  sonrada ekledi ‘’…ve yarın imparatorluk okullarında ki son gününüz olacak.’’ Dedi. Ortamda kaybolan bir heyecan yeniden alevlendi.

Gezgin’in dediği gibi o geldiğinde kamp yapmak için durdular. Fazla yorulmamışlardı hemen kampı kurdular. Bu sefer daha erken kamp kurdukları için Ay’ın yemek hazırlamak için bolca zamanı olduğu için daha zahmetli ve daha lezzetli yemekler hazırlamıştı. Yemeği hep beraber yerken Dal hızlı hızlı yerken.

‘’Gerçekten bu yemekler harika. Ateş üç gündür bu yemeklerden mi yiyordun?’’ Ateş ağzında ki lokmayı yuttuktan sonra.

‘’Evet ama bu günkü gibi değildiler.’’ Der demez dediğine pişman oldu hemen Ay’a baktı. Ay kızgın gözlerle ona bakıyordu ve dedi ki.

‘’Diğerleri kötü muydu?’’ Ateş bu sefer gafil avlanmamıştı.

‘’Hayır iyiydi ve her geçen gün çok daha güzel oluyor.’’ Dedi. Yine de.

‘’Yani kötü yapıyordum şimdi öncesine göre daha mı iyi diyorsun?’’ dedi Ay. Yay ortalığı alevlendirerek.

‘’Ay haklı böyle bir anlam çıkıyor.’’  Ateş telaşla hızlı konuşarak açıklamaya çalıştı.

‘’Hayır! İyiydin şimdi daha da iyisin demek istedim. Hani şimdi daha fazla uğraştın ya yem… Ahh! Dilimi ıstırdım.’’ Dedikten sonra herkes gülmeye başladı. Ateş’te birkaç saniye sonra diğerlerine katıldı.

Gülme işi bittikten sonra Ay, Gezgin’e sordu.

‘’Şimdi de gidecek misin?’’ Ay’da her ne kadar belli etmese de Gezgin’in neler yaptığını düşünüyordu.

‘’Yemek için çok teşekkür ederim on yaşından bu zamana kadar yemek işinde çok geliştirdin. Eğer bir yaşam sanatı kullanıcısı olmasaydın emimim iyi bir aşçı olurdun. Evet bende tam kalkmak üzereydim.’’ Dedi.

‘’Nereye gidiyorsun?’’ diye ikinci soruyu sordu Ay biraz hüzünle.

‘’Bu soruyu sormasını Ateş’ten ya da Dal’dan beklerdim.’’ Dedi Gezgin gülerek ve devam etti ‘’Bunları şimdi söyleyemem zamanı geldiğinde öğreneceksiniz. Umarım öğrenmenize bile gerek kalmaz.’’ Dedi biraz önce ki neşeli sesi artık donuk çıkıyordu özellikle son cümlesi. Ne Ay ne de başkası başka bir şey demedi sonra Gezgin ayağa kalktı ve yine ormanda gözden kayboldu.

Gezgin gittikten sonra bir süre kimse konuşmadı. En sonunda Dal sessizliği bozdu.

‘’Nereye gitti.’’ Cevaplayan Ateş oldu.

‘’Bilmiyorum. İlk günden beri bir gündüz bir gece ortalıktan kayboluyor.’’ Dal tekrar sordu.

‘’Ne zaman gelir?’’ tekrar yanıtlayan Ateş oldu.

‘’Onu da bilmiyoruz. Belki sen biliyorsundur Yay, Yaşam yiyenler bunun gibi davranışları var mıdır?’’ diye sırıtmayla sordu. Yay’da muzipce bir şey diyecekti ki Ay’ın üzgün bir şekilde yere baktığını gördü. Ateş ve Dal’da durumu fark ettiler. Üçü sadece birbirine bakarak bir kez daha bu konunun şakasını bile yapmayacakları konusunda anlaştılar.

Ateş, Ay ve Yay’ın açmak istediği bir konu vardı o da Gölge idi. Fakat ne zaman deneseler Dal konuyu hemen değiştiriyordu ve bunu yapmada oldukça başarılıydı. Sonunda Ay patladı.

‘’Gölge ile sorununuz ne?’’ önce yine yaptığı gibi konuyu değiştirmek isteyen Dal böyle direk bir soru karşısında daha fazla direnmedi.

‘’Yok canım ne sorunu? Hiçbir sonumuz yok ki… Tamam belki bazı konularda anlaşamıyoruz… Sadece küçük tartışmalar oluyor…’’ Yay ona bezgin bir şekilde bakarak.

‘’Gölge…’’ dedi birkaç sessiz saniyenin sonunda.

‘’Kendinden başkasını düşünmeyen, sinsi, küçük düzenbaz!’’ şimdi kendine gelmişti fakat artık çok geçti. Diğer üçü Dal’a merakla bakıyordu.

‘’Boş verin sadece küçük bir konuda anlaşmazlık yaşamıştık o kadar önemli bir konu değildi ama siz konuyu sormayın.’’ Diğerlerinin şaşkınlığı daha da artmıştı fakat Dal söylemek istemiyorsa onu zorlayamazlardı. Nasılsa yarın Gölge ile de buluşacaklardı elbette ne olduysa o zaman öğrenme şansları olacaktı.

Konu yine değişip tatlı sohbetlere dönmüştü. Bazen kendi aralarında konuşuyorlardı, Yay ile Dal kendi aralarında konuştuklarında genelde Yay’ın esprilerine Dal kahkalarla atarak gülüyordu. Ay arada alınganlığı tutuyor, Ateşle de arada hepsi bir olarak uğraşıyordu. Her geçen gün daha da güzelleşiyordu. Ateş artık hayatının yarısını geçirdiği Ateş okulunu özlemeyeceğine emindi.

Uyku zamanı geldiğinde herkes birbirlerine iyi geceler dileyip uyumaya başlamıştı. Ateş uyumadan önce en sona kalan kişi Gölge’yi düşündü. Aralarında kuşkusuz en farklı kişiliğe o sahipti. Bir kızdan çok erkek gibi konuşurdu. Ciddi olmadığı belli olsa da insanları sık sık tehdit ederdi. Ateş ‘Acaba Dal ile aralarında ki sorun ne?’ diye düşündü. Üç-iki yıl öncesine kadar bu kadar sık kavga etmezlerdi. Şimdi her konuda illa bir fikir ayrılığına düşüyorlardı. Ateş, Gölge’ye Dal ile aralarında ki sorunun ne olduğunu yazdığında aldığı mektubu hatırladı.

’O gerizekalının biri anlamıyor hep kendine göre davranıyor. Aptal salak embesil… Zaten canım sıkkın Ay’dan aldığım tarifi yine beceremedim. Basit aptal bir tarif ama ben beceremiyorum! hepsi Dal’ın suçu… Dikkatli olmalı yoksa onu öldürürüm… Tabi ki kazayla. Sen de bana bir daha bu konu hakkında soru sorma!’ diye yazmıştı.

Gölge, Ateş’in hayatında tanıdığı ve çözemediği ikinci insandı. Sert bir mizaca sahipti hiçbir şeyi umursamaz gibi görünse de arkadaşlarına çok değer verirdi ve onları korumak isterdi. Tabi bir de hiçbir insanda olmayan abartılı tatlıya düşkünlüğü vardı. Şimdi grupta ki son eksik kişide yarın aralarında olacaktı.

Sabah Yay haricinde herkes uyanmış ve hazırlanıyorlardı. Yay gürültüye uyandı gözünü ovuşturarak.

‘’Kahvaltı yapmayacak mıyız?’’ Açıklamayı Ay yaptı.

‘’Yapacağız ama hep beraber.’’ Dedi ve gülümsemeye başladı sonra Yay’da gülümsedi diğerleri de hazırlanırken gülümsüyordu. Mutlu ve heyecanlılardı hayalleri gerçek oluyordu sekiz seneden sonra ilk kez beş arkadaş beraber olacaklardı.

Oturduğu yerden gençlerin mutlu bir şekilde hazırlanmalarını izleyen Gezgin onlar gibi mutlu değildi. Onları izliyor ve derin düşüncelerdeydi. Kendini toparladı ve gençlere dedi ki.

‘’Hadi yola çıkalım Gölge bekletilmekten hiç hoşlanmaz.’’

Sonra iki saatlik aralıksız bir yürüyüşe başladılar…