,

Yaşam Taşı: Kralsız Ülke Bölüm 5

Ay ellerini arkasına koymuş, ayakta ağaca yaslanmış şekilde bekliyordu. Onları görünce doğruldu ve sevinçle el sallamaya başladı.

Ay‘ın kendilerine el salladığını gören Ateş’de ellini kaldırıp sallamaya başladı. Sonra da yürümesini hızlandırıp Gezgin‘i geçerek Ay‘a doğru ilerledi. Yaklaşıp Ay‘ı daha net gördüğünde garip bir hisse kapıldı. Yan yana geldiklerinde sarıldılar. İlk sözü o güzel ve ince sesiyle Ay söyledi.

Ateş sen… İnanamıyorum tam aklımda canlandırdığım gibisin.” Ellerini ağzına götürdü ve devam etti .”Boyun, saçlarının rengi, uzunluğu, şekli. Gerçi saçlarının rengini söylemiştin onu biliyordum… Yüzün, gözlerin her şeyin…” sesi gittikçe neşeli çıkıyordu.

Ay bunları söylerken Ateş içindeki o garip hissin şimdi ne olduğunu anladı. Ay nasıl Ateş‘i hayal ettiği gibi bulduysa Ateş‘de onu öyle buldu. Düz sapsarı saçlarının ve kahverengi gözleri üstünde ki kirpiklerinin uzunluğu, boyu, düz yüz hatları tam hayalinde ki gibiydi ve çok güzeldi.

”Sende aynı benim hayal ettiğim gibi görünüyorsun.” diye gülümseyerek karşılık verdi.

”Acaba bu sekiz senenin verdiği empatinin sonucu mu?” diye sordu Ay.

”Bilmiyorum olabilir. Belki de sebebi geliyordur.” derken arkasında ki yaklaşmakta olan Gezgin‘e doğru döndü.

Gezgin yanlarına geldiğinde Ay’a selam verdi .Ay’da karşılık olarak ona sarıldı. Ateş bunu gördüğünde çok şaşırdı. Çünkü beklediği. ‘’Kaç saat geçti haberin var mı?’’ gibi bir tepkiydi. Yoksa bütün her şeyi çoktan Ay’a açıklamış mıydı? Ateş aklına gelen ilk şeyi söyledi. ‘’Demek sana daha önce açıkladı.’’ Ay hiçbir şey anlamadı.

‘’Bana neyi açıkladı?’’ diye şaşkınlıkla sordu. Bu sefer şaşırma sırası Ateş‘teydi, bir tür refleks olarak açıklama bekler tavırla Gezgin’e döndü. Gezgin ise Ay’a dönerek.

‘’Ben biraz önden gideceğim Esinti’nin orada buluşalım.’’ Dedi Ay hala bir şey anlamamıştı yine de soru sormadan başıyla onayladı. Gezgin, Ateş’e döndü.

‘’Sende Ay’a anlatabilirsin. Benim hakkımda ki konuşmama kuralı artık yok.’’ Dedi ve Ateş’in Bir başka soru daha sormasına fırsat vermeden yürümeye başladı. İkisi de bir süre Gezgin’i izledi. Ateş cesaretini topladı ve cevabını bildiği soruyu sordu.

‘’Esinti… şey… orası değil mi?’’ Ay’ın ses tonunda belli olan bir hüzünle cevap verdi.

‘’Evet Esinti‘nin mezarı.’’…

İkili yürürken Ateş hızlı bir özet geçti. Sekiz senedir ona nasıl işkence gibi bir eğitim verdiğini, nasıl dengesizce davrandığını ve en sonra bir gün önce ki değişimi anlattı. Bunları anlatırken Ateş kendini kaybetmişti. Ay’a hiç bakmıyordu kız hikayenin yarısında itibaren dehşet içinde onu dinliyordu. Ateş, Ay’ın durumunu anlattıkları bittikten sonra anca fark etti sonra toparlamaya çalıştı. Gülümseyerek.

‘’Peki senin sekiz senen nasıl geçti?’’ Dedi. Ay’ın gözlerinde ki dehşet ifadesi tebessüme dönüştü.

‘’Benim için… her halde en uygun kelime ‘’Baba gibiydi’’ olurdu. Her zaman koruyucuydu, nazikti, şefkatliydi. Sanırım bir babada böyle davranırdı. Bana hiçbir zaman sana davrandığı gibi davranmadı.’’

Ateş duyduklarına inanamadı. İkinci günde ikinci şokunu yaşıyordu. İlk şok yıllardır tanıdığı Gezgin’in karakterindeki aynı değişiklik ikincisi Ay’a kendine olduğundan çok daha farklı davranmasıydı.

‘’Neden kendi hakkında konuşmamızı yasakladığını hiç sormadın mı?’’ diye merakla sordu. Bu soru Ay’ı şaşırtmıştı çünkü bunu hiç düşünmemişti.

‘’Hayır sormadım sadece benden onun hakkında bir şey konuşmamı istemişti. Bende öyle yaptım.’’ Ateş biraz sinirli bir şekilde.

‘’Hiç mi merak etmedin?’’

‘’Hiç merak etmedim. Çünkü ona güveniyordum. Güvendiğin insanların yaptıklarını sorgulamazsın Ateş.’’ Dedi sesinde alınganlık vardı. Bunu fark eden Ateş onun gönlünü almak için.

‘’Benim için zor geçen sekiz seneydi ve şimdi öğrendiğim şeyler beni biraz şaşırtıyor. Üzgünüm.’’ Diye özrünü diledi her ne kadar hata yaptığını düşünmüyor olsa da.

‘’Sen nasıl bir durumdaysan ben de aynı durumdayım ama ben sesimi yükselmiyorum.’’ Dedi Ay ve önüne bakarak hızla yürümeye başladı. Buluşalı daha iki saat bile olmadan şimdi ona tavır mı alıyordu? Ateş ne diyeceğini bilemedi. Sonra Ay gülümseyerek ona döndü ve dedi ki ‘’Ama şimdi buradasın ya önemli olan bu.’’ Ateş’te karşılık olarak ona gülümsedi. İşte bu tanıdığı Ay’dı. Alıngan fakat alınganlığından daha hızlı barışan kızdı.

Biraz sonra çam ağacının altında etrafı küçük taşlarla çevrilmiş küçük mezara geldiler. Ay’ın yüzünü yine hüzün kaplamış mezara bakıyordu. Burası Esintinin mezarı olmalıydı.Yani Ay’ın ilk ve tek muhabbet kuşunun.  Ateş Ay‘ın eski mektuplarını ve ortak yazışma alanında yazılanları hatırladı.

Ay, muhabbet kuşuna sahip olduğunda ismini mektup arkadaşlarıyla beraber koymak istemiş. Bunun için daha önce geliştirdikleri ‘ortak yazışma alanı’ adı koydukları yerde bir tartışma başlatmışlardı.

Bu sistem şöyle işliyordu. Gezgin’in taşıdığı her zarfta iki mektup bulunuyordu birincisi kişiye özel gönderdiği mektup ikincisi ise ‘’ortak yazışma alanı’’ adı verdikleri mektuptu. Ortak yazışma alanında herkes sırasıyla konu hakkında ki düşüncelerini yazdığı sırasıyla herkesin eline geçen bir kağıttı. Bu sistemle mektupları iki kişi arasındaki hissini sanki hep berabermiş hissine çevirebilmişlerdi. Sistem fikri Dal’dan çıkmıştı.

Ortak yazışma alanında uzun bir süre ad konusunda bir tartışma olmuştu. Ateş ‘Ay ışığı’, Yay ‘dehşet kanatları’, Dal ‘Özgürlük’ (kafeste ki bir kuşa özgürlük ismi önerdiği için Dal ile çok dalga geçilmişti.). Gölge ise ‘Kuş’ isimlerini önermişlerdi. Uzun süren tartışmalar sonucunda kuşun adı ‘Esinti’ olmuştu. Yine de Ateş ‘Ay ışığı’ olmasının Ay‘ın kuşu olduğundan daha uygun olacağına düşünmüştü fakat Esinti de güzel isimdi.

Ay her mektubunda Esinti‘den bahsederdi. Buluştukları gün onu da getireceğini söyler dururdu. Diğerleri de görmedikleri halde Esinti‘ye alışmışlardı. Onun hakkında sorular sorarlardı nasıl olduğunu neler yaptığını merak ederlerdi.

Bir gün Ay kötü haber gelmiş; Esinti ölmüştü. Ay bütün çabalarına rağmen kurtaramamış. Diğerleri için hiç görmedikleri kuşun öldüğü haberi çok üzücü olmuştu. En çok üzülen tabi ki Ay olmuştu. Fakat diğerlerini şaşırtarak kendini çabuk toparlamıştı. Şimdi Ateş küçük mezarın önünde duruyordu.

”Senden aldığım en kötü mektuptu.” dedi Ateş. Ay başını kaldırmadan :

”Yazdığım en zor mektuptu …” sonra ekledi ”Benim için çok değerliydi ama yine de sadece bir kuştu.” dedi. Ateş şaşırmıştı. Sadece bir kuş muydu? Böyle bir cümleyi Ay’dan hiç beklemezdi. Sonra Ay ona dönerek.

Ateş sana bir şey söylemeliyim.” sesinde rahatsızlık vardı.

”Tabi söyle, seni dinliyorum.” Dedi Ateş. Ay bakışlarını kaçırarak konuşmaya başladı ”Benim hakkımda ki düşüncelerinin değişebilir ama…” Ateş‘in kafası karışmaya başlamıştı.

”Korkma seni biliyorum ve bunu hiç bir şey değiştiremez.” dedi Ay‘ın söyleyeceği şeyi iyice merak etmişti.

”Gerçekten utanıyorum bunu söylerken…” hala gözlerini kaçırıyordu ama son sözünden sonra Ateş hafiften kızarmaya başladı. Ay utanıyordu, söyleyeceklerinden utanıyordu ne söyleyecekti? Yoksa ondan hoşlandığını mı söyleyecekti? Düşüncesi Ateş‘i utandırdı. Neyse ki bu belirsizlik uzun sürmedi.

”Ben… ben korkuyorum… Gideceğimiz yerden.” Ateş rahatlamıştı kendi saf düşüncesinden utanmıştı sonra gülümseyerek.

‘’Korkacak bir şey yok hepimiz beraber oldukça sana bir şey olmaz. Seni koruyacak bir kalabalık olacak. Söz veriyorum.’’ Dedi. Ay kaşlarını çattı.

‘’Kendim için değil senin için diğerleri için korkuyorum. Bizi neyin beklediğini bilmiyoruz. Orada birinize bir şey olursa onu kurtarması gereken kişi benim. Grubun şifacısıyım. Bundan korkuyorum ya kurtaramazsam. Aynı Esinti’yi kurtaramadığım gibi. Biliyorum onun için yapabileceğim bir şey yoktu kimsenin yoktu. Fakat sizler kuş değil insanlarsınız, arkadaşlarımsınız, en değer verdiklerimsiniz. Yeterli olamamaktan korkuyorum.’’

İşte Ateş’in tanıdığı Ay. Kendisinden önce başkalarını düşünen.

‘’Ay bu yolculuk herkesin kendi seçimi. Hepimiz orada ki tehlikelerin farkındayız. Oraya rahatlıkla gidiyoruz çünkü senin gibi bir şifacımız var. Hem sana söz veriyorum bana bir şey olmayacak.’’ Dedi Ateş. Bu kendinden emin sözler Ay’ı rahatlatmıştı. Tam ‘’Bunları…’’ diye söze başlayacakken Ateş araya girdi. ‘’Bunları senin iyi hissettirmek için değil. Öyle olduğu için diyorum. Hem söylesene okulunda senden daha iyi bir şifacı var mıydı?’’ Ay artık gülümsüyordu.

‘’Hayır yok. Sanırım mezun olanların arasında bile yok. İyiyim çünkü öğretmenim ve arkadaşlarım en iyisi.’’

Bu konuşmadan sonra tekrar Gezgin hakkında konuşmaya başladılar. Ateş şüpheci Ay ise Gezgin’e güveniyordu. Bu durum Ateş’in biraz canını sıkmıştı. Nasıl oluyor da hala o adama güvenebiliyordu?

Yarım saat süren bekleyişten sonra Gezgin geldi. Ateş şüpheci bir ses tonuyla.

”Benimle buluştuğunda da bir yere gitmiştin. Şimdi nereye gittin? Ne işler çeviriyorsun?” üst üste sorular sordu.

”Özel bir şey ve muhtemelen bunu bilemeyeceksiniz. Bu yüzden lütfen soru sormayın.” Ateş‘in aksine Ay sorgusuz sualsiz bir şekilde ”Tamam” dedi. Fakat Ateş alaycı tavırla.

”Tabi. Eğer soracak olursak bütün tanıdıklarımızı öldürür bizi de sakat bırakırdın değil mi?” derken yüzünde bir gülümsemeyle Ay‘a döndü fakat gülümsemesi Ay’ın kahverengi gözlerinde ki dehşet ifadesini gördüğünde kayboldu.

”Neden böyle korkunç bir şey dedin?” dedi. Ateş hemen savunmaya geçmeden Gezgin.

”Evet Ateş neden böyle korkunç bir şey dedin.” Ateş patlayacak gibi hissetti.

”Sekiz senedir ben bu tür sözlerle yaşadım. Ondan birine bahsettiğim taktirde. Tanıdığım herkesi öldürüp beni de sakat bırakmakla tehdit EDİYORDUuu!!!” son kelimesini siniri yüzünden cırlayarak uzattı. Ateş tepkisine özellikle sonundaki cırlaması Ay ve Gezgin‘i güldürdü bir kaç saniye sonra Ateş‘te kendi haline gülmeye başladı.

Üçünün de gülmesi bitince Gezgin ciddileşerek.

‘Ay belli etmesen de benim hakkımda endişelerin var. Bana bunca zaman güvendiysen bir kaç gün daha bekle o zaman anlayacaksın.” Ay bir şey demedi masum bakışlarıyla sadece başını aşağı indirip kaldırdı. Gezgin gördüğü güven karşısında memnun olmuştu ”Teşekkür ederim. Şimdi yolla çıkalım.” dedi. Üçü de Esinti’nin mezarına dönüp eski arkadaşlarını elveda dediler. Sonra Yay‘la buluşmak için yürümeye başladılar…